Ahmet Gökbel*

Yıldızeli Yöresi Alevi Kültüründe İnanç Önderleri

Yıldızeli yöresindeki inanç önderlerine geçmeden önce, Yıldızeli’nin tarihi gelişimi ve inanç coğrafyası hakkında bilgi vermemiz konunun daha iyi anlaşılması için yararlı olacaktır.

Sivas iline bağlı bir ilçe merkezi olan Yıldızeli, Sivas’ın kuzey-batısında ve 47 km. uzağında bulunmaktadır. Yıldızeli, doğuda Sivas, batıda Akdağmadeni, kuzeyde Yeşilyurt ve Almus ilçeleri, güneyde ise Şarkışla ilçesiyle çevrilidir. Sivas-Ankara karayolu ile Sivas-Tokat karayolu ilçenin içinden geçmektedir.

İlçe, yerleşim merkezi olarak uzun bir geçmişe sahip değildir. Bir zamanlar Yıldızeli’nin bugünkü bulunduğu alanın sazlık ve bataklık bir yer olması nedeniyle burada birkaç hanelik bir köyün bulunduğu kaydedilmektedir[1].

İlçenin imar hareketlerinin 1639 yılından itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Aslı Başbakanlık Arşivi'de bulunup Yıldızeli’nin kuruluşu hakkında bilgi veren bir belgeye göre, Yıldızeli’nin kuruluşu ile ilgili olarak Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın 1639 yılında padişaha (4 Murad) mektup yazarak izin istediği belirtilir. Padişahın gönderdiği cevabi mektupta bu toprakların Kara Mustafa Paşa’ya verildiği, dilerse satacağı, bağışlayacağı veya vakfedileceği bildirilir. Bunun neticesinde Yıldızeli’de bulunan han ve cami için vakıflar kurulup bazı köyler, bu vakıflara bağlanır ve bunların bulunduğu yere gelip yerleşecek olanlara vergi vermeme ile askere alınmama muaflığı sağlanır. Ayrıca buraya yerleşenlerin eski sahiplerinin askerler ve beyler tarafından rahatsız edilmemesi için de bazı tedbirler alınır[2].

1648 yılında bölgeyi ziyaret eden Evliya Çelebi, ilçenin kuruluşu hakkında yukarıda verilen bilgileri teyit etmektedir. Evliya Çelebi’den naklen, o dönemde “Sivas Yenişehri” adıyla bilinen bu yerleşim merkezinin, padişah 4. Murad’ın emriyle ikinci veziri Kara Mustafa Paşa tarafından kurulduğu belirtilmektedir. O dönemde burada bir cami, bir hamam, iki mescit, bir sıbyan mektebi ve büyük bir han bulunduğu anlaşılmaktadır[3].

1850-1864 yılları arasında Sivas’a bağlı bir bucak olan Yıldızeli, 1863 yılından itibaren yapılan teşkilatlandırmada Sivas’ın vilayet yapılmasıyla 1886 yılında ilçe olmuştur. İlçe, 17. yüzyılda ve 18. yüzyılın bir kısmında “Yenişehir” adıyla, daha sonradan da Cumhuriyet dönemine kadar (1936) “Yenihan” olarak anılmıştır[4]. Yıldızeli ismi, 1936 yılında bölgedeki Yıldız Dağı’ndan esinlenerek verilmiştir[5].

Günümüzde, Yıldızeli, Çırçır, Direkli, Yavu, Şeyhhalil, Kümbet, Kalın, Kavak, Yusufoğlan ve Güneykaya olmak üzere dokuz belde ile 120 köye sahip bir yerleşim birimidir.

İlçe inanç coğrafyası açısından değerlendirildiğinde nüfusunun tamamına yakınının Müslümanlardan oluştuğu görülmektedir. İlçeye bağlı dokuz beldenin sekizinde Sünniler, birinde (Yusufoğlan beldesi) Aleviler, yine 120 köyden 88’inde Sünniler, 30’unda Aleviler ve iki köyde de Sünniler ile Aleviler birlikte yaşamaktadır.

Az sayıda Bahai dışında ilçede yaşayan gayrimüslim nüfus yoktur. Ancak ilçe nüfusuna kayıtlı 73 gayrimüslim nüfusun varlığı ve bunların tamamının İstanbul’da ikamet ettikleri tespit edilmiştir. Ayrıca ilçede yabancı kadınla evlenen Türk erkeğinin sayısı 169’dur. Dokuz tane Türk kadınının da yabancı erkeklerle evlendiği belirlenmiştir[6]. İlçe müftülüğü kayıtlarından da üç gayrimüslimin ihtida ederek Müslüman olduğu anlaşılmaktadır[7]. Öte yandan tamamı Alevi köylerinden olmak üzere yaklaşık 25 kişinin Bahai olduğu tespit edilmiştir[8].

İlçe merkezinde Alevi nüfusun Dere mahallesinde yoğunlaştığı görülmektedir. İlçeye bağlı olup nüfusunun tamamı Alevi olan bir belde, 30 köy ve Sünni-Alevi karışık olan iki köyü son nüfus sayımına göre şu şekilde sıralamak mümkündür:


 

 Köyün Adı Nüfus

Akçakale                               15

Akkoca  (Alevi-Sünni)       202

Akpınar                                 138

Arslandoğmuş                     851

Avcıpınarı                            174

Banaz                                    406

Davulalan                             286

Karaleylek                            197

Katıralan                               62

Kaleköy                                197

Kızılköy                                 174

Kıvşak                                   135

Nallı                                       83

Ortaklar (Alevi-Sünni)        135

Danişment                            173

Delikkaya                              42

Doğanlı                                 229

 

Köyün Adı Nüfus

Esençay                                152

İslim                                       196

Kaman                                   229

Karakaya                              227

Yassıkara                              91

Yuvalıçayır                           127

Yücebaca                              126

Sarıkaya                                300

Sarıçal                                   205

Tayalan                                 22

Topulyurdu                          374

Üyük                                     207

Yağlıdere                              628

Yakupköy                             507

Yaylagöze (Kevük)             41

Yusuoğlan (Belde)              1548

Toplam                             8313


 

Görüldüğü üzere son nüfus verilerine göre yörede bulunan Alevi köylerinde toplam 8313 kişinin yaşadığı anlaşılmaktadır. İlçe merkezinde bulunan Dere mahallesindeki Aleviler de göz önüne alınırsa bu sayıyı 8600’e çıkarmak mümkündür. Aynı nüfus sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 70.039’dur. bu veriler bize ilçenin % 8.5’nin Alevi olduğunu göstermektedir.

Yıldızeli ve çevresindeki Aleviler, “Alevi”, “Kızılbaş” ve “Sıraç” adıyla üç şekilde isimlendirilmektedir. Genel olarak kullanılan isim “Alevi”dir. Topulyurdu ve Yağlıdere’deki Alevilere “Sıraç” denmektedir. Edindiğimiz bilgiler ve gözlemlerimize göre bu iki köyde yaşayan Alevilerin, diğer Alevi köylerine nazaran içlerine kapalı bir hayat yaşadıkları ve çevre köylerle komşuluk ilişkilerinin çok zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Bölge insanına göre, bunlara Sıraç denmesinin sebebi, “sırrını aç, gizleme, neden sırrınızı gizleyip açmıyorsunuz” anlamları nedeniyledir.

Davulalan, Nallı, Karaleylek ve Yaylagöze (Kevük) köylerinde yaşayanlara “Karslı Aleviler” adı verilmektedir. Bu bölgede Kızılbaşlar denince de Karslı Aleviler anlaşılmaktadır. Katıralan ve Tayalan köylerinde ise Zara kökenli Koçgiri aşiretine mensup “Kürt Alevileri” yaşamaktadır. Karslı Alevileri ile Kürt Alevilerinin yaşadığı köylerin dışındaki Alevi köylerine de genel olarak “Alevi-Bektaşiler” denmektedir.

Kısaca ilçenin tarihi gelişimi ve inanç coğrafyasını bu şekilde belirttikten sonra, şimdi de yörede yaşayan Aleviler arasında ön plana çıkıp farklı çağlarda onların önderliğini yaparak onları çeşitli şekillerde yönlendirmiş inanç önderlerini tanıtmaya çalışalım.

Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında hiç şüphesiz Horasan Erenleri veya başka bir tabirle Alperenler ve gazi-velilerin rolü oldukça önemlidir. Türk kültür hayatına bakıldığında derviş, şeyh, pir, dede ve baba adlarıyla anılan Anadolu erenlerinin toplum üzerindeki etkisi tartışma götürmez durumdadır.

Manevi üstünlüklere sahip bu inanç önderlerine ait ziyaret yerleri, Anadolu’nun dört bir yanına yayılmış durumdadır. Yıldızeli ve yöresi de bu tip ziyaret yerlerinin fazla olduğu yerlerden birisidir. Biz burada sadece Yıldızeli ve çevresinde yaşayan Aleviler arasında kabul görmüş inanç önderlerine ait 10 ziyaret yerini tanıtmaya çalışacağız. Bunlardan bazıları hakkında elde edilen bilgiler efsane şeklindedir. Bazıları ise tarihi bilgilerle ortaya konulabilmektedir.

Bildirimizde, ziyaret sırasında halkın burada yatan insanlara karşı çeşitli ilgi ve davranış biçimleri ile bunlar hakkında anlatılanlar, ayrıntılarıyla ele alınacak, bunlardan hareketle, bir sonuca varılmaya çalışılacaktır.

Ziyaret yerinde yatan zatın özelliğini onun kerametleri, yaşayışı, yaşadığı devir ve tarikatı belirtmekle beraber, insanların onu ziyaret etme amacı da onun diğer ulu kişilerden farklı yönünü ortaya koyar. O nedenle bildirimde konuya bu açıdan bakıp, adı geçen yöredeki ziyaret yerlerinde yatan önderlerin kimlikleri, varsa kerametleri ve bunları kimlerin hangi amaçlarla ziyaret ettikleri üzerinde duracağım.

Tanıtmaya çalışacağım ziyaret yerleri, Pir Sultan, Seyid Ali, Tapuzlu Yatırı, Hulusi Bektaş, Ali Baba ve İbrahim Dede, Yusuf Dede, Çoğlu Baba, Akbaba, Kevgir Baba ve Küre Baba’dır.

1. Pir Sultan

16. yüzyılda yaşadığı bilinen Pir Sultan’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde doğduğuna inanılmaktadır. Doğum ve ölüm tarihi konusunda bağlayıcı bilgiler yoktur.

Bölgede yaşayan insanlar, Pir Sultan’ın Banaz köyünün kuzeyinde yer alan bir tepede bir süre yaşadığına inanmaktadırlar. Yaşadığına inanılan alanda şu anda Pir Sultan’ın heykeli bulunmaktadır. Heykelin sol tarafına Oniki İmamı temsilen “Oniki İmamlar Şehitliği” yapılmıştır. Her yıl düzenlenen Pir Sultan şenlikleri nedeniyle heykelin çevresi ona göre yapılıp düzenlenmiştir.

Pir Sultan’ın Banaz’da yaşamış olduğu kabul edildiği için ilçedeki diğer Alevi köyleri içerisinde Banaz, özel öneme sahiptir. Banaz’da yaşayan insanlar bu nedenle kendilerini diğerlerinden üstün görürler. Ancak diğer Alevi köyleri Banazlıları bazı yönlerden eleştirirler. Onlar, Banazlıları Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi tanımayıp Oniki İmamla fikir ortaklığı olmasına rağmen soyu ve mührü onlara dayanmayan Pir Sultan’ı, Hacı Bektaş Veli konumuna koydukları için yoldan çıkmış olarak görmektedirler. Banaz’da yaşayan bir kısım insanlara göre Pir Sultan, Hacı Bektaş’ın hocasıdır ve Hacı Bektaş Veli’den üstündür. Onlara göre o, büyük bir ozan, bir halk önderi, bilge kişi, dede, halkın gözü, kulağı, sesi ve vicdanıdır. Onda boyun eğme, bükülme, yağ çekme ve yaranma diye bir düşünce olmamıştır. Bölgede yaşayan insanlar arasında asıldığı zaman ölmediğine inananlar vardır. Asılma olayı gerçekleştikten sonra onu pek çok kişinin gördüğü belirtilmektedir. Bazılarına göre, Allah onu dinlendirmek ve sıkıntılardan kurtarmak için gökyüzüne çekmiştir.

Yine bölge insanınca Pir Sultan’ın, Banaz köyünü çevre köylerin ve diğer dış etkenlerin kin ve düşmanlığından koruduğuna ve Banaz köyüne bolluk ve bereket verdiğine inanılmaktadır. Ayrıca Pir Sultan’ın heykelinin bulunduğu çevre kutsal kabul edilmekte ve buradan ağaç kesilmeyip ot koparılmamaktadır. Burayı ziyarete gelen insanların heykelin sağ ve sol tarafında bulunan kuşburnu ağacına çaput bağlayıp her türlü dileklerini yaptıkları görülmektedir. Bazıları da buna ilaveten dua ve niyazlarının kabulü için heykelin alt çevresine mum yakmaktadırlar.

Pir Sultan’ın yaşamını ve asılmasını anlatan bir çok rivayetler vardır. Banaz’da yaşayan insanların Pir Sultan hakkında anlattıkları efsanelerden bir tanesini nakledelim:

“Pir Sultan yetimlerin eğitim-öğretim yapabileceği bir medrese kurdurur. (Şu anda bu medresenin nerede olduğu bilinmiyor). Bu medresede Hızır (Kel Hıdır) isminde bir kişi vardır. Bu şahıs zamanla Pir Sultan’a ‘Sen Osmanlı şahından başka şah istedin’ bahanesiyle kafa tutmaya başlar. Pir Sultan da ona şu şekilde cevap verir.

‘Ben şahı sevdiysem suçum ne benim

Benim şahım Şah-ı merdan Ali’dir’.

Daha sonra Hızır o bölgenin valisi olur. Pir Sultan ile arası açık olan Hızır, Vali olunca, Pir Sultan’ı ayağına kadar getirteceğini söyler. Hızır Paşa kadılarını göndermeden Pir Sultan’ı ayağına çağırır. Pir Sultan, bu davete uymaz. Daha sonra kadılarını gönderip onu getirtir. Pir Sultan, Hızır Paşa’ya haksızlık yaptığını, “eline, diline ve beline” hakim olmadığını söyler. Hızır Paşa ona biri helâl yolla elde edilmiş, diğeri de haram yoldan kazanılmış mallardan yapılmış yemekleri uzatarak bunlar içerisinden helâl malla yapılan yemeği ayırt etmesini ister. Pir Sultan bu yemekleri ayırt ettiği gibi haram yoldan kazanılmış malla yapılmış yemeği köpeklerin bile yemeyeceğini söyler. Köpeklerine seslenince yanına gelirler. Köpekler, haram malla yapılmış yemeğe dillerini dahi uzatmazlar. Bunun üzerine Hızır Paşa, Pir Sultan’a son bir şans daha tanır ve kendisinden içerisinde “şah” kelimesi geçmeyen üç deyiş ister. Bunun üzerine Pir Sultan ilk deyişini şu şekilde söyler:

Karşıdan görünen ne güzel yayla

Bir dem süremedim giderim böyle

Elâ gözlü Pirim sen himmet eyle

Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Alınmış abdesti aldırırlarsa

Kılınmış namazı kıldırırlarsa

Sizde Şah diyeni öldürürlerse

Ben de bu yayladan Şah’a giderim

Sivas ellerinde sazım çalınır

Çamlıbelller bölük bölük bölünür

Yardan ayrılmışım bağrım delinir

Bende bu yayladan Şah’a giderim

der ve bir sabah vakti Sivas’ın orta yerinde asılır”.[9]

2. Seyid Ali

16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığına ve Pir Sultan’ın küçük oğlu olduğuna inanılmaktadır. Mezarı, ilçeye bağlı Banaz köyünün güneyinde yer alan bir dağın eteğinde bulunmaktadır.

Mezar, beşer metre olmak üzere kare şeklinde mermerle çevrilmiştir. Baş ucundaki taşta ismi yazılıdır. Mezarın çevresinde kuşburnu ağaçları vardır. Yöre halkına göre Seyid Ali, bir savaşta şehit düşmüş ve olduğu yere defnedilmiştir.[10]

Seyid Ali yatırı şu nedenlerden dolayı ziyaret edilmektedir:

Çocuğu olmayan ve çocuğu yaşamayan kadınlar ile bahtı kapalı genç kızlar ve erkekler buraya gelerek isteklerini belirttikten sonra, oradan aldıkları bir miktar toprağın birazını yer, birazını da suya katarak içerler. Yine buradan alınan toprak, hayvanların ve insanların doğumlarının kolay olması için onlara üç gün üçler adına yalattırılır.

Çeşitli ağrıları ve sızısı olanlar ile felç geçirenler burayı ziyaret edip dua ve niyazda bulunurlar.[11]

Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı burayı ziyarete gelenler, dualarını yapıp dilek ve isteklerini belirttikten sonra, başlarındaki yazmadan veya elbiselerinden bir parça yırtarak mezarın yanındaki kuşburnu ağacına bağlarlar. Kendi elbiselerinden yırtarak bir parça bağlamaları dualarının kabul olması için önemlidir. Şayet dilekleri kabul olursa daha sonra tekrar buraya gelip kurban keserek bulgur pilavı pişirip yerler.

3. Topuzlu Yatırı

Banaz köyüne yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan bu yatır, çamlar içerisinde düz bir arazidedir. Ne zaman yaşadığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Mezarın baş ve ayak ucunda mermer sütunlar vardır. Ancak bunlarda yatırla ilgili herhangi bir yazı yoktur. Baş tarafındaki mermerde avuç içi kadar bir oyuk bulunmaktadır. Bu yatırı ziyarete gelenler dileklerini tutup bu oyuğa taş atarlar. Atılan taş oyuğa yapışırsa dileğin kabul olacağına inanılır. Yöre insanı arasında dilek taşı denince de bu yatır anlaşılmaktadır.

Topuzlu Yatırı’nın ziyaret edilme nedenleri şunlardır:

Kaza geçirenler, kötü rüya görenler, çocuğu olmayanlar, herhangi bir rahatsızlığı bulunanlar ve evlenmek isteyip evlenemeyenler bu yatıra gidip dileğini belirtir dua ve niyazda bulunur. Burayı ziyarete gelenlerin çoğu dilek taşına taş atmadan dönmezler. Attıkları taş tutarsa dileklerinin kabul olacağına inanırlar.

Köyde askere giden bütün gençler arkadaşlarıyla beraber bu yatırı ziyaret eder; sağ salim dönmeleri için dua ve niyazda bulunurlar. Köylüler, askere giden gençlerin giderken burayı ziyaret ettiği için köylerinden şehit vermediklerini, bu yatırın onları koruduğunu ifade etmektedirler.

4. Hulusi Bektaş

18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı tahmin edilen bir halk ozanıdır. Kabri, ilçenin Direkli bucağına bağlı Kıvşak köyünün mezarlığı içerisindedir. Hulusi Bektaş’a ait mezar, bölge insanı tarafından “tekke” adıyla bilinir. Adı geçen mezarın tekke olarak isimlendirilip burasının kutsal kabul edilmesini köylüler şu şekilde açıklamaktadırlar: Onlara göre Hulusi Bektaş, yaşamı boyunca maddiyata hiç önem vermemiş, 250’nin üzerinde deyişleri bulunan ve küçüklüğünden itibaren küçükbaş hayvancılıkla uğraşmış bir ozandır. Yaşadığı yıllarda başından geçen şu olay çevredeki insanları çok etkilemiştir. O soğuk ve fırtınalı bir Ocak ayında dağda sürüsü ile günlerce mahsur kalır. Uzun süre köy ile irtibatı kesilir. Ancak bu süre zarfında ona hiçbir şey olmaz. Halka göre o ermiş bir velidir.

Tekke adı verilen bu yatırın ziyaret edilme nedenleri şunlardır:

Genellikle buraya, gece uykusunda ağlayan ve karanlıktan korkan çocuklar getirilip onlar için dua ve niyazda bulunulur. Bunun haricinde koyunlarında çiçek hastalığı görülenler buraya gelerek kabirden bir miktar toprak alıp tuza katarak hayvanlarına yalattırırlar.

Tekke bolluk ve bereketin arttığı bir mekândır. Şöyleki, göz değmesini önleyip evine, malına ve mülküne bolluk ve bereket gelmesini arzu edenler, buradan aldıkları bir miktar toprağı evin veya ekinin etrafına, yağ ve peynirinin bereketli olmasını arzu edenler de evin kilerine serperler. Hatta parasının bereketli olması için cüzdanının içine buradan bir miktar toprak atanların da bulunduğu belirtilmektedir.[12]

5. Alibaba ve İbrahim Dede

Mezarları Yıldızeli’nin Ortaklar (Çavuşlu) köyünde bulunan iki kardeştir. Alibaba’nın kabri köyün doğusundaki cem evinin içerisinde, İbrahim Dede’nin kabri ise köyün güney doğusunda yaklaşık 1200 metre yükseklikteki bir dağın tepesindedir.

Alibaba’nın kabrinin bulunduğu cem evinin, içerisinde meyve ağaçları, çiçekler ve güllerin yer aldığı geniş bir bahçesi vardır. Alibaba’nın kabri bir metre yüksekliğinde etrafı taş ve beton karışımı bir duvarla çevrilidir. Üzeri yeşil bir sıtırla örtülüdür. Cem evinin içerisindeki mutfakta her şey mevcuttur. Buraya gidenler, beraberlerinde götürdükleri adak kurbanını orada yerler. Binanın yan tarafında ise bir su akmaktadır.[13]

Yüksek bir tepenin üzerinde bulunan İbrahim Dede’nin mezarının çevresi çam ağaçlarıyla çevrilidir. Üç metre uzunluğunda iki metre genişliğinde olan mezarın etrafı çevrili olup üzeri demirle örtülüdür. Demirlerin dört köşesine kuşlar için suluklar yapılmıştır.[14]

Alibaba ile İbrahim Dede’nin yaşadıkları dönem ve hayatları hakkında net bilgiler yoktur. Bu zatlar hakkında bilinen tek şey bunların kardeş olup bu köye gelip yaşamlarını sürdürdükleri ve yaşamları boyunca geleceği gören, herkes tarafından güvenilen veliler olduklarıdır. Yöre halkına göre Alibaba ile İbrahim Dede arasında akşamları devamlı bir ışık gelip gitmektedir.[15]

Alibaba ile İbrahim Dede’nin ziyaret edilme nedenlerini şu şekilde izah edebiliriz:

İbrahim Dede’ye genellikle havalar kurak gittiği zaman yağmur duası için gidilmektedir. Bu amaçla oraya çıkan insanlar kabrin başında kurban keserek dua ederler. Daha sonra oradaki kuşburnu ağacına çaput bağlayarak mum yakarlar.[16]

Alibaba’ya birçok sebepten dolayı gidilmektedir. Çocuğu olmayan kadınlar çocuk sahibi olmak için giderken, gurbete çalışmaya giden gençler ile askere giden gençler Alibaba’yı ziyaret ederek ondan izin alırlar. Bu izin alma, yolculuğa çıkan herkes için geçerlidir. Onlara göre Alibaba’dan izin alanlar gurbette oldukları sürece her türlü kazadan, belâdan ve kötülüklerden korunur.

6. Yusuf Dede

Yusuf Dede’nin mezarı, Yıldızeli’ye bağlı Yusufoğlan beldesinin mezarlığı içerisindedir. Mezarın yüksekliği bir metre kadardır. Etrafı, gelen kişilerin oturması için, betonla yapılmış taş duvarla çevrilmiştir. Mezarın üzeri toprak olup üzerinde çalı ve kuşburnu ağacı bulunmaktadır. Bunlara dilek dilenerek çaput bağlanır. Mezarın alt tarafında yatırın adının verildiği “Yusuf Dede Suyu” vardır.

Ne zaman yaşadığı konusunda kesin bir şey söylenmeyen Yusuf Dede, burada yıllarca dedelik yapmış Oniki İmam soyundan gelen bir zattır. Bu nedenle ulu ve kutsal olarak kabul edilmiştir.

Yusuf Dede, şu nedenlerden dolayı ziyaret edilmektedir:

Havalar kurak gittiği zaman yağmur duası için Yusuf Dede’ye gidilir. Dua ve niyazdan sonra kurban kesilir.

Baş ağrısı, boğmaca ve öksürüğü olanlar, her türlü nazardan korunmak ve yapılan sihir ve büyülerin bozulmasını isteyenler, düşük yapan kadınlar ile doğumu zor olan hamileler, herhangi bir kaza geçirenler, kötü rüya görenler ve evlenmek isteyip de evlenemeyenler Yusuf Dede’ye giderek dua ve niyazda bulunup kuşburnu ağacına çaput bağlarlar. Dileklerinin kabul olması için tavuk ve horoz kesenlere de rastlanmaktadır.[17]

7. Çoğlu Baba

Mezarı ilçeye bağlı Sarıkaya köyünün güneyindeki küçük bir tepenin üzerindedir. Dört tarafı mermerle çevrilip üzeri toprakla kapatılmıştır. Ne zaman yaşadığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Yöre halkı Çoğlu Baba’nın Sarıkaya’da doğmadığı, buraya sonradan gelip yerleştiği görüşündedir. Onun mütevazı kişiliği, Ehl-i Beyt’e düşkünlüğü ve keramet sahibi bir zat olması köylüler yanında değerini yükseltmiştir. Günümüzde kabri, çevredeki insanlar tarafından kutsal olarak kabul edilmekte ve çeşitli dilek ve istekler için ziyaret edilmektedir.

Çoğlu Baba’yı kimlerin ziyaret ettiğini ve ziyaret edilme nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Çevrede ermiş bir kişi olduğuna inanıldığı ve güzergahta bulunduğu için yatırın hizasından geçen insanlar, yaya ise durup, değilse arabalarını durdurarak yatırın yanına çıkar, dua edip af dilerler.

Havalar kurak gittiğinde yağmur duası için, felçli hastaların şifa bulması için, hayvanları nazardan korumak, bol süt almak ve hayvan hastalıklarının tedavisi için, gece uykusunda ağlayan, geç yürüyen, dili peltek olan ve korkan çocukların tedavisi için ve Aile geçimsizliğine son verilmesi için ziyaret edilmektedir.

Değişik nedenlerden dolayı Çoğlu Baba’yı ziyaret edenlerin kimileri dua ve niyazda bulunurken, kimileri mum yakmakta, kimileri de buradan aldıkları topraktan üç-yedi veya oniki gün aç karna yalamakta ya da hasta başkası ise ona yalatmaktadır.

8. Akbaba (Ağbaba, Ağtepe)

Rivayete göre Akbaba, Kevgir Baba ve Küre Baba üç kardeştir. Her üçü de keramet sahibi veli insanlardır. Horasan’dan yola çıkan bu üç kardeş Tokat’ın Artova ilçesine gelirler. Bir süre burada kaldıktan sonra ayrılmaya karar verirler. Nereye gideceklerini belirlemek için üç ayrı yöne üç ayrı taş atarlar. Akbaba’nın attığı taş Akpınar köyünün kuzeybatısına köye 10 km. uzaklıkta bulunan yüksek bir tepeye, Kevgür Baba’nın attığı taş Yolkaya (Çokraz) köyünün doğusuna köye 9 km. uzaklıkta bulunan bir tepeye, Küre Baba’nın attığı taş ise Davulalan köyünün batısına köye yaklaşık 15 km. uzaklıkta bulunan kayalıklara düşer.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Akbaba’nın mezarı Yıldızeli’ye bağlı Akpınar köyünün kuzeybatısında, köye yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan bir tepenin üzerindedir. Yöre halkına göre, Akbaba’nın mezarı 5-6 yıl öncesine kadar taş yığını halinde imiş. Gazi köylü bir genç kız, felç geçirip ayaklarının üzerinde duramaz hale gelir. Bir gün rüyasında Akbaba’yı görür. Akbaba ona, “benim mezarımı yaptırırsan seni kurtarırım” der. Bunun üzerine genç kız rüyasını babasına anlatır. Babası Akbaba’nın mezarını yaptırır. Mezarlık üç metre uzunluğunda, iki metre genişliğinde, etrafı çevrili ve üzeri demirle örtülüdür. Demirlerin dört köşesine kuşlar için suluklar yapılmıştır. Mezarın yanında büyük ardıç ağaçları vardır.

Akbaba’yı, vücudunun herhangi bir yeri uyuşan, el ve ayağı tutmayan, sızı, yel ve felç geçiren insanlar şifa bulmak amacıyla ziyaret ederler. Ziyaret esnasında dileklerini belirtip dua ve niyazda bulunurlar. Bazıları da önceden adadığı kurbanını keserken bazıları da mum yakıp çaput bağlarlar.

9. Kevgir Baba

Kevgir Baba, Yıldızeli ilçesine bağlı Yolkaya (Çakraz) köyünün güneyinde 7-8 km. uzaklıktaki bir tepenin üzerinde yatmaktadır. Mezarın yerinin tespiti konusunda birbirine benzer iki rivayet vardır. Birincisine göre, bundan senelerce önce Tokat’ın Zile kazasından Tahsildar Mehmet Efendi isminde bir zat rüyasında Kevgir Baba’yı görür. Kevgir Baba kendisine şöyle der: “Ben bataklıklar içerisindeyim. Gel beni kurtar.” Bu istek üzerine Mehmet Efendi sora sora gelerek Çakraz köyünü bulur. Rüyasında gördüğü tepeye çıkar. Oradaki bataklığı kazdırır. İçinde bir elinde kılıç ve sağ gözünden ok yarası almış sarı sakallı muhterem bir kişi bulur. Bataklıktan yaklaşık on adım üstünde kazılan bir mezara aynen konur ve kabrin etrafı betonla çevrilir. Sonra oradaki bataklık göze (kaynak) haline getirilir.[18]

İkinci rivayete göre, Tokat iline bağlı Artova ilçesinde yaşayan genç bir kız rüyasında buradaki bataklıkta elinde kılıcı olan birisini yatıyor olarak görür. Bu kişi genç kıza; “Gel beni kurtar, beni suyun üzerine çıkar ve mezarımı yaptır.” der. Bunun üzerine genç kız Çakraz köyüne gelir, durumu köylülere anlattıktan sonra köylülerle beraber rüyada gördüğü tepeye çıkarlar. Daha sonra burası eşilir ki kızın rüyasında gördüğü gibi elinde kılıcı olan birisi suyun içinde yatıyor. İlk etapta kılıcını elinden almaya çalışırlar ama kılıcı bırakmaz. Sonra içlerinden birisi “Ey Mübarek! Kılıcını tekrar vereceğiz” deyince kılıcı bırakır. Mevta, eski yerinin biraz üst tarafına kılıcı ile beraber defnedilir. Daha sonra genç kızın babası Kevgir Baba’nın mezarını yaptırır. Mezar yaklaşık üç metre uzunluğunda iki metre genişliğinde, etrafı mermer sütunla çevrili üzeri toprakla kapatılmış durumdadır. Üzerinde yeşil renkli sıtırlar örtülüdür. Kabir, iki odalı bir binanın içerisindedir. Odalardan birinde mezar bulunmakta, diğeri ise sergiler ve minderler serilmiş, oturulup ibadet edilebilecek durumdadır.[19] Kevgir Baba’yı sadece Yıldızeli ve çevresindeki köyler değil, Şarkışla ilçesine bağlı birçok köyden insanlar da gelip ziyaret etmektedir.

Kevgir Baba’nın ziyaret edilme nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

·        Gece rüyasında ağlayan çocuklar buraya götürülür. Kabrin yanına boylu boyunca yatırılıp dua edilir. Toprağından birazcık alınarak bir muska şeklinde yapılıp çocuğun boynuna asılır.

·        Askere giden gençler, gitmeden bir gün önce Kevgir Baba’yı ziyaret edip dua ve niyazda bulunduktan sonra, oradan aldıkları toprağı muska şeklinde sarıp boyunlarına asarlar.

·        Çocuğu olmayan kadınlar, çocuk sahibi olmak için Kevgir Baba’yı ziyaret ederler. Kabrin yanında bir gece yattıktan sonra, beraberlerinde kabirden bir avuç toprak alarak dönerler. Bu toprağın bir kısmını oniki gün yemeklerine katarak yerler, bir kısmını da muska şekline getirerek boyunlarına asarlar.

·        Ayrıca, Kevgir Baba’yı sarası olanlar, vücudunun herhangi bir yeri tutmayıp uyuşanlar, sevdiğine kavuşmak isteyenler ve çocuğu geç yürüyüp dili peltek olanların ziyaret ettikleri ve ondan yardım isteyip dua ve niyazda bulundukları, oradaki sudan da şifa niyetiyle içtikleri belirtilmektedir.[20]

10. Küre Baba

Mezarı, ilçeye bağlı Davulalan köyünün batısında, köye 15 km. uzaklıkta bulunan yaklaşık bin metre yükseklikteki bir tepenin üzerindedir. Rivayete göre Küre Baba bu tepedeki kayalık alanda yaşamıştır. Ancak kabrinin yeri net belli değildir. Küre Baba adı verilen bu kayalarda Perşembe günleri bir ışığın yanıp söndüğü belirtilmektedir.

Bulunduğu yerin, çevredeki yerleşim birimlerine uzak olması, buraya ziyareti olumsuz etkilemektedir. Küre Baba, genellikle havalar kurak gittiği zaman yağmur duası için ziyaret edilmekte ve orada yapılan duanın kabul olacağına inanılmaktadır.

Netice itibariyle Yıldızeli yöresinde yaşayan Aleviler arasında kabul görmüş inanç önderleri, yaşadıkları dönem, tarikat, tahsil, sanat, meslek ve yaşantılarına göre çeşitli özellikler gösterirler. Bunları şu şekilde sıralamamız mümkündür.

1. Bu insanların bir kısmının yaşadıkları dönem bilinmekle beraber, hangi yüzyılda yaşadıkları tespit edilemeyenler de vardır.

16. yüzyıl: Pir Sultan

17. yüzyıl: Seyid Ali

18. yüzyılın sonları 19. yüzyılın ilk yarısı: Hulusi Bektaş.

Yaşadıkları dönem hakkında bilgi olmayanlar: Topuzlu Yatırı, Ali Baba, İbrahim Dede, Yusuf Dede, Çoğlu Baba, Akbaba, Kevgir Baba ve Küre Baba.

2. İnanç önderi olarak kabul edilen zatların hayatları ve yaptıkları işler farklı özellikler göstermektedir. Bunları şu şekilde gruplandırabiliriz:

Bölge insanı bunlardan, Pir Sultan’ı ozan, bilge kişi ve dede; Seyyid Ali’yi şehit; Hulusi Bektaş’ı ozan ve evliya; Topuzlu Yatırı, Ali Baba, İbrahim Dede, Yusuf Dede, Çoğlu Baba, Akbaba, Kevgir Baba ve Küre Baba’yı Alperen, ermiş kişi ve evliya olarak kabul etmektedir.

3. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, saydığımız inanç önderlerinden çoğu keramet sahibi kişiler olarak görülmektedir. Bunlar birtakım olağanüstülükler gösterirler. Kerametlerinin yanı sıra haklarında bazı efsaneler de anlatılır. Gösterilen kerametleri ve anlatılan efsaneleri ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:

·        Asılmasına rağmen ölmeme (Pir Sultan)

·        Bulunduğu bölgeyi çeşitli kin ve düşmanlıklardan koruma (Pir Sultan)

·        Askere giderken kendisini ziyaret edenleri askerden dönünceye kadar koruma (Topuzlu Yatırı)

·        Uzun süre yerleşim yerinden uzak kalıp aç, susuz yaşama (Hulusi Bektaş)

·        Kabrin başında akşamları sık aralıklarla bir ışığın yanması (Alibaba, İbrahim Dede)

·        Kişilere rüyasında kendisini gösterip mezarının yapılmasını isteme (Kevgir Baba, Akbaba)

·        Kabrinin olduğu bölgede Perşembe günleri bir ışığın yanıp sönmesi (Küre Baba)

4. Yıldızeli yöresinde yaşayan Alevilerin, sözünü ettiğimiz zatları farklı amaçlarla ziyaret ettikleri anlaşılmaktadır. Ziyaret esnasında Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde görülen taş yapıştırma, türbe etrafında dönme, çaput bağlama ve dilek dileme gibi pratikleri burada da görürüz. Bunun yanında ziyaret sebeplerinde farklılıklar göze çarpar. Ziyaret sonrası çoğunluğun olumlu sonuç aldığı anlatılır. Bunları ziyarete gidenleri ve gidiş sebeplerini ana hatlarıyla şu şekilde sıralayabiliriz:

·        Her türlü dileği olanlar (Pir Sultan, Akbaba, Hulusi Bektaş, Seyid Ali, Kevgir Baba)

·        Çocuğu olmayanlar veya olup da yaşamayanlar (Seyid Ali, Topuzlu Yatırı, Ali Baba, Kevgir Baba)

·        Bahtı kapalı genç kızlar ve erkekler (Seyid Ali, Topuzlu Yatırı, Yusuf Dede)

·        Çeşitli ağrıları ve sızısı olanlar (Seyid Ali, Topuzlu Yatırı, Yusuf Dede, Akbaba)

·        Kaza geçirenler (Topuzlu Yatırı, Yusuf Dede)

·        Kötü rüya görenler (Topuzlu Yatırı, Yusuf Dede)

·        Askere giden gençler (Topuzlu Yatırı, Ali Baba, Kevgir Baba)

·        Gece uykusunda ağlayan ve karanlıktan korkan çocuklar (Hulusi Bektaş, Çoğlu Baba, Kevgir Baba)

·        Hayvanlarında çeşitli hastalık görülenler (Hulusi Bektaş, Çoğlu Baba)

·        Evine, malına ve mülküne bolluk ve bereket gelmesini arzu edenler (Hulusi Bektaş)

·        Kuraklık olduğu zaman yağmur duasına çıkanlar (Yusuf Dede, Çoğlu Baba, İbrahim Dede, Küre Baba)

·        Her türlü nazardan korunmak ve yapılan sihir ve büyülerin bozulmasını isteyenler (Yusuf Dede, Çoğlu Baba)

·        Düşük yapan kadınlar ile doğumu zor olan hamileler (Yusuf Dede)

·        Felçli hastalar (Çoğlu Baba, Akbaba, Kevgir Baba)

·        Aile geçimsizliğine son vermek isteyenler (Çoğlu Baba)

·        Dili peltek olanlar (Çoğlu Baba, Kevgir Baba)

·        Sara hastalığı olanlar (Kevgir Baba)

Görüldüğü üzere bu inanç önderlerinin halkın gönlünde taht kurmalarında, onların hayattayken gösterdikleri birtakım olağanüstülüklerin yani kerametlerin rolü büyüktür. Bunların hepsinin de keramet sahibi olduğunu söylememiz mümkün değildir. Bu kişiler sadece bir din adamı, bir evliya değil bunların haricinde ozan, bilge kişi, şehit yahut sıradan bir insan da olabilmektedir. Farklı devirlerde yaşamış olan bu zatların şöhreti, insani yaşayışı veya talihsiz hayatı onların sevilmelerinde önemli rol oynamıştır. Kimileri hakkında yeterli bilgi olmamakla beraber yöre insanı onların yattığı yerleri kutsal, içinde yatanı aziz ve mübarek bilmiş ve hakkında menkıbeler vücuda getirmiştir.

Bu tip şahsiyetlerin kabirlerinin ziyaret edilmeleri ve onların vasıtasıyla Tanrı’dan şifa umma geleneği Anadolu’da yüzyıllardır sürdürülen bir gelenektir. Ancak geçmişe oranla günümüzde böyle yerleri ziyaretlerin ve orada yapılan pratiklerin azaldığı görülmektedir. Buna rağmen bu şahsiyetlerin toplum üzerindeki etkileri hâlâ devam etmektedir. Halkın, yüksekçe bir tepede mekân tutmuş olan mübarek şahısların o çevredeki yerleşim birimlerinin koruyucuları olduğuna inancı tamdır.

Tebliğ, Uluslararası Türk Dünyası İnanç Önderleri Kongresi (Tüksev) 23-28 Ekim 2001 / Ankara.


 

* Doç. Dr. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi, Sivas.

[1] İbrahim Aslanoğlu: Her Yönden Sivas. Sivas 1979: 46; Yurt Ansiklopedisi (Türkiye İl İl: Dünü Bugünü Yarını). IX, İstanbul 1982-1983: 6875.

[2] Hikmet Denizli: Sivas Tarihi ve Anıtları. Sivas 1998: 367.

[3] Adnan Mahiroğulları: Seyyahların Gözüyle Sivas. İstanbul  2001: 45.

[4] Mahiroğulları 2001: 29, 45, 55, 103.

[5] Denizli 1998: 367; Aslanoğlu 1979: 48; Yurt Ansiklopedisi, IX: 6875.

[6] İlçe Nüfus Müdürlüğü 1996 Yılı İstatistikleri; Sıddık Ünalan: XX. Yüzyıl Sivas Tarihi ve Günümüz İnanç Coğrafyası. (Basılmamış Doktora Tezi- İnönü Üni. Sos. Bil. Ens.) Malatya 1997: 261.

[7] İlçe Müftülüğü 1996 Yılı İstatistikleri ve İhtida Defteri.

[8] İlhan Sezgin (Prof.Dr.), Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi.

[9] Hüseyin Çelik, Banaz Köyü, 1932 doğumlu, okur- yazar değil; Muharrem Çakmak, Banaz Köyü, 1941 doğumlu, İlkokul mezunu; Bayram Doğan, Banaz Köyü, 1949 doğumlu, İlkokul mezunu.

[10] Muharrem Çakmak, Banaz Köyü, 1941 doğumlu, İlkokul mezunu; İbrahim Türkan, Banaz Köyü, 1938 doğumlu, Okur- yazar değil.

[11] Hüseyin Çelik, Banaz Köyü, 1932 doğumlu, Okur- yazar değil; Hatice Aslan, Banaz Köyü, 1940 doğumlu, Okur- yazar değil; Bayram Doğan, Banaz Köyü, 1949 doğumlu, İlkokul mezunu.

[12] Ahmet Demirci, Kıvşak Köyü, 1950 doğumlu, Okur- yazar değil; Mehmet Akış, Kıvşak Köyü, 1953 doğumlu, İlkokul öğretmeni; Yeter Ateş, Kıvşak Köyü, 1942 doğumlu, Okur- yazar değil.

[13] Musa Demirci: “Yatırlar ve Ziyaretler” Sivas Folkloru 1 (1973) 1: 9; Cemal Yılmaz, Çavuşlu Köyü, 1941 doğumlu, İlkokul mezunu; Hacı Doğan, Çavuşlu Köyü, 1940 doğumlu, İlkokul mezunu; Menevşe Karabulut, Çavuşlu Köyü, 1951 doğumlu, Okur-yazar değil.

[14] Muharrem Çelebi, Çavuşlu Köyü, 1942 doğumlu, Muhtar.

[15] Erdem Navruz, Üyük Köyü, 1965 doğumlu, İlkokul mezunu.

[16] Rıza Satılmış, Üyük Köyü, 1949 doğumlu, İlkokul mezunu.

[17] Ali Tanrıverdi, Yusufoğlan Beldesi, 1950 doğumlu, İlkokul mezunu; Elmas Çınar, Yusufoğlan Beldesi, 1950 doğumlu, İlkokul mezunu; Tamam Çelik, Yusufoğlan Beldesi, 1930 doğumlu, İlkokul mezunu.

[18] Demirci 1973: 8.

[19] Yakup Göker: Şarkışla’nın Sosyo-Kültürel ve Dini Yapısı Üzerine Bir İnceleme. (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi-Cum. Üni. Sos. Bil. Ens.) Sivas 1998: 166-167; Özlem Aslan: Yıldızeli ve Çevresindeki Alevîlerin Kültürel ve Dini Yapısı Üzerine Bir İnceleme. (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi-Cum. Üni. Sos. Bil. Ens.) Sivas 2001: 198-199.

[20] Mustafa Koç, Kaman Köyü, 1930 doğumlu, İlkokul mezunu; Cevahir Kızılgöz, Davulalan Köyü, 1935 doğumlu, Okur-yazar değil; Hava Yılmaz, Çavuşlu Köyü, 1941 doğumlu, İlkokul mezunu; Müzeyyen Çetin, Karaleylek Köyü, 1945 doğumlu, Okur-yazar değil.