Harun Güngör

Uygur Kağan Ünvanlarında Kün ve Ay Teñri Kavramlarının Kullanılışı*

Tarihte büyüklü küçüklü bir çok devlet ve imparatorluklar kurmuş olan ve yaşayışlarının manasını, amacını ilâhî kuvvetlerden almaya çalışan Türkler, söz konusu devlet ve imparatorlukların idarecilerine, özellikle de devlet başkanlarına çeşitli ad ve ünvanlar vermişlerdir. Hangi isim ve ünvanlarla adlandırılırlarsa adlandırılsınlar bütün Türk kağanları kendilerini, insanları idare etmek üzere Tanrı tarafından görevlendirilmiş olarak kabul ve takdim etmiş, böylelikle de hakimiyetlerini ilâhi bir menşe’e dayamışlardır.

Hun İmparatoru Mete, MÖ 176 yılında Çin İmparatoruna gönderdiği mektupta “Gök tarafından tahta çıkarılmış, Büyük Hun İmparatoru[1] ibaresini kullanırken, yine Çin İmparatoruna gönderdiği mektupta Mete’nin oğlu “Gök ve yer tarafından hayat verilmiş, Gün ve Ay tarafından tahta çıkarılmış Hunların büyük hakanı”[2] ifadesine yer veriyordu.

21 Ağustos 732 yılında dikilmiş olan Kül Tigin ve 20 Eylül 735 tarihinde dikilen Bilge Kağan abidesinde ise Türk bakanları için “Teñri teg Teñride bolmış türük Bilge Kagan[3]”, “Tenri teg teñri yaratmış türük Bilge Kagan”[4] ifadeleri yer almaktadır. Şüphesiz, Hun geleneklerini devam ettirdiğine şahit olduğumuz Göktürk hakanları “Kutum bar üçün”[5], “Teñri yarlukadıkın üçün, özüm kutum bar üçün kagan olurtum”[6] ifadelerinden de anlaşılacağı üzere “Kut”a sahip oldukları ve Tanrı da onlara yardım ettiği için hakan olmuşlardır. Bu Hakanlar Çin’de olduğu gibi “Gök’ün oğlu[7] olarak kutsal değil, “kutlu idiler”[8]. Bu dönemde Türkler Gök Tanrı’ya inanıyor, O’nu kâinatın tek hâkimi olarak kabul ediyorlardı. Bu Tanrı anlayışında hiéogamie'ye de rastlanmıyordu.

745 yılında Göktürk devletini yıkarak Ötüken’de bir devlet kuran Uygurlar, devletin III. Hakan “Teñride kut bulmuş İl Tutmuş Alp Külüg Bilge Kağan” (Bögü Kağan)’ın öncülüğü ile “Üç ödki nom” ve “İki yıldız” esasına dayanan ve Mani tarafından kurulmuş olan Maniheizmi 762/3 yılında kabul etmiş, ona siyasi destek sağlayarak, bu dinin koruyuculuğunu da üstlenmişlerdir.[9] Yalnız bu Maniheizm ortodoks bir Maniheizm değil, onun “Dinâveriye’ mezhebidir.

Mani; kendi dinini propaganda edecek müritlerine, hangi ülkeye giderlerse, o ülkede daha önce geçerli olan dinin terminolojisini kullanmalarını öğütlediği için, Türkistan’da bu dinin yayıcıları daha ziyade Budist terminolojiyi kullanmışlardır Bu sebeple bu dine Uyguro-Budizmo-Maniheizm adı verilmiştir.

Yukarda görüldüğü üzere, daha önceleri Göktürkler gibi “Teñride kut bulmış...” ünvanlarını kullanan Uygur bakanlar kronolojik olarak ele alındığında:

789-790       Ay Teñride kut bulmış Külüg Bilge Kagan

795-805       Teñride kut bulmış Alp Kutlug Bilge Kagan,

805-808       Ay Teñride kut bulmış Külüg Bilge Kagan

808-821       Ay Teñride kut bulmış Alp Bilge Kagan

821-824       Kün Teñride ülüg bulmış Alp Küçlüg Bilge Kagan,

824-832       Ay Teñride kut bulmış Alp Bilge Uygu Kagan,

832-839                 Ay Teñride kut bulmış Alp Külüg Bilge Kagan,

ünvanlarını kullanmışlardı.

840 yılında Uygur devleti, Kırgızlar tarafından yıkılınca Uygurlardan bir kısmı Doğu Türkistan’a yerleşerek orada yeni bir Uygur devleti teşekkül ettirmiş, bir bölümü de Kan-su bölgesinde ayrı bir devlet kurmuşlardır. Doğu Türkistan Uygur bakanları ise;

845-857       Uluğ Teñride kut bulmış Alp Külüg Bilge Kagan,

......-947      Kün-Ay Teñride kut bulmış ulug ut ornanmış alpin erdemin il tutmış Alp Arslan kutlug bilge Teñri han

947-948       Kün-Ay Teñri teg küşençig körtle yaruk Teñri bögü tenriken,

ünvanlarını kullanmışlardır.

Kan-su Uygur hakanları ise bu tür ünvanları kullanmamışlardır.[10]

İlk bakışta Uygur hakanlarını bu tür ünvanlarını kullanmış olmaları, özellikle de o devirde Mani dinini kabullerinden dolayı, bu din ve düşünceyle ilgili sayılmıştır. Acaba gerçekte durum nedir?

Bilindiği üzere, Hunlar devrinden itibaren Türklerde en önce teşekkül eden dini terim Teñri’dir.[11] Türkler bu Tanrıya inanıyor, çeşitli sıfatlarla muttasıf olan bu Tanrıdan, başlarına bir felâket geldiği zaman yardım istiyorlardı.[12] Böyle olmakla birlikte, bütün göçebe toplumlarda olduğu gibi Türklerde de Gök, Gökyüzü, Ay ve Yıldızlarla ilgili inanışlar gelişmişti. İlk zamanlarda Tanrı ve Gök’ü ifade etmek için aynı kelimenin kullanılması bunun en açık delilidir. Bu yüzden Eberhard, bu dini sistemi “Güneş ve ay kültlerinden müteşekkil Türk Gök Dini” olarak nitelendir­mektedir.[13]

Kısa bir Budizm tecrübesi geçiren Göktürkler ise, Orhun abidelerinden de anlaşılacağı üzere, Çin şehir kültürüne gösterdikleri tepkiyi Çin’deki dinlere karşı da göstermiş, bu tepkinin bir sonucu olarak, kısa da olsa kendi kozmogonik anlayışlarını ve dinî terminolojilerini oluşturmuşlardır. Orhun âbidelerinde Budizme ait tek bir kavram bile kullanılmamıştır.[14] Kısaca ifade etmek gerekirse, Göktürklerin dini de Tek Tanrı inancına dayanan ve günümüz araştırmacılarınca “Gök Tanrı Dini” diye isimlendirilen bir dindi.

Bu dinin Tengrilik adı verilen, genellikle yüce dağların başında inşa edilmiş ibâdethaneleri mevcuttu. Hun hakanları gibi, Göktürk hakanları da yılın en uzun günlerinde Gök Ayini icra ediyorlardı.[15]

Göktürkler devrinde de gök ve gök cisimleri ile ilgili inanışlar mevcuttu. Göktürk alfabesi ile yazılmış olan mezar kitabelerinde “Kök Teñride kün-ay azdım"[16], “Teñrideki künke yerdeki elimke bükmedim[17]", “Yarukay teñrike"[18] gibi ifadelere rastlamak mümkünken, hakan ünvanlarında bu tür ifadeler mevcut değildir.

Uygur hakanları, 744-789 yılları arasında Göktürk hakanları gibi “Teñride kut bulmış..." ünvanlarını taşırken, ancak Mani dinini kabul ettikten sonra özellikle de 789-1000 yılları arasında, hakanlardan biri “Kün Teñri”; dördü “Ay Teñri”, biri hem “Ay Teñri” hem de “Kün Teñri”, ikisi de “Kün-Ay Teñride kut bulmış” ifadelerini kullanmışlardır. Buna benzer ifadeleri Manihai metinlerinde de görmek mümkündür.[19]

Mani dini senkretik bir özelliğe sahip, dualist ve gnostik bir dindir. Bu din Zurvanizm, Mazdaizm, Budizm ve Hıristiyanlıkla Önasya’nın yerel inanışlarından meydana gelmiştir. Şüphesiz bütün bu dinlerde Ay, Güneş ve yıldızlarla ilgili inanışlar mevcuttu. Ama astral inanışlara en çok -Sabiilerde olduğu gibi- Önasya halklarının inanışlarında rastlanmaktadır. Mezopotamya’ da Sin (Ay), Şamaş (Güneş), İştar (Venüs) adıyla meydana gelmiş olan astral Tanrılar teslisi bunun en tipik örneklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İran geleneğinde de Ay ve Güneş Chinvat köprüsünü geçen ruhların uğraş yerlerinden biri idi.[20]

Çin düşüncesinde de Gök (Tien) önemli bir yer tutar, göğün kendisini ifade ederdi. Şang-Ti (Chang-ti) ise “Gök’ün hükümdarı” sayılıyor ve antropomorf bir karakter arzediyordu.[21] MÖ 12. yüzyıl ilâhiyatçıları imparator ecdadının göğe vasıtasız bağlandığını, O’na kurban sunabileceğini ifade ederek hükümdarı “Gök’ün Oğlu” olarak ilan ve kabul ettiler. Bu devrede, İmparator mikrokozmu, kâinatta makrokozmu ifade ediyordu. Çünkü, İmparator sadece cemiyetin organizasyonunu sağlamaz, kozmik düzenin devamlılığında da söz sahibidir. Eğer arada bir çelişki olursa, İmparator bu durumdan kendisini sorumlu tutuyor ve günah itirafında bulunuyordu.[22] Maniheistler Çin’de yerleştikleri zaman onlar da Gök kültünü devam ettirmeyi sürdürdüler.[23]

Çinliler kendi hükümdarlarını “Gök’ün Oğlu” saydıkları için kendi imparatorlarına Türk hakanları tarafından yazılan mektuplardaki formülleri de kendilerininkine benzer şekilde tercüme ettiler. Bu da, bu formülleri sanki Türklerin Çinlilerden aldığı intibaını vermiştir.

Diğer yandan Çin’de ayrıca astral inançlar vardı. Güneş yeryüzünde Yang, Ay ise Yin’in temsilcisi idi. Yang ve Yin’in belli ölçülerde birleşmesinden de kainat meydana gelirdi. Sami kavimlerde de bu tür inanışlar bulunmaktaydı. Bunlara göre de, çoğu zaman Güneş ve Ay hükümranlığın sembolleri olmuşlardı.

Orta Asya’da astral yönüyle temayüz etmiş olan Mani dini, dörtlü Tanrı sistemi üzerine kurulmuştu. Türkçe bir şiirde:

Asil bilge insanlar toplanalım,

Tanrının kitabını dinleyelim.

Dört hakim Tanrıya tapınalım,

Dört büyük azaptan kurtulalım.

diye ifade edilmektedir.[24]

Bu dört tanrı ise şunlardır:

1.     Azrua (Zurvan),

2.     Kün-ay Tanrı,

3.     Küçlüg Tanrı,

4.     Burhanlar.

Bu dörtlü sistemde yer alan Azrua (Zurvan), kadir-i mutlak Tanrı olup, İslam düşüncesinde zamanla eş tutulmuştur. Huamstuanift’te ifade edildiği üzere Azrua’nın dışındaki Tanrılar onun sıfatı görünümündedir. Bununla birlikte, hergün yapılması gereken ve “Künke tört alkış” diye ifade edilen tebcil duaları bunlar içinde de yapılmakta idi. Teogonik (théogonique) açıdan düşünüldüğünde de, Azrua dışındakilerin Tanrı olma özelliği yoktu. 11. yüzyılda da durum bundan farklı değildi. Zira Uygurlar Teñri kelimesini oldukça sık bir biçimde kullanmışlardı.

Divanü Lügat-it-Türk’te Tanrı kelimesi izah edilirken “Yerebatası kâfirler göğe Teñri derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ büyük bir ağaç gibi gözlerine büyük görünen herşeye Teñri derler... Yine bunlar bilgin kimseye “Teñgriken” derler” denilerek Tanrı kelimesinden neyin anlaşılması gerektiğini açıkça izah etmiştir. Yani, Müslüman olmayan Türkler, büyüklüklerini, meydana gelişlerini, oluşumlarını izah edemedikleri şeyleri Tanrı sıfatı ile vasıflandırmışlardır.[25] 

Astrolojik bir özelliğe sahip olan Mani dinine göre, insanlar öldükten sonra -Mani bu duruma inhilâl (çözülme) adını vermektedir- onların ruhları dünyadaki amellerine göre taksim olunur. Dünyada iyi amel eden, iyilikte bulunanların ruhları ayın ilk onbeş gününde Ay’a gider ve onu dolunay haline getirirler, daha sonraki onbeş günde ise bu ruhlar aydan güneşe doğru hareket eder, güneşe ulaşır ve buradan da asıl nurların toplandığı merkeze ulaşırlar. Huanstuanift’te “Teñri yiringeri barsar öngü-ü ka (pıgı)Kün-Ay Teñri."[26] Bu ifadeden anlaşılan, güneş ve ayın ruhların ilk durağı olduğudur. Ölümden sonra ruhların yükselmesi (uçması) eski Türk inanışlarında da görülen bir husustur. Burada şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, Güneş ve Ay, Mani dinine göre de Tanrı değil, ancak nurun görünen en büyük parçasıdır.

Emel Esin’in belirttiği gibi, Kün-Ay tabiri, yukarıda ifade edilen anlamı dışında Göktürkler, Uygurlar ve Hakani Türklerinde olduğu gibi, Selçuklular ve Osmanlılarca (Mihr ü mâh) da kullanılmıştır. Ayrıca Türkler, Güneş ve Ay’ın buluşmasını anlatırken de “Kün-Ay” terimini kullanmışlardır.[27]

Burada şunu ifade etmek gerekir ki, milletlerin, toplumların tabiatla ilgili inançlarında ortak ve benzer bir çok yönlerin bulunması tabiîdir. Çünkü, toplumların yaşayış tarzındaki benzerlik onların düşüncelerinde, tabiatı algılama ve açıklamalarında, düşünme tarzı ve mitolojilerinde, yaşayış biçimlerinde, her bakımdan benzerlikler meydana getirmektedir. Bu sebeple Çin, Hind, Babil ve İran düşüncesiyle Türk düşüncesi arasında bir takım benzerliklerin bulunması, Türklerin mutlaka bir takım unsurları onlardan aldığı anlamına gelmemelidir. Bu demek değildir ki, Mani dini Türk düşüncesi üzerinde etkili olmamıştır. Anadolu’da özellikle heteredoks İslâm mezhepleri üzerinde tesirli olan bu din, Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara inen Peçenekler üzerinde de Bogomilizm yoluyla tesirini göstermiştir.[28]

Sonuç olarak diyebiliriz ki, her ne kadar bazı araştırmacılar bu ünvanların Mani Dini’nin etkisiyle meydana geldiğini ileri sürmüşlerse de[29] Hunlardan başlayarak Göktürklerin de bu tür ünvanları kullandıklarını gözönüne alırsak, Uygurların bu çeşit ünvanları kullanmalarını sadece Mani dinine bağlamak mümkün değildir. Üstelik Mani dinini kabul etmiş olan bir çok Uygur hakanının bu çeşit ünvanları kullanmamaları da bu hususu göstermektedir.[30] Ancak, Gabain’in de ifade ettiği gibi,[31] bu durumu Hunlar’dan beri süregelen bir geleneğin devamı olarak kabul etmek daha uygundur.

www.alewiten.com, 14.11.2002


 

* Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı-50, Şubat 1991: 42-46; - XI. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Ankara 1994, C. II: 511-517.

[1] Bahaeddin Ögel: Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi. An­kara 1981: 439.

[2] Bahaeddin Ögel: Türkler’de Devlet Anlayışı (13. Yüzyıl Sonlarına Kadar). Ankara 1982: 40.

[3] Talât Tekin: Orhun Yazıtları. Ankara 1988: 3.

[4] Tekin, 36.

[5] Tekin, 16.

[6] Tekin, 4.

[7] Mircea Eliade: Histoire dos Croyances et des Idées Religieuses. Paris 1983, II: 16.

[8] Ögel, Türkler’de Devlet Anlayışı.., 34.

[9] A. V. Gabain: "Steppe und Stadt im Leben der ältesten Türken" Der İslam, 1949: 30-62; J. R. Hamilton: Les Ouighurs á l'Epoque des cinq Dynasties d’aprés les Documents Chinois. Paris l955: 139...; E. Chavannes, P. Pelliot: "Un Traité manichéen retrouvé en Chine" Journal Asiatique, Paris, 1913: 191-194.

[10] Hamilton, 143.

[11] Jean-Paul Roux: La Religion des Turcs et des Mongols. Paris 1984: 21; Saadet Çağatay: “Türkçe Dini Tabirler” Necati Lugal Armağanı. Ankara 1968: 191.

[12] İbni Fazlan Seyahatnâmesi. Çev. Ramazan Şeşen, İstanbul 1975: 30.

[13] Wolfram Eberhard: Çin’in Şimal Komşuları. Çev. Nimet Uluğtuğ, Ankara 1942: 93.

[14] Berthold Spuler: "Göktürklerin Dini ve Kültürü Hakkında Mühâhazalar" VIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Ankara 1981, II: 660.

[15] Emel Esin:, “Tengrilik (Türklerde Gök Tapınağına Dair)" Sanat Tarihi Yıllığı. XII, İstanbul 1983: 41.

[16] Hüseyin Namık Orkun: Eski Türk Yazıtları. Ankara 1987: 590.

[17] Orkun, 473.

[18] Orkun, 175.

[19] W. Bang, A. V. Gabain: Türkische Turfan-Texte. SBAW Berlin 1929, 1: 245; Türkische Turtan-Texte. SBAW. Berlin, V: 324.

[20] Mircea Eliade: Traité d’Histoire des Religions. Paris 1974: 153; I. J. S. Taraporewala: The Religion of Zarahushtra. Tahran 1980: 62.

[21] Henri Maspero: Le Taoisme et les Religions Chinoises. Paris 1971: 5, 16-17.

[22] Annemarie Schimmel: Dinler Tarihine Giriş. Ankara 1955: 17.

[23] M. G. Devéria: “Musulmans et Manichéens Chinois” Journal Asiatique, (Nov-Dec), Paris 1897: 465-481.

[24] Reşid Rahmeti Arat: Eski Türk Şiiri, (II. Baskı). Ankara 1986.

[25] Kaşgarlı Mahmut: "Divan-ü Lugati-t-Türk Tercümesi” Nşr: Besim Atalay, Ankara 1941, III: 377.

[26] J. P. Asmussen: Xuastwanift, Studies in Manicheism. Copenhagen 1965: 169.

[27] Emel Esin: Türk Kozmolojisi (İlk Devir Üzerine Araştırmalar). İstanbul 1979: 72; Esin: “Kün-Ay” (Ayyıldız motifinin proto-Türk devrinden hakanlıklara kadar ikonografisi)" VII. Türk Tarih Kongresi Kongreye Sunulan Bildiriler. Ankara 1972: 327-358.

[28] Edward Tryjarski: Les Religions des Petchéneques, Traditions Religieuses et Para-religiuses des Peuples Altaiques. Paris 1971: 140.

[29] Abdülkadir Donuk: Eski Türk Devletlerinde İdârî-Askerî Ünvan ve Terimler. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1988. 71.

[30] Asmussen,163.

[31] A. V. Gabain: "Köktürklerin Tarihine Bir Bakış" DTCF Dergisi, Ankara 1944. II: 691.