Ayhan Aydın

Tahir Aslandaş (Ali Baba Ocağı: Beykonağı, Hafik / Sivas)

Ali Baba dediğimiz zaman, milyonlarca insanın gönlünde yer etmiş, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde geçen ve onun musahibi olarak bilinen, gönlünü bu yola vermiş bir babayı, bir dedeyi, bir Alevi ulusunu, eren ve evliyasını anlıyoruz. Fakat şimdi trajik bir durumla karşı karşıya olduğumuzdan dolayı, bu gerçekleri sizlerle görüşeceğiz. O olay nedir ki sizi üzüyor; duyanları da üzecek ve harekete geçirecek? Bu olayın arkasında yatan bazı acı gerçekler var. Siz diyorsunuz ki, atamız Ali Baba ve onun evlâtları bizim dedemiz, babamızdır. Onun yatırının, mezarının bulunduğu çok değerli bir mekâna sahipken, belediye bunu aldı. Bu da yetmiyormuş gibi, Ali Baba’nın kesinlikle Alevilikle alâkası olmayan, Sünni bir kişi olduğuna yönelik yayımlanan bazı yayınların gittikçe artması, sizi oldukça rahatsız etmiş, üzmüştür. Bu yatırın, konakların artık elden çıkmış olması veya çıkarılmaya çalışılması söz konusu. Anlattığınıza göre; Saim Savaş isminde bir yazar veya akademisyenin kaleme aldığı, “16. Asır Anadolu’sunda Bir Tekkenin Dini Ve Sosyal Tarihi” adlı kitapta, Ali Baba'nın daha çok Sünni ilkelere göre yetişmiş, Alevilikle, Pir Sultan’la ilgisi olunmayan biri olduğu yönünde görüş var. Kitap tümüyle buna ispata çalışmış diyorsunuz. Söyleşimize oradan başlayalım. Ama önce sizi tanıyalım.

― Teşekkür ederim. Ben, Sivas / Hafik, Beykonağı köyünden, Tozanlı yöresinden, Ali Baba evlâtlarındanım. "Yeşil Taç" ismiyle bilinen Feyzullah Aslandaş dedenin oğluyum.

Kendisi hayatta mıdır?

― Hayattadır.

Kaç yaşında?

― 1931 doğumlu.

Nerede şimdi?

― Kendisi muhtardı. Şimdi İstanbul’da.

Çocukluğunuz nerede geçti?

― Çocukluğum köyde, her köy çocuğu gibi, davarın, koyunun, rençperliğin peşinde geçti.

İstanbul’a ne zaman geldiniz?

― Yatılı okulda okudum. Yöremizde okul olmadığı, Sivas yurtlarında da yer bulamadığım için, İstanbul’a geldik. Öğrenime lise 2’deyken son verdim.

Çalışıyor musunuz?

― Çalışıyorum.

Ocak olarak Ali Baba Ocağı mı, Pir Sultan Abdal Ocağı mı, başka bir ocak olarak mı geçer, ocağınız ?

― Ali Baba ve Pir Sultan, 16. ve 17. yüzyıllarda, Sivas yöresinde faaliyet gösteren Horasan erleridir. Ali Baba, Pir Sultan Abdal’ın musahibi, yol arkadaşı, evliya ve ariflerin sultanıdır. 16. yüzyılda yaşamış bir Türk Alevi-Bektaşi öncüsüdür.. Sivas’a geldiğinde, Ermeni çoğunluğu olan bir mahallede, kendi ismiyle bir zaviye kurmuştur. Bu zaviye, 16. yüzyılın ilk yarısının ortalarında, bir kayda göre 1547’de kurulmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı ve damadı olan Rüstem Paşa’ya da hocalık ettiği veya ders verdiği bilinmektedir. Kayıtlara göre öyle, ama Sivas civarındaki bir başka Rüstem Paşa da olabilir. Rüstem Paşa’nın, Ali Baba’ya maddi yardımları olmuş. Sivas’taki bostanları, Ali Baba’nın kurduğu vakfa vermiş. 16. yüzyıl, Alevi-Bektaşi katliamlarının en yoğun olduğu  dönemdir. Bu yüzden Aleviler, kuş uçmaz, kervan geçmez dağlık arazilere sığınmışlar. Ali Baba, Sivas’ta kalmayı başarmış ve Alevilerin kalesi durumuna gelmiş. Sivas, Yozgat, Tokat, Çorum, Amasya, Samsun ve daha bir çok yerin Alevi-Bektaşileri bu dergâha gelir, ziyaret eder, yemeklerini yer, haftalarca misafir kalır, orada ikrar verirlermiş. Baskı, zorlama ve katliamlar yüzünden, dergâha gizli gelirlermiş. Dergâhta eğitilen, bilgilendirilen kişiler, Alevilere Oniki İmam yolunu, İslam dinini öğretmek için köy köy gezerek, bilinçlendirme, toparlama görevini üstlendiler. Bunların en önemlilerden biri de Pir Sultan Abdal’dır. Pir Sultan, Banaz’dan Sivas’a gelerek, Ali Baba dergâhında eğitim görür. Ali Baba’yla musahip olurlar. Elinde sazı, musahibi Ali Baba'nın görevlendirdiği dergâhları yürütür. O da erişmiş, olgunlaşmış ve Alevi kültürüyle pişmiştir. Dergâha gelen canlara yolun töresini, geleneğini, işlevini anlatmaya çalışmıştır. Ali Baba’yla Pir Sultan, malı mala, canı cana katmışlardır. Pir Sultan, bağ köylerindeki Alevilere yolun inceliklerini, düşüncelerini anlatmak için gezer, dolaşır. Dolaştığı yerlerde cem yapar, oniki hizmeti yürütür, canlara nasihat eder, köylülerin ağır vergi altında ezilmelerini, Osmanlı devlet adamlarının halka zulüm etmesini hazmedemez. Nefeslerinde devlet adamlarını eleştirir, taşlardı. Bu durumdan korkan Hızır Paşa (O zaman Sivas valisidir.), Sivas’la Hafik arasında olan Sofular köyündendir. Daha önceleri Alevi olan bu köyün ismi, Sofuköyü’ydü. İkrardan döndükleri için, Sofular diye değiştirilmiştir. Hızır Paşa, Pir Sultan’ı Sivas kalesindeki zindana atar, çok eziyet çeker, zulüm görür. Asılmadan önce, ev halkını teselli etmek ve darağacında asılı kalmaması için, Ali Baba’nın Hak’tan dilekte bulunmasını konu alan bir şiir söyler;

Bize de Banaz’da Pir Sultan derler

Bizi de kem kişi bellemesinler

Paşa hademine tembih eylesin

Kolum çekip elim bağlamasınlar

Hüseyin Gazi Sultan binsin atına

Dayanılmaz çarh-ı felek zatına

Bizden selâm söylen ev külfetine

Çıkıp ile karşı ağlamasınlar

Ala gözlüm zülfün kelep eylesin

Döksün mah yüzüne nikap eylesin

Ali Baba Hakk’tan dilek dilesin

Bizi dar dibinde eğlemesinler

Ali Baba eğer söze uyarsa

Emir Hüda’dandır beyler kıyarsa

Ala gözlü yavrularım duyarsa

Alın çözüp kara bağlamasınlar

Sırrım işlenmedi kaddim büküldü

Beyaz vücudumun beni söküldü

Önüm-sıra kırklar pirler çekildi

Daha beyler bizi dillemesinler

Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım

Akar akar dost yoluna bakarım

Pirim aldım seyrangâha çıkarım

Daha Yıldızdağın yaylamasınlar

Hz. Ali’yi, Ehlibeyti, On iki İmamı sevmenin ölümcül bir suç olmadığını düşünen Pir Sultan, idam edileceğini hiç ummamaktadır. Ama saraydan gelen bir ferman, Pir Sultan’ın idam edilmesini istemektedir. Pir Sultan, musahibi Ali Baba’ya durumu şöyle anlatmaktadır;

Sultan Ali’m bir iş geldi başıma

Yana yana ağlanacak eş oldum

Malûm olsun yârenime eşime

Benim derdim cümle derde baş oldu

diyor. Durumu musahibi, üstâdı, piri olan Ali Baba’ya anlatıyor. Darağacı kurulmuş, Pir Sultan meydana getirilmiştir. Hızır Paşa, Pir Sultan’ı taşlaması için halka emir verir. “Taş atmayan kırbaçlanacak, karşı çıkan toprak kaleye hapsedilecek” der, olay korkunçtur. Pir Sultan, inancından dönmediği için idam edilir. Suçun birincisi bu. İkincisi, halkı savunmak, haram yiyen devlet adamlarına, kadılara karşı çıkmak ve onları şiirleriyle eleştirmektir. Pir Sultan Abdal asıldı. Ali Baba sevgisini niye darağacına vermedi? Pir Sultan, evlâd-ı ocaktır, dergâh kurmamıştır. Bizim yakın köylerde, Pir Sultan Abdal dedeleri, talipleri vardır. Herkesin ocağı da ayrı ayrıdır. Pir Sultan Abdal evlâtlarının sağ omzunda bir ben vardır. Bu ben, Pir Sultan’a atılan o gülün isabeti olarak kimdeyse, o gül ondadır.

Çocukluğunuz nasıl geçti? Hatırlıyor musunuz, dedelik, cemler, cemaatler, gelenekler, görenekler o dönemde yürüyor muydu, şimdi yürüyor mu?

― Bizim orası, Tokat’la Sivas arasında, Tozanlı yöresi. Ufaklığımda, cem yapılan evler vardı. Sabahlara kadar cem olur, nasihatler yapılırdı. Seyir için değil, Hak içindi. İtikatlı cemler yapılırdı. Babam cem yapardı, nasihatlerini dinlerdik. Deyiş ve duaz-ı imamları, daha ilkokula gitmeden bize işlerdi.  Cemlerimiz süregelmiştir. Ali Baba evlâtları olarak dedelik yapan, cem-cemaat yürüten dede çoktur. Civar köylerde, 4-5 tane vilâyette Ali Baba talipleri mevcuttur. Babam köyden çıktığı zaman 7-8 ay eve gelmez; Amasya, Çorum, Tokat, Samsun, İstanbul, İzmir, İzmit, yani Türkiye’nin üçte birini gezer, cem cemaat yapardı. Bu insanın peşinde bir çok talip oldu. Yol, yordam bilmek lâzım.