Ayhan Aydın

Ali Göktepe (Seyyid Nuri Cemaleddin / Cemal Abdal Ocağı: Kumarlı Köyü, Kangal / Sivas)

Ali dede kaç yaşındasınız?

― 65

Nerelisiniz?

― Sivas Kangal, Kumarlı köyünden.

Kaç yılında büyük şehre geldiniz?

― 1965 yılında.

Evvelden Sivas’ta mıydınız?

― Sivas’taydım

Ne işle uğraştınız?

― Ben dedelikle uğraştım. Müritler içinde ve zamanın ulema dedeleri bundan 40 sene önce bunlarla beraber geziyordum.

Hangi ocağa bağlısınız?

― Seyyid Nuri Cemaleddin, Cemal Abdal

Babanız, dedeniz, amcalarınızla beraber yaşadınız mı?

― Evet yaşadık.

Nasıldı, yaşam ortamınız?

― O günkü durumlar bu güne benzemez. Saygı, sevgiler o zaman daha fazlaydı. Yolun bağlılığı daha çoktu. Bir dede müritlerin içerisine girdimi iyi karşılanırdı, fakat sadece müritlerde değil dedenin onlara vereceği önemli idi. Bu sevgi, saygı karşılıklı idi, bir şey vermeden karşılık olamaz. Dedelik bir sülaleden gelmedir; yani evlad-ı resulde Ali ile Fatıma’dan zuhur edenlere "dede" denir; onlara Seyyid denir, seyyid-i saadet, evlad-ı resul, talibi yetiştiren kişi bunlardır. Eğer karşı topluma bir şey veremezsen emek değerini alamazsın, yani hakullah meselesine geliyorum. Önce vereceksin, talipten emek değeri alacaksın. Önce Allah’a inanmak, Peygamber'e inanmak, kitaba inanmak adem olmak. Adem olmak önemlidir, Adem-i Safullah bunları talibe aşılamak için önemli bilgiler gerekir. Dede olan bütün topluma bir nazarla bakması gerekir, evvela kendi kusurunu görmesi gerekir. Kendi kusurunu görürse karşıdakini o zaman kusur işlemeyeceksin diye talimat verebilir. Adem olmak.

Hasan-ı Basri Hz.leri Allah’ın sevgili yetişkini idi. bunun çok müritleri vardı bir de Yahudi komşusu vardı. Bir gün hastalandı yatağa düştü birkaç gün görünmeyince Yahudi komşusu dedi ki ben bir Hasan-ı Basri'yi görüm kapıyı açtı içeriye gireceği zaman rahatsızlık verici bir koku ile karşılaştı biraz ileri gitti baktı Hasan-ı Basri yataktadır. Gül kokusu geliyor, o koku yok. Dedi "ya Hasan-ı Basri ben içeri girince bir pis koku geldi bana, senin yanına gelince gül kokusu geliyor, bunun alameti nedir?" Dedi ki "Ben hastayım odur", "Hayır!" dedi: "Senin yatağına gelince başka türlü koku ile karşılaştım." Dedi ki "Komşu ben hasta olmadan önce senin evindeki akarsu kapının arkasında çıkıyordu ben silip süpürüyordum koku yoktu. Ben kaç gündür hastayım eğer varsa o koku ondan geliyor." "Peki, bana neden söylemedin?" dedi: "Komşu hakkı Tanrı hakkıdır, eğer söylersem belki gönlün kalırdı benden." O zaman dedi ki; "Hasan-ı Basri öyle ise bende Müslüman olurum, Kelime-i Şahadet getiririm, senin gibi olgun bir kişi beni uyandırdı; Ademliğimi bana ispat ettirdin". Bir gün Hz. Musa Turisina'ya giderken, Hz. Musa’nın elinde asası vardı, o asa ile bir çok mücreler çıkarıyordu, asayı evde unutmuş. Yolu yarı etti, Turisina dağına gidecek, asa yok. Geri dönse vakit geçer, ormanda asaya benzer bir ağaç kesti. Aldı, gitti. Binbir kelama danıştı, dönüşte aynı istikamete gelince asayı ormana attı. "Hey ağaç" dedi: "Gördün mü, ben seni bugün hakkın divanına götürdüm." Ağaçtan ses geldi: "Ya Musa" dedi: "Sen beni götürmedin, benim özüm beni götürdü, sen neden eğri ağaç kesmedin, baktın nerede doğru varsa onu kestin götürdün, benim özüm beni götürdü Hakk'a sen götürmedin." Kişileri hakka götüren kendi özüdür. El ele el Hakk'a.

Babanızın ismi ne idi?

― Cemal

Dedenizin ismi?

― Salih dede

Bunlar cem yürütüyordu, peki talipleriniz nerelerde hangi köylerde?

Bizim taliplerimiz Refahiye kazasına bağlı civarda. Ben 49 tarihinde oraya babamla gittim. 40 köyden fazla Şadıllı köyü var orada bunlar bizim taliplerimiz. Bir de dedelerin talipleri de var. Bizim ocak yani Nuri Cemaleddin ocağı 40 köy var, Tercan’da var 10 köy, Hınıs’ta var 8 köy, Kahramanmaraş Göksun da var 8 köy Kangal’da var 12 köy diğer taraflarda da var.

Sizin bağlı olduğunuz talip köylere babanız gidiyor muydu?

― Evet.

Ne zamanlar giderdi?

― Her an gidilirdi ama belli bir mevsimi oldu mu, millet evinde olur. Birinci ve üçüncü aylar talipleri gezerdik, üç ay.

Siz babanızın yanında yetiştini,z kendiniz de gidiyor muydunuz küçük yaşlarda köy dışına?

― Eğer dedelik mesleğine teşebbüs edersen evvela mürşid-i kamilde yani dedende, babanda, amcanda yetişip gideceksin. Kendi başına yetişirsen o dedelik sayılmaz.

Nasıl bir yetişme oldu? Babanız cem yürütüyormuş siz küçükken, babanız sizi yetiştirdi mi, okuttu mu, yolun kurallarını o mu öğretti her ceme girer miydiniz?

― Her ceme girerdim, okuturdu. Cenaze kıldırma erkânlarını bana öğretti. Ben bugün iyi bir hocayım.

Babanız da hoca olarak yaptı mı bir şeyler?

― Babam da hoca idi. Talipler içerisinde hoca idi.

Babanız cemin dışında cenaze namazı kıldırır mıydı?

― Evet kıldırırdı. Bayram namazı kıldırırdı

Civar köyler Alevi köyü mü?

― Evet

Cami var mıydı?

― Yoktu

Cuma namazı var mıydı?

― Cuma namazı yoktu. Cenaze bir de Bayram namazı vardı. Bizim taliplerimiz bu namazda toplanırdı. Kışın oldu mu yolun bir erkânı vardır, dört can bir gömleğe girer musahiplik, musahiplik makamı. Talipler kurbanını keserdi görülürdü, yani 4 kapı 40 makam.

Okula gittiniz mi?

― Gittim ortaokuldan ayrıldım.

Köyde okul var mıydı?

― Vardı.

Babanız size ne öğretti? Mesela dua, eski yazı?

― Cem erkânlarının bütün dualarını öğretti.

Sure öğretti mi Kur’an?

― Öğretti.

Kur’an biliyor musunuz?

― Biliyorum. Eski yazıyı ondan öğrendim

Siz nasıl yetiştiniz o zaman dedeler çocuklarını öyle yetiştiriyormuş?

― Babam, amcam bunlar okumuş. Hatta bir amcamız o zamanın rüştiye okulunu bitirmiş. Onun karşısında hiçbir müftü ve hoca cevap veremezdi. Talip içerisine çıktığım zaman, onunla dolaştım.

Saz çalar mıydınız?

― Çalardım.

O zaman mı öğrendiniz?

― O zaman öğrendim.

Oniki hizmet diyoruz, başka şeyler diyoruz, sizce cem nedir?

― Cem demek canların birleşmesi, toplumun bir araya gelmesi. Dört kapının içerisinde olan tarikat erkânlarının o talibe aşılanması, bildirilmesine cem denir. Hz. Resullullah peygamberlik zamanında esabeleri topladı; baktı ki Hz. Ali yok, dedi ki filan esabe nerededir? Ali evine gitmiş, dedi. Yani Aleviler Ali evinde toplandılar, cem o zamandan kalmadır. Mekke ile Medine’nin birleşmeleri daha önceleri el usti bezmi vardır bunlar batın alemidir.

Nedir batın alemi?

― Adem'in yaratılışını konuşalım. Hz. Adem yaratıldığı zaman Çar enasıl şeş cihetten bar etti. Adem'i yarattılar. Adem'in toprağına 60 memleketten toprak götürdü Azrail. Çünkü, Adem'in ruhunu alma görevi ona verildi. Orada cevap veriyor ki, neden 60 memleketin toprağını getirdin? Adem'in çamurunu yapması için, insanlar birbirine benzemesin diye. Eğer bir memleketin toprağı olursa, Ademler hep aynı sıfattan olurdu. Adem'i yarattılar dört nesne ab, bab, hak, nar bunlar Arapça da Ab su, bab rüzgâr, nar ateş, hak toprak demektir. Bu dört nesneyi, melekler bunu yoğurdu, birbirini tutamadı maya tutmadı, o zaman Allah-ü tealaya müracaatta bulundu yapıcı melekler, zaten o zamanda 5 melek vardı. Allah-ü teala kendi nurundan nur gönderdi, bu nuru katın dedi Allah’ın nurunu o zaman Adem'in çamuruna kattılar. O zaman çamur birbirini tuttu. Bir şekil verdi melekler, fakat ruh verilmedi. Cebrail’e dedi ki: Ya Cebrail, Adem yapıldı; daha ruh verilmedi. Git, gör bakalım, bunu beğenir misin? Cebrail geldi, iskelet yapılmış çamurdan, dedi. Çamurdaki göğüse bir el vurdu, ses geldi, ya Rabb dedi, senin işine karışmam. Yalnız bunun içi boş, ses geldi. Ey Cebrail, dedi: Orası benim gizli hazinemdir, beni arayanlar orada bulacaktır, çünkü biz diyoruz ki Hakk müminin kalbindedir, Hakk Adem'dedir. Bunu ayet de söylüyor. Diyor ki; Hakkı yerde, gökte, ağaçta arayan münâfıktır, nerededir mekânında munhazardır, mekânı nerede pak Adem'dir diyor. O zaman Cebrail gittikten sonra, Melek-i ezazil geldi o da baktı ne olabilir ki dedi, bir çamur parçasıdır. O da tuttu göbeğine bir el bastı, o zaman Allah-u teala dedi ki; ben Adem'e nurumdan nur vereceğim o ezazilin parmak bastığı yeri çukurlaştıracaksınız. Çocuğun doğmasında göbek kesme orada kalmadır. Adem'e ruh vereceğim, dedi: Ona secde edin, melekler secde etti o anda ezazil etmedi. Ben buna secde etmem. Adem'e ruh gelince el hamdüllüllah la ilahe il ola Muhammede resullullah, dedi. Ruh aldığı zaman. O zaman Cebrail bunu götürdü, cennete götürecek gitti muallakta (havada) yeşil bir kubbe gördü, ya Allah dedi. Kapı açıldı ya Muhammed, ya Ali; içeri girdi Adem de onun peşinde baktı ki bir nur. Cebrail dedi ki; ey Adem selam ver! İşte ilk olarak Ademlere gelen birinci halat selam idi, Tanrı selamı, es selam-ı aleyke dedi. Nurdan ses geldi: Aleyküm selam ya ata. Dedi ki, ya Adem ben Fatıma't-ül Zöhre'yim, başımdaki taç Muhammed, belimdeki kemer Aliyel Murtaza, kulağımdaki mengiç küpeler biri İmam Hasan biri İmam Hüseyin’dir, diğer dokuz imam benim veçhimden mevcuttur, yalnız zahiri alem aşikar olduğu zaman, ben Muhammed’de doğacağım; Ali ile evleneceğim senin sülbünde geleceğim batın da hepsi bende mevcuttur. Yalnız unutma, bir darlığa düştüğün zaman bu sana öğrettiğim Oniki İmamın ismini unutma, öğren! Darlıkta seni kurtarır bunlar. Adem’i o zaman cennete götürdüler. Cennette yasak olan bir taan vardı, o taanı yemeyeceksin, dedi. Adem uyurken sol kaburgasının boşluğundan Havva’yı yarattılar eş olarak. Uyandığı zaman karşısında bir kadın gördü, bu kim dedi; Havva dediler, ne için dedi; senin için yaratıldı. Peki nasıl yaratıldı? Sen uyurken yaratıldı, dediler, ben uyanık olsaydım görseydim, olmaz mıydı dedi; sen uyanık olsaydın, er ile avrat zahir aleminde birbirine moti olmazdı. Adem cennetten yasak taanı yiyip kovulunca, Havva’dan çok uzaklaştı, bir gün dedi ki: Bana muhalmet kubbeden, o nurdan Oniki İmamın ismini öğrettiler ben bunları okuyayım. Oniki İmamın ismini okuyunca karşısında Havva’yı buldu, o zaman melek-i mukarimler Havva ile Adem’in ehti nikahlarını kıydılar. Adem zahir oldu; ondan sonra Adem’den zuhur etti Oniki İmamlar zahiri aleminden, zahiri batınden zahire geçtiler.

Oniki hizmet Oniki İmamları mı simgeliyor?

― Evet

Oniki hizmet sahibinin sizin yörede ne idi duaları var mıydı?

― Duaları vardı. Musahiplerin görülmesi kurban kesilmesine o zaman oniki hizmeti kaldırmazdık. Yalnız görgülü cemlerde oniki hizmeti tekbil ederdik ve o hizmetlerin kimden kalmış nasıl olmuş onlara telkin ederdik

Görgü cemi dediniz, dede talibini ne zaman görür?

― Görgü cemi demek; dış aleminden sıyrılıp iç alemini gör. Dış alemi bir elbise giyer temizlersin. İç alemi ne ile temizlenir, yani kendini gör can; gözünü aç demek, Adem-i safullah ol demektir. Bütün fenalıklardan uzak dur. Kendini ve etraftakileri tanı. Görgü cemi demek dört can dört musahip demektir. Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in batın aleminde musahip olduğu zaman, bunların başları bir görüldü bir gömlekte, ayaklar ayrı görüldü. Başlar, iki ayaklar bir görüldü. Biri ak, nur biri yeşil nurudur bunlar. Musahiplik onlardan kalmadır. Uhut savaşından döndüğü zaman sordular ya Resullullah ne yapalım, dedi; kardeş olun! Herkes musahip tutunca, düşündü. Dediler ki: Hz. Resullullah'ın musahibi kim olacak, işte o zaman Hz. Ali’yi yanına çağırdı, benim musahibim Hz. Ali’dir dedi. Eti etimde, ruhu ruhumda, teni tenimdedir, ismi ismimdedir dedi. O zaman bazıları delalete daldılar, bakın dediler; hem kızını verdi hem de musahip oldu. Bu bakımdan musahipler yol olur, kardeşten daha önemlidir yol bakımından. Oniki hizmeti görgü cemlerinde musahipleri getirip bütün sualler sorulur. Batın aleminin inancına göre bir mürşid-i kamil huzuruna bir talip çıkar da sualler sorulur da o suallere cevap tutar da kendine mal ederse, ahrette hiç sual yoktur onun için

Abdal Musa cemi var mıydı?

― Vardı kurban yaparlar cem tutulur.

Sizin yörenizde Hızır şubatın ikinci perşembesi mi?

― Evet.

Oniki hizmet her cemde yürür mü?

― Büyük cemlerde yürür.

Diğerleri nasıl olur?

― Mesela tarikat namazı kıldırırsın 2 rekat.

Nasıl namaz kıldırırsınız?

― Secdeye gitmek

Sünni namazı değil?

― Değil, Sünni namazı. Alevi namazı Hz. Adem’den tut da Peygamber'e gelene kadar, bütün peygamberler namaz kıldı. Namaz demek, kişi kendi ile Allah arasındaki bağı pekiştirir. Namaz şeklen değildir

Oruç, Ramazan orucu?

― Nefsini öldürme. Kur’an-ı Kerim'de Ramazan orucu diye bir şey yoktur. Ramazan ayı var; ama gün yok 30 gün tutacaksın diye yazmıyor.

Muharrem ne demek?

Ey kerbela sana bir sualim var

Söyle Şah Hüseyin oralardan geçti mi

Gece gündüz ol Şaha oldu mu Hazar

Söyle Kerbela söyle Şah Hüseyin oralardan geçti mi

Kerbela da diyor ki

Bir gün bir garip göç geldi kondu buraya

Saki ile Zeynep dönmüştü bahtı karaya

Sorma dostum can dayanmaz öyle yaraya

Geçti de Şah Hüseyin yaralı geçti

Ey kerbela diyorlar ki

Fırat’ın yolunu kesmişler

Fırat kenarına zalim Yezid dizmişler

Şah İmam Hüseyin’i susuz öldürün diye ferman yazmışlar

Söyle Kerbela söyle Şah Hüseyin oralarda geçti mi

Kerbela da diyor ki

Benden sormayın şu asi Fırat’tan sor

Cümlesi de o zaman ettiler ahu zar

Susuzluk terk etti Şah Hüseyin’i gülüzar

Geçti de Şah Hüseyin yaralı geçti

Yeter mazlum Ali kapat o derdi

Issız çöller oldu Şah Hüseyin’in yurdu

Muharrem ayı Hz. Hüseyin’e ait bir yastır. Bunun manası çok ağırdır o bakımdan Muharrem orucu şimdiki hocalar da söyler, bir gün yetmiş gün oruca bedeldir diyor, farz değil sevaptır diyorlar. Bu bakımdan Muharrem orucu çok ağırdır

Sizin oralarda kaç gün tutuyorlar?

― Hz. Hüseyin’in Kerbela da şahadet getirmesi onuncu gündü, diğer imamları katıyorlar oniki gün tutuyorlar, iki de masum-u paklara tutuyorlar ondört gün oruç tutuyorlar. Fakat Hz. Hüseyin’in perşembe günü şahadet getirmesi şehit olması onuncu günü idi. Aşure pişiriyorlar, aşure Hz. Hüseyin’e ait değildir. Aşure Hz. Nuh Aleyselamın gününden kalmadır. Nuh Aleyselemın gemisi tufana girince ve tufanda kurtulunca gemide ki taamları bir araya getirdiler ve aşure pişirdiler işte buradan kalmadır. Yas-ı matem de Hz. Hüseyin’e aittir. Bir de Muharrem ayında kurban kesenler var. Bu da İmam Zeynel Abidin’e aittir. Çünkü nesilden olarak Hz. Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin kaldı.

Ne zaman, sizin yöredeki gün dönümü nasıl döner, bayrama göre mi döner?

― Kurban Bayramı'ndan yirmi gün sonra Muharrem ayı. Senede on gün ileriye gidiyor

Hızır kimdir Hızır İlyas nedir?

― Batın aleminin eridir. Hızır ruhların var oluşunda Adem ile erbaalar, Hızır ruhlar ile erbaalar arasında elçidir. Yani rehberlik görevini yapıyordu batın aleminde. Erbaalar Oniki İmamdı bir de Adem'e intikal edecek bizlere gelecek ruhlar da mevcuttu orada. Hızır onların arasında bir elçi idi, yani görev yapıyordu. Ruhlar dediki Onikilere, biz çoğuz siz bize tabii olun erbaalara, erbaalar dedi ki; biz esferiz. O zaman Hızır, Tebakip isminde bir cevher meydana koydu, ruhlara dedi ki; bunu kaldırabilirseniz siz çoğunluktasınız, kaldıramadılar. Onikiler geldi o cismi kaldırdılar. O zaman ruhlar erbaalara beyat ettiler yani o zaman ikrar verildi Oniki İmamlara. Zahir-i alem aşikar oldu, melek-i meft azrail aleyselam Hızır’ın ruhunu almaya gitti. Orada bir ayet okudu, ben Allah’ın emri ile geldim ya Hızır dedi, senin ruhunu alacağım ağladı. Dedi ki; ya Hızır kardeşim senin canın çok mu tatlı, hayır ben kendim için ağlamıyorum dedi, ben batın aleminde ruhlar ile erbaalar arasında elçi idim, fakat onlarda benim gibi zahir aleme intikal edecek, ben zahir aleminde Hz. Hüseyin’in cemali nasıldır, Kerbela da nasıl şehit olacak bunun için ağlıyorum. O zaman Allah buyurdu ki Hızır dünya durdukça ömrüne ihsan geldi Hızır ölmeyecektir dünya durdukça.

Hızır orucu da tutuluyor. Nedir bu? Hızır lokması var, kurban kesmek gerekiyor mu?

― Üç gün oruç tutulur, lokma dağıtılır, kurban kesmek isteyen keser. Hızır batın erlerinin en ilimli olanı idi, şeriatte, şeriande o zamanın peygamberlerinden en ilimli kim idi, Hz. Musa aleyselam idi, bir gün Turisina'ya giderken Hz. Musa dedi ki; acaba benden daha bilgili bir peygamber var mı, Turisina'ya gidince Hakktan kendisine, ey Musa dedi, sen yolda kendine hobarık getirdin, dedin ki; benden ilimli bir peygamber daha var mı, evet dedi. Senden ilimli peygamber var git onu gör dedi, ya Rabbi dedi. Ben hata işledim bu peygamber kimdir, dedi ki; Hızır aleyselamdır, git Hızır aleyselama arkadaş ol dedi, ya Rabbi ben onu nerede bulabilirim, dedi üç tane balık tut balıkları pişir, kendi filene koy su kenarında git dolaş eğer balıklar o filenin içerisinde canlanır o suya girerse işte aradığın zat oradadır. Çok dolaştı baktı ki birisi bir cüppe çekmiş kendisine uyuyor, yanına gitti kaldırdı, kimi arıyorsun dedi, baktı ki balıklar canlandı suya girdi, tamam dedi benim aradığım Hızır aleyselam budur dedi. Ben dedi Hz. Musa aleyselamın zahir aleminde benim ilmim fazla fakat batında da sende benden fazlaymışsın dedi. Sana arkadaş olacağım, peki dedi. O anda bir ak kuş geldi o suyun üzerine kondu ağzı ile bir damla su aldı o suyu getirdi. Hz. Musa’nın başından aşağıya bıraktı, gitti. Bir damla su daha aldı getirdi onu da Hz. Hızır’ın kafasına bıraktı. Gitti suyun altından girdi üstünden çıktı kayboldu. Hz. Hızır sordu, ya Musa bu kuşun yaptığı hareketlerin manası ne idi, bilmem dedi. İlim bir deryadır, bu ilim deryasında Hz. Musa’nın ilmi ancak benim ağzıma aldığım bir damla su kadardır, Hz. Hızır’ın ilmi de ancak o ilim deryasında bir damla sudur. Yalnız ilmi kim yutmuştur biliyor musun dedi; ben göreceğim sen görmeyeceksin Hz. Ali gelecek, ilmi o yutmuştur, ilim ona mahsustur dedi. İlim deryası ona mevcuttur benim ve senin hakkın değildir dedi. O zaman sana arkadaş olacağım, yalnız işime karışmayacaksın dedi. Deniz kenarına yürüdüler o zamanın gemileri geldi Hz. Musa ile Hızır bindiler alt kata girdiler hareket edince, Hz. Hızır bir alev çıkardı o gemiyi delmeye başladı. Hz. Musa dedi; ne yapıyorsun sen şimdi burayı deldin mi su girecek biz de bütün mahlukata girer. Kenara çıktılar bir köye uğradılar, hangi evin kapısına gitti ise kimse bunları misafir etmedi. Hz. Hızır yüklük bir teey buldu. Orada barındılar fakat baktı ki üstü gitmiş duvarı da gitmek üzere. Hz. Musa’ya dedi ki; şuradan su getir toprağa kat çamur yap ben bu duvarı düzelteceğim, ya Hızır aleyselam bizi misafir etmediler sen de bunların yıkık duvarını yapıyorsun. Dedi yapacaksın, yaptılar. Oradan ayrılınca baktı ki çocuklar oynuyor bir tane çocuk kenarda duruyor Hızır çocuğa bir tokat vurdu çocuk öldü, Hz. Musa; sen ne yaptın çocuğu öldürdün çabuk kaçalım, kaçtılar Hz. Musa dedi ben artık senden ayrılıyorum, nedir bunların manası, bak sen ilimli bir peygamberdin, dedin ki; benden fazlası var mı. Ben oraya bir huzur bıraktım o yedi kardeşin helal malı idi, babaları helal kazanmış zaman olacak ki halifeler, padişahlar töreyecek, nerede huzursuz gemi varsa onu devlete alacaklar. Ben de bir huzur bıraktım ki bunların itikati kesilmesin, bu gemi de yara var bunu alamayız. O duvarda da babaları helal mal kazanmış parasını o duvara saklamış babaları anaları ölmüş bunlar üç yetim kardeş fakat helal paradır gün olunca bu çocuklar büyüyecek gelip babasının arsasına ev yapacaklar o duvarı yıktıkları zaman parayı görecekler evini yapacaklar. O çocuk da dedi anne babası ehli cedde fakat o çocuğun yüzünden bunlar emeli Salih’ten emeli naşiye geçecekler yani günah işleyecekler. Ben de onun ruhunu Allah’ın emri ile aldırtırdım. Allah onlara yeni bir çocuk verecek. O zaman Hz. Musa dedi ki; ya Hızır sen üç gün oruç tutacaksın.

Cem ne zaman yapılırdı Perşembe günleri mi her gün mü?

― Taliplerin görülmesi perşembe günleri.

Aynı yerde mi yapılırdı başka yerde mi?

― Bazen dedenin misafir olduğu evde yapılırdı. Peyik köye haber eder millet ceme gider. Fakat diğer cemlerde dedenin etrafında toplanılır tarikat namazı olur

Rehber ne demek her cemde rehber var mı?

― Görgü cemlerinde rehber var. Rehber; öncü demektir yani talipleri pir huzuruna çıkaran pire teslim eder.

Özelliği nedir?

― Önder

Dede ondan bir vasıf alıyor mu?

― Hayır. Aslında onun da dede sülalesinde olması gerekir. Eğer sülalede yok ise kişiliği, insanlığı var ise ona verilebilir.

Diyelim ki dede saz çalamıyor o zaman Zakir mi saz çalar?

― Zakir saz çalar

Zakir kimdir nedir?

― Zakir normal bir kişidir. Saz çalıp beyit söyler duvaz imam okur. Yalnız zakirin tuttuğu cem de bir dedenin orada bulunması şarttır. Kendi başına cem yapamaz.

Sizin yörede cemde Kur’an okunuyor, Kur’an'ın yeri nedir?

Hakikat ilminde bir nokta buldum

Ol mu Kur’an o noktada gizlidir

Okudum heceyi bildim Kur'anı

Sırrı süphan o noktada gizlidir

Aslı bir noktadır tahtı saradan

Tecelli gösterir her bir eşyada

Alemin esmada bab-ı kibriyada

Ali imran ol noktada gizlidir

Kur’an kamil insandır, Adem-i kamildir. Çünkü Kur’an Adem’e gelmiş. Adem melekeden esfedir.

Dede Kur’anı eline aldığı zaman ona nasıl bakıyor?

― Kur’an bir uyarıcıdır. Kur’an cahilin irşadiyetcisidir, her insan için lazımdır. Arapçada yazılmış Kur’an onun tefsirini kimse yapamaz.

Siz pençeli misiniz tarikli misiniz?

― Tarikliyiz

Nedir tarik?

― Yoldur. Pençenin manası ağırdır, pençe kırklara mahsustur.

Köyünüzde halâ cem cemaat yapılıyor mu?

― Şimdi köyler dağılmış

Siz burada yapıyor musunuz?

― Burada yapıyorum, beni götürüyorlar

Herkes bir ocağa bağlı. Ocak nedir? Ocakzâde dedeler diyoruz?

― Sülaleden gelmeye denir. İmamlar kolundan gelene dede denir

Siz kendi ocağınız hakkında neler biliyorsunuz?

Nuri Cemaleddin, Hacı Bektaş Veli’nin Kırşehir’e gelişinde o zamanın Horasan pirleri yanına geldiler. Hacı Bektaş Veli buna Cemalim diyordu. Bir gün dedi ki; acaba erenlerde bana bir yurt verir mi? Ben de gidip kendi müridime sahip olayım. O zaman Hacı Bektaş Veli dedi ki: Cemalim sen tımarına bin git. Nerede uykun gelir uyursan, kalktığın zaman senin hayvanını kurtlar dağıtmış senin müritlerin o civardadır. Kırşehir’de çıktı uykusu geldi uyudu, uyandı ki hayvanını kurtlar yemiş. Sordu burası neresidir? Elazığ Karakoçan dediler. Onlar batın aleminde giderler. Orada büyük bir su geçiyor cüppesini atıyor ırmağın üzerine, o zamanlar ırmağın üstünde kelekle geçilirdi karşıya geçiyor, Nuri Cemaleddin'e ikrar verenler yedi kardeş bakıyorlar ki bir derviş suyun üzerine cüppesini attı; batmadan çıktı. Biz gidelim belki bizi kurtarır, geliyorlar diyorlar ki, Sultan Alaeddin şerrinden kaçtık burada ormanda gece gündüz saklanıyoruz, tamam diyor. Şu ağacı kesin diyor. Bir ağaç üstüne reş deniliyor o dama yani kara direk onu kesin. Kesiyorlar yedi kardeşe diyorlar ki; bunu çekin ben dur dediğim zaman duracaksınız, bir de arkaya bakmayacaksınız. O direğin bir arabanın götürmesi imkânsız, direği çekiyorlar. Şadılı aşiretin yedi kardeşin içerisinde bir tanesi, acaba neden bize geri dönüp bakmayın dedi, bir geri dönüp bakıyor ki, o ağacı tutanlar hepsi o yanda gidiyor iki ejderha çekiyor ağacı. O zaman Nuri Cemaleddin, eyvah dedi. Ben size dedim ki geriye dönüp akmayın. Zaman olacak ki benden seneler sonra senin neslinde doğanlar benim tarikatımdan dönecekler, hatta 200 sene önce dönenler olmuştur. Gidiyor Sultan Alaeddin'e o firarları bana bağışlayacaksın. Sen kimsin; ben evlat-ı resul seydi saadetim diyor. O zaman sana imtihan var diyor, ne imtihanı, fırını yakacağım; seni ateşe atacağım yanmazsan o zaman sana bağışlarım. Olur diyor, fırını yakıyorlar Nuri Cemaleddin'i çağırıyorlar, Sultan Alaeddin'in baş veziri bir çocuğu ile geliyor. Çocukla beraber Nuri Cemaleddin'i ateşe atıyorlar, adam benim çocuğum yandı diye bağırıyor, o arada kapı çekiliyor, biraz sonra açılıyor çocuk ve Nuri Cemaleddin de çıkıyor bakıyorlar ki sakalları buz tutmuş. Ne oldu diyorlar. Benden sormayın, çocuktan sorun. Çocuğa soruyorlar ne oldu, çocuk diyor ki; bir sıcak yere girdik, onu biliyorum dönüşümüzde bir dağa uğradık; kışa tutulduk yanımda ki derviş beni cüppesinin altına aldı. Eğer o olmasaydı ben donardım diyor. Sultan Alaeddin beraat veriyor kendisine Şadılar ona mürit oluyor

Şadılar aşiretinin büyüklüğü ne kadar?

― Her ilde var. Bundan 40 sene önce ulema dedelerle bir sayım yaptık 3000 hane vardı. Şimdi daha fazla.

Şadılar aşiretinin hepsi Nuri Cemaleddin'e mi bağlı?

― Hepsi bağlı

Sizin dışınızda başka dedeler yok mu?

― Mesela Baba Mansurlar, Ağu içenler, Kızıldeliler bunlar kendi aralarında talipleri bölmüşler. Nuri Cemaleddin talibinde bölünme yok. 1949’da Şadılı aşiretinin reisi Adil bey vardı.

Sizin kendinizin bağlı olduğu başka şehirlere gidiyor musunuz?

― Ben gidiyorum

Bildiğiniz başka ocaklar nelerdir?

Nuri Cemaleddin, Baba Mansur, Kızıldeli, Sarı Saltık bunlar meşhurdur.

Secereniz var mı?

― Var ama elimizde yok

Dede olabilmek için sadece dede soyundan gelmek yeterli mi?

― Yetmez. Dede olmak için iki şart lazım, sülaleden gelme, ilim ve saf divane olacak.

Günümüzde gençler size ne soruyor?

― Gençlerin bazıları, ilime düşkündür; fakat eğitmek için emek lazım.

Dedelik okulu açılabilir mi?

― Sülaleden olursa açılsın tabi

Okul açılırsa kim ne öğretecek?

― Dede adayına ancak okumuş dede ders verebilir

İbadeti o versin de iyi bir tarihçi anlatamaz mı?

― Olabilir ama bilgili olması şart

Cem evlerinde yeterli hizmet oluyor mu?

― Ben yeterli bulmuyorum

Sizce en iyi cem evi nasıl olur?

― Toplumun oraya kaynaşması bilgili kişilerin mevcut bulunması. Birinci derece de burası iyi.

Siz cem ve cenaze işlerini yürütüyorsunuz talipler gelip sizi buluyor onların istediği yere mi gidiyorsunuz?

― Evlere gidiyoruz.

Bir dede talibe düşkünlük cezası verir siz verdiniz mi?

― Verdim.

Ne gibi suçlarda veriyorsunuz?

― Suçu ancak Allah verebilir. O talip günahını eline alıp, onu bir cem tutulur; kadın kaçıran, adam öldüren bunların cürümleri vardır.

Dedelerin düşkünlük cezasını kimler verir?

― Piri verir

Sizin piriniz ve mürşidiniz kimler?

― Mürşidimiz Ağuiçen, pirimiz kendi ocağımızdan Hasan Dede.

Hıdır Abdal, diyorlar ki düşkün dedeler oraya gönderiliyormuş gönderdiğiniz var mı?

― Yok biz kendimiz hallederiz.

Eşinizle mi yaşıyorsunuz?

― Evet

İsmi nedir?

― Zekiye

Kaç yaşında?

― 67

Emekli misiniz?

― Emekliyim

Ne işten emeklisiniz?

― İstanbul Üniversitesi, idareci olarak.

Metin Göktepe neyiniz oluyor?

― Amcamın çocuğu.

Nasıl bir çocuktu?

― Ben misafirlikte görebilirdim; onlar başka yerde oturuyorlardı, çocuk okuyordu.

Sünniler dese ki Aleviliği bize anlat?

― İnsan olmaktır, eğer insanlıktan haberim olursa ben Sünniye cevap verebilirim. İnsanlık deyince ilimden bahsediyorum.

Dede elinize, dilinize sağlık sizi yorduk, Allah eyvallah hizmetleriniz kabul olsun. Bir de dua ver.

― Dua ceddimizde:

Bismillahi rahmani rahim Allah Allah, destin deman ola küfürün iman ola yardımcın on iki imam ola. On iki imam darında didarında şefaatinden Allah ayırmasın, yaşın uzun başın devletli olsun, Allah işini gücünü rast getirsin.

Amin Allah razı olsun dede.

3 Şubat 2000/İstanbul