İlhan Cem Erseven

“Oyun” Kavramı Açısından “Semahlar”

Bilindiği gibi Semahlar, Alevi-Bektaşilerin inanç kültüründe yer alan bir olgudur. Müzik, ritm, figür ve oynayanlar gibi unsurları göz önünde bulundurduğumuzda semahlar, karşımıza bir ‘oyun’ olarak çıkmaktadır. Fakat bu oyun, ne bir saklambaç, ne de bir çelik-çomak oyunu gibi boş zaman geçirme, eğlenme amacı gütmektedir. Biçimsel ve içerik açısından bakıldığında ritüellik özelliği gösterir.

Öyleyse, semahı “oyun” açısından değerlendirmeden önce “oyun” kavramına bir göz atalım:

Oyun, bireyin toplumsal gereksinimlerinin başında gelen etmenlerden biridir. Çocuğun boş zamanını değerlendiren, yetişkinin ise günlük iş eyleminin dışında yorgunluğunu gidermek, eğlendirmek ve kendini kanıtlamasına olanak sağlayan et­kinliklerdir. Oyun, daha çok yarışma, araştırmacılık ve hareketlilik özelliklerine sahiptir (1). Oyuna başvurma, ilkellerde daha çok törensellik özelliği gösterirken, günümüzde seyirlik olmayı gerektirmiştir. İlkellerde günlerce, haftalarca süren bir dinlik oyun ve tören, günümüzde birkaç saat sürmekte ve çoğunlukla seyirlik amacını taşımaktadır.

Oyun, ilkeller için bir yaşam unsuru olmuştur ki savaş ve av konularından sonra birincil derecede dikkat çeken ve incelemeye değer bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Henüz giyinmek ve modern bir insan gibi yürüme yete­neğine kavuşmamış bir ilkel, oynamayı biliyordu ve bu onun yaşamının tümünü oluşturuyordu.

Huizinga'ya göre oyun, özgür eylemdir, tüm yaşamı kapsar. Oyunun kendisi ahlaksal bir değere sahip olmakla birlikte iyi ve kötü ile ilgilenmez. Seyredene yöneliktir. Türkçe de 'oyun' sözcüğünün değişik anlamları için bu tür oyunlara “seyirlik oyun” demek gerekir. Aslında oyun, seyredilmek içindir; dromenon ey­lemdir, drama da sahnede bir eylemin benzetmecesidir (2). Ayinsel (ritüel) tören, evreni yansılayan bir olgunun sahnelenmesidir. Bu sahneleme, daha çok mistik bir yineleme, bir olgunun yeniden ortaya getirilip gösterilmesi için bir özdeş olmalıdır. Ayinsel oyun, ayrıca inananları, tapınanları, kutsal sayılan olgunun kendine katılmasını sağlar. Ayinsel törenlerde, mevsimlerin dönüşümü, küme yıldızların hareketi, ürünlerin büyümesi ve olgunlaşması, canlıların doğması, yaşaması ve ölümü gibi doğasal görünümlerine benzetmeler yapılır, bu olaylar oyun biçiminde sahnelenirdi. Bu, ilkellerde daha çok görülmektedir. Güneş, kralı, güneşin hareketi de krallığı simgelemiş olurdu. Kral, ölene dek hep güneştir. Güneşin batması da, kralın tahttan indirilmesini ya da halk tarafından öldürülmesini simgeler.

Türkçe bir ad olan oyun sözcüğünü Orta Asya Şamanının adları arasında görürüz. Bu sözcük, yalnızca tören yöneten Şaman için değil, törenin tümü için de kullanılmaktadır. Oyun sözcüğünün çeşitli anlamları düşünüldüğünde bunların pek çoğunun, Şamanın büyüsel törenlerindeki çeşitli öğelerden oluştuğu görülür. Şaman, böyle törenlerde dans eder, şarkı söyler, ses ve çalgı ile müziğini yaratır, taklit ve dramatik unsurlara başvurur. Böylece oyun sözcüğüyle tiyatro, dans ve çeşitli seyirlik oyunların kökenini Şamanda ve onun eyleminde toplanmış olarak görüyoruz.

Din tarihine baktığımızda ilk din olarak totemizmi görürüz. İlk dinsel törenlere de bu devirde rastlamaktayız. Yukarı Paleotik dönemden önce dünya bir buzul dönemi geçirmiştir. Buzul döneminde, daha uygun ve elverişli iklimi olan yerlere gitmek için güneye inen Ren geyikleri, bizon ve atlar, o dönemde avcılıkla geçinen insanların büyük beslenme kaynaklarıydı. Devrin karakteristik hayvanı olduğu için bu döneme Ren Devri de denilmektedir. Ren geyiği avı, kabilenin bütün yaşamı dol­duran başlıca bir uğraş oluyordu. Ren geyiğini avladıktan sonra avcı, kendince av töreni yapar, başına Ren geyiği kafası geçirir ve yaptığı avı kutsayan ritüel bir dans yapardı, yani oynardı.

Oyunlar, taşıdıkları inanç sistemine ve içinden çıktığı toplumun kültürel yapısına göre farklılıklar taşır. İlkellerdeki oyunun temelini av, savaş ve doğal olaylar oluşturmaktadır. Günümüze değin ise oyunların içeriği gittikçe zengin­leşmiş, çeşitli anlam ve figür zenginliğine kavuşmuştur. Oyunlar, bir yerde dinsel-törensel bir görevi yerine getirirken, öte yandan toplumsal görevi de üstlenmiştir.

Oyunun bu işlevini göz önünde bulundurduğumuzda karşımıza şematik olarak şöyle bir kümelenme çıkmaktadır:

Toplumsal

·        -Doğumla ilgili danslar

·        Gençlerin eriştirme töreni dansları

·        Gizli dernek dansları

·        Hastalık: Şeytanı, kötü ruhları, cinleri kovmakla ilgili danslar, (Adayın eriştirme ve sürelik tören dansları)

·        Savaş dansları

Büyüsel-Dinsel

·        Tapınım: Tanrıya, güneşe, aya, ateşe tapma törenleri

·        Beslenme: Av, balık avlama, tarımsal, yağmurla ilgili danslar

·        Ölüm: Cenaze, ruhları yatıştırma dansları

Görüldüğü gibi burada, oyunların işlevlerine göre bir kümelendirme yapılmıştır. Bu şemayı iyice incelediğimizde, yazımızın konusu olan “Semahlar”ı toplumsallık özelliği gösteren gizli dernek dansları kategorisinde görürüz.

Anadolu oyunları, Türklerin ilk yurdu olan Orta-Asya'dan Anadolu'ya uzanan hat üzerinde, Türklerin, sosyo-ekonomik koşulları zorlaması nedeniyle birçok et­kileşimlere ve değişikliklere uğramıştır. Türkler, Orta Asya'dan kalkıp Anado­lu'ya uzanırlarken ilk kültürleri olan Şamanlık kültürü üzerine İslâm kültürünü ek­lemişler ve Anadolu'da daha önceki uygarlıkların kültürleriyle de ortak bir yapıya bürünmüşlerdir. Bugünkü Anadolu halk oyunları, üç kültürün (Orta-Asya, İslâm, Anadolu) kalıntılarını taşımaktadır.

Orta-Asya'nın ve Şamanlığın (bu arada diğer çoktanrılı Maniheizm, Budizm, Brahmanizm vb. ... inanç sistemlerini göz ardı etmemek gerekir) Anadolu kültürü üzerinde geniş ölçüde izlerine rastlanmaktadır. Halkbilim araştırmacısı Radloff, 1860'ta Sibirya gezisinde gördüğü bir Altay Şamanının ölen yaşlı bir kadının ru­hunu uzaklaştırmak için geceleyin dönüşler yaptığını söylemektedir (3). Bu dönüşlerde, güneşin ve yıldızların dönüşü simgelenmektedir. Dönüşlerde Altaylılar için kutsal sayılan 3, 7, 9 gibi sayılar, aynı zamanda gezegenin ve evre­nin ya da göğün bu sayıda katlardan oluştuğuna varsayılmaktadır. Burada evrenle bir özdeşleşme, bütünleşme söz konusudur. Göğe yolculuk yapanın, varlıkların ha­reketini taklit etmektedir. Gökbilimsel anlam katılan ve günümüze dek kalıntıları süren bu taklit oyunların benzerini Mevlevilerin sema, Alevilerin semah oyun­larında görmek olasıdır. Örneğin Mevlevi semasında beyaz giysili semazenler ge­zegenleri, baş semazen ise (siyah giysili) güneşi simgelemektedir.

İster Alevi semahları olsun, ister Mevlevi seması olsun, figürsel ve oynanış açısından iyice irdelendiğinde, bunların gökbilimsel danslar kategorisine girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sözlüklerde gök, gökyüzü ve uçmak gibi anlamlar içeren sema / semah sözcüğü, dikkatimizi yukarıda da belirttiğim gibi gökbilimsel danslar üzerine çekmektedir. Değerli araştırmacı Ahmet Kutsi Tecer bir yazısında (4), derviş danslarının güneş ve yıldızların hareketi ve dört mevsimle ilgili olduğunu belirtmektedir.

Gökbilimsel danslar olarak nitelendirdiğimiz oyunlar, çok eskilere dayanmakta ve yaygın bir biçimde yapılmaktadır. Bazı danslarda, oynayanların yönü hep aynı, özellikle doğu'ya, güneşin doğuş yönüne doğru, dönmeleri sağdan sola doğru, bu tür dansların gökyüzüyle ilgili anlamlar içerdiğini ortaya koymaktadır. Yapılan bir sınıflandırmaya göre gökbilimsel danslar, üçe ayrılmaktadır:

1- Güneş dansları,

2- Ay dansları,

3- Güneş-Ay dansları. (5)

Güneş dansları, güneş yüzünün hep aynı kalması, durağan olması ve yön değiştirmemesi nedeniyle sınırlı kalmıştır. Güneş, yön olarak işlev görür. Bu dansları, eski Mısırlılardan tutun, çok yerlerde ve çağlarda görürüz.

Ay dansları ise daha zengin ve çeşitlidir. Ay'ın iki hareketi üzerine, biri kendi yönünde, diğeri güneşin çevresinde olmak üzere kurulmuştur. Örneğin, 14. yüzyılda Almanya-Berlin'de oynanan Oniki Ay dansında, oniki çift oyuncu, oyun sırasında dörde ayrılarak dört mevsimi simgelerler.

Güneş Ay danslarına gelince. Curt Sachs, buna örnek olarak üç dönenceli gökbilimsel danslardan saydığı, Mevlevi dervişlerinin yaptığı sema oyununu göstermektedir. 1932'de Kahire'ye yaptığı bir gezi sırasında izleme olanağı bulduğu Mevlevi sema oyununda, 4 dervişin küçük dönencede, 6 dervişin geniş dönencede, sema başının (baş semazen) bu iki dönence arasında yer alıp yavaşça, saatin ters yönünde döndüklerini görüp buradan güneş-ay ve dönen yıldızlar gibi üçlü bir bağıntı çıkarmıştır (6).

Danimarkalı araştırmacı Cari Vett, İstanbul'da izlediği Mevlevi derviş dans­larını, hem güneşin çevresinde, hem kendi ekseninde dönen gezegenlere benzete­rek bunlara gezegenler dansı adını vermiştir. Ayrıca sema oynanan meydanın ortasında, döşemenin üzerinde açık renk tahtadan yapılmış bir güneş figürü gördüğünü de belirtmektedir (7).

Bir başka incelemede ise, Budistlerin dua-çarkı ile derviş dansları arasında da bir bağıntı kurulmaktadır. Budist dua-çarkında oyuncuların dönüş yönü, bir mer­kez noktasına doğru sağ kolunu uzatmış bir kimsenin o merkez noktası çevresinde dolaşırken izlediği yön, yani güneş yönüdür. Bunun tersi yönünde dönmek ise, uğursuzluk ve saygısızlık sayılmaktadır. Bu dansta, Tanrı'dan kutsama ve güç alındığı, diğer kolun aşağıda olup el içinin yere dönük olduğu, bununla gökten alınanın yeryüzüne dağıtıldığı, ayrıca Brahmanlarda çarkı döndürerek böylece kendilerini gökyüzüne ulaştırdıkları belirtilmektedir (8). Dua çarkında görülen birtakım figürlerin benzerini günümüz Alevi semahlarında görmek olası. Örneğin sağ elin yukarı kalkıp göğüse, kalbin üzerine doğru inerken, sol elin kalp üzerinden aşağıya doğru inmesi motifi, aynı Brahmanların dua çarkındaki mesajı, yani gökten alıp yere vermek ya da Hak'tan alıp halka vermek olarak açıklanmaktadır.

Bir başka incelemede de, üç yıldızlı Orion ile dervişlerin kuşakları arasında bir bağıntı kurulmaktadır. Brahmanların kabul törenlerinde, bellerine taktıkları kuşakta üç düğüm vardır. Bu, Orion'un 3 yıldızını, yılın üç mevsimden oluşunu simgelemektedir (9). Kamberiye adı verilen üç düğümlü bu kuşağı, daha önceki yüzyıllarda Anodulu'da Bektaşi dervişleri ve sofiler de takmışlardır. Buradaki üç düğümün anlamı ise Allah, Muhammed, Ali demektir.

Dansa, Orta-Asya ile bağlantıları için Mevlevilik ve Bektaşilik gibi tasavvuf ve İslam öğretileri açısından da bakılabilir. Anadolu Alevileri üzerinde bir incele­mesi olan gezginci-araştırmacı Fernard Grenard, bir incelemesinde İslâmdaki derviş dansı ile Tibet bölgesinde dolaşan dilenci kalender ve divanelerin, dönen dervişler gibi fırıldandıklarını, hareketlerin, davranışlarının, yüz mimiklerinin tıpatıp benzediğini belirtmektedir. Grenard, böyle bir dansı izlerken, yanında bu­lunan Müslüman izleyicilerin de coşkuya kapılıp oyunun ritmine göre Ta Allah! İnşallah!” diye bağırdıklarını da söylemektedir (10).

Orta Asya'da İslâmlığı kabul etmiş budunlarda kadının dans etmesi hoş karşılanmazdı. Bunun yanı sıra, Dolğanlarda, kadınlar için herhangi bir kısıtlama getirilmemiş, hatta toplu yapılan eğlencelerde kadınlar ortada dans etmişlerdir.

Yukarıda anlatageldiğimiz bilgiler ışığında, Alevi semahlarını içerik ve biçim (figürsel) açısından inceleyecek olursak, her ne kadar İslâmi motiflerin izi olsa da temelde Asyatik özellik taşımaktadır. Bu özellik, salt figürlerde görülürken, dinsel yönü, ki bu Alevi-Bektaşi inanç ve kültürünün ağırlıkta yer aldığı içselliğe, yani her figürün vermek istediği mesajlara da yansımıştır.

Alevi-Bektaşi folklorunda semah için, oynamak eylem sözcüğü değil, dönmek eylem sözcüğü kullanılır, yani semah oynamak yerine semah dönmek denilir.

Semah (ya da sema) sözcüğü, sözlükteki anlamında olduğu gibi bizi gökyüzüyle, yani semayla ilgili kavramlara götürmektedir.

Alevi semahlarından, örneğin en kutsalı olan Kırklar Semahı, çıkış kaynağı ola­rak bir söylenceye dayanmaktadır. Söylenceye göre Hz. Muhammed, Miraç'a çıkarken (bilindiği gibi Miraç da gökyüzündedir), başkanlığını Hz. Ali'nin yaptığı Kırklar Meclisi'ne uğrar, Meclis'e katılır ve kırk kişiyle birlikte semah döner. Görüldüğü gibi semahın dönüldüğü mekan, gökyüzüdür. Bu Meclis'te Hz. Ali, güneş'i, diğerleri (39'lar) gezegenleri simgelemektedir. Hatta Alevi-Bektaşi inancında Hz. Muhammed güneş, Hz. Ali de ay'dır. Bugün Dersim (Tunceli) yöresinde Kürt Aleviler, sabah erkenden kalkıp güneşe secde ederler. Bunun te­melinde bu inanç yatmaktadır.

Semah dönülürken eller yukarı kalkar, müziğin ritmine göre aşağıya bele doğru iner. Bu Gök-Tanrıya ve Yer-Tanrıya yakarının biçimsel görünümüdür. Semahın kimi figürlerinde, sağ el / kol, ta omuzdan yukarıya kadar kalkar ve müziğin ritmi­ne göre iner. Bu el figürü, tanrıya olan saygıyı ve duayı, Hak'tan (Yaratan'dan) almayı, Hak'a ulaşmayı, dokunmayı simgelemektedir ki bu Hak da, yukarıdaki, yani gökyüzündeki Gök-Tanrıdan başkası değildir. Yine aynı biçimde, bu figüre karşılık olarak sol el de göğüse kadar çıktıktan sonra aşağıya doğru iner, elin içi yere, toprağa dönüktür, ki bu da Yer-Tanrıya olan saygıyı simgeler, temelinde be­reket ve üremenin simgesi olan toprağı, ana tanrıçayı kutsamaktır. Bu el hareket­leriyle de Hak'tan (yukarıdan) aldığımız halka (aşağıdaki insanlara) vermek anlatılmaktadır.

Ayak figürlerine gelince, bu hareketlerin daha tartımlı ve hafif yaylanmalı olduğunu görürüz. Gezegenler, güneşin çevresinde dönerlerken bir topaç gibi dönerler. Topaç da bilindiği gibi kendine özgü hafif sıçrama, çok ince bir tartımlılık, yaylanma gösterir ki semahtaki ayak figürleri de böyledir.

Semah, dönülür dedik. Semah dönecek oyuncular, Meydan'a çıktıklarında Dede'nin karşısında niyaz'a dururlar, dua alırlar. Yapılan eylemin, semahın, ki sonu gökyüzüne bir yolculuktur, Gerçeğe ulaşmaktır, kutsanmasıdır. Dede burada güneş, semahçılar da gezegendir. Duadan sonra dairesel harekete geçerler ki bu da güneşin çevresindeki gezegenlerin oluşturduğu yörüngedir. Semahçılar, Dede'nin (Mürşit) karşısına gelince sırtlarını dönmezler. Üç adım geri giderek eski dairesel konuma gelir. Üç adım geri geri gelmeye Üçleme denir ki, Allah-Muhammed-Ali anlamındadır.

Turnalar semahı, “uçmak” motifini en iyi simgeleyen semahlardan biridir. Bu “oyun'da, semahçılar kollarını yanlara bir kanat gibi açarak ve ayaklarıyla hafif yaylanarak Turna kuşunun gökyüzünde uçuşunu, süzülüşünü taklit ederler. Turna semahı, bilindiği gibi Alevi-Bektaşi cemlerinde dönülür. Semah öyle her yerde uluorta gösterilmez. Cem'de 12 hizmetten biridir. Cem, Dede'nin başkanlığında yürütülür. Cem'in de kendine özgü bir oturum düzeni vardır ki, bu da hilal biçimindedir. Meydan'ın karşı tarafında tahtı çerağ denilen makam vardır. Burası Dede'nin yeridir. Dede'nin sağına ve soluna başta Zakir denilen ozanlar olmak üzere yaş sırasına göre büyükten küçüğe doğru bir dizilme yer alır. Geri kalan talipler, bacılar arka bölümde, yani “büyüklerin” arka tarafında otururlar. Meydan'ın giriş tarafı açıktır.

Görüldüğü gibi cem'de tek otoriter, ruhani lider Dede'dir. Bugünkü Dede'yi Orta-asya kültüründe Şaman olarak görmek olası.

Anadolu'daki Dedelik, Alevilik ve Bektaşiliğin yanı sıra Mevlevilik, Melamilik gibi bazı Sünni tarikatlarda da kavram olarak kullanılmaktadır.

Dedelik kurumunun kökeni, geleneksel açısıyla soy konusuna dayandırılarak salt İslâm kaynaklı değerlendirilmeye çalışılsa da, tarihsel ve sosyolojik veriler bunun doğru olmadığını gösterir. Anadolu'da bugün yaygın olan saz geleneği, kadınlı erkekli törenler ve bu törenlerde yapılan “sema” adı verilen dinsel danslar gibi “dedelik kurumu” da İslâmiyet öncesi Türk toplumuna dayanmaktadır. Bun­ların kökenini salt İslamiyet içerisinde aramak boşunadır. İslam’ın doğduğu yer olan Arabistan ve diğer İslam ülkelerinde ne sazı, ne kadınlı erkekli yapılan dinsel dans olan semahı, ne de kadınlı erkekli ibadet olan “cem” törenlerini görürüz. Kökeni İslam öncesine dayanan bu unsurları, Türkler, İslâmi şekiller altında yaşatarak İslâm dinine kazandırmışlardır. Dedelik kurumunu anlayabilmek için, eski Türklerde benzeri görevleri yerine getiren Kam (Şaman, baksı)larla karşılaştırmak gerekir (11).

Anadolu'da Dede olmanın koşullarından biri “dede” soyundan gelmektir. Şamanlar da ise Şaman soyundan gelmek gerekir. Her ikisi de soya dayanan bir dinsel olgu. Bu olgunun dışında, seçiliş biçimlerinde, giydikleri giysilerde, gördükleri hizmetlerde, üstlendikleri görevlerde kendilerine gösterilen saygı ve sevgi, bu kadar bir zaman geçmesine karşın hâlâ büyük bir benzerlik gösterebilmektedir.

Şamanlar gördükleri hizmet karşılığı, bazı oymaklardan yıllık ve ayinden sonra gönüllerinden kopan küçük armağanlar alırlar. Günümüzde Dedeler de, yaptıkları hizmet karşılığı “hakullah” ya da “çıraklık” denen para ya da mal alırlar.

Dedeler de Şamanlar gibi tümüyle belleğe dayanarak zengin halk şiiri, nefes­ler, deyişler, dualar, Alevi-Bektaşi kültürüyle ilgili konulan, sözlü halk edebiyatı geleneğini kuşaktan kuşağa aktaran iletişim organlarıdır. Şamanlar gibi Dedelerin de hastalıkları iyileştirdiğine, birtakım kerametler gösterdiğine inanılır. (12)

Görüldüğü gibi Şaman kendi oymağında nasıl bir dinsel güce ve otoriteye sahip­se, bugün Anadolu Aleviliğinde de Dede, aynı konumdadır. Cem'de Dede, en büyük postta oturmaktadır. Bu post, Hz. Ali postudur, Pir Hacı Bektaş Veli postudur, ya da ulu sayılan, saygı duyulan, evliya bilinen diğer Alevi-Bektaşi baba ve dervişlerin anıldığı posttur. Semah dönülürken, bu post güneş'i, diğer canlar da gezegenleri ve yıldızları simgeler. Meydanda Cem yapılırken, semahçılar Dede'nin karşısına dizilip yere secde ederler, niyazda bulunurlar. Tüm bu eylemler Semah'ın kendi oyun kavramı içinde yerine getirilen figürler bütünüdür.

Sonuç olarak “oyun” kavramı açısından Semahları incelediğimizde, semahın figür ve oynanış açısından bir oyun olduğunu görürüz. Ama bu oyun, Anadolu seyirlik oyunları içinde değerlendirilecek bir “oyun” değildir. Kendi içsel anlamı olan, izleyenlere gizli mesaj veren ve Alevi-Bektaşi cemlerinde ibadet özelliği taşıyan ritüel bir danstır. Bugün semaha bu açıdan yaklaşmak ve değerlendirmek gerekir. Kimi araştırmacılarımız, semahı halk oyunuyla yan yana getirip düğünlerde, kına gecelerinde, içkili yemek partilerinde semah dönülmesinde sakınca görmemektedirler ki bence bu yanlış bir tavırdır.

Çünkü

Haşa ki semahımız oyuncak değildir

O bir AŞK halidir, salıncak değildir.

www.alewiten.com, 3.12.2002

Dipnotlar

(1) Mahmut Tezcan: Boş Zamanlar Sosyolojisi. Ankara 1977: 5

(2) Johan Huizinga: Homo Ludens / Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme. Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Ayrıntı Yayını, İstanbul 1995: 32.

(3) Ahmet Kutsi Tecer: "Oyun, Raks Üzerine" TFA, C. l (1958): 106-107.

(5) Curt Sachs: World History of Dance. New-York 1937: 124-131.

(6) Sachs, agy, s. 41.

(7) Cari Vett: Dervish Diary. Los Angeles 1953: 27-28.

(8) William Simpson: The Buddist Praying Wheel. Londra 1896: 28.

(10) Fernard Grenard: Mission Sicentifique dans la Haute Asie. 1890-1895. II.

(11) Ali Yaman: 'Alevilikte Dedelik Kurumu ve İşlevleri' (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul s. 44.

(12) Cemal Şener: Şamanizm. AD Yayıncılık, İstanbul 1997: 77.