İsmail Onarlı

Sadrazam Yusuf Kâmil Paşa Konağında Ayn-i Cemler

1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra bu zümrelerle iç içe olan İstanbul’daki 24 Bektaşi ve 2 Kalenderi tekkesi ile Osmanlı sınırları içindeki binlerle ifade edilen Alevi-Bektaşi tekke, zaviye ve ocak cemevleri kapatılarak varlıklarına el konulur. Dergâhlardaki kitap ve doküman yakılır. Bektaşi tarikatının yasaklanması ile önderlerinin katledilmesi ve sürülmesi sonrası Nakşibendi tarikatı mensupları Osmanlı devlet erkinde bulunanlarla çok sıkı ilişkilere girerler. Kapatılmayan büyük Bektaşi tekkelerine Nakşi şeyhler atanır. Mısır Hidivliği, Bektaşi tekkelerinin kapatılmasına karşı çıkar ve Osmanlı devletiyle sürtüşmeler başlar. Mısır Hidivi Mehmed Ali Paşa (1769-1849) Osmanlı Padişah’ına karşı çıkar. Yapılan savaşlarda Mısır ordu ve donanması karşısında Osmanlı ordusu yenilir. Bu savaşlarda Şeyh Hasan Aşireti’nin bir kolu olan ve Toroslarda göçer olan Bahşişli oymakları Mısır tarafında yer alır. Mısır-Osmanlı ilişkilerine Avrupalı büyük devletler müdahale eder ve Mehmed Ali Paşa zorunlu olarak Osmanlıların hükümranlık haklarını tanır. Bu dönemde bir çok Bektaşi Baba ve dervişi Mısır’a sığınır.

Bektaşi olan Mehmed Ali Paşa’ın Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından dolayı Osmanlı Padişahı ve yönetimine intikam duygusu ile hareket ettiği değişik tarihçilerce belirtilmektedir.(1)

1825-1925 arası Alevi dergâhları tarihi süreci, tam bir giz içinde olmuş ve 100 yıllık süreç sonunda da tamamen kapanmıştır.

1839 yılının 3 Kasım’ında Sadrazam Mustafa Reşid Paşa (1800-1858)’nın Gülhane’de okuduğu “Tanzimat Fermanı” ile Osmanlı ülkesi bireysel özgürlük ve eşitliğin kapısının aralandığı sürece girer. Bu özgürlükçü ferman Şubat 1856’da genişleterek yeniden düzenlenir.

Sultan Abdulmecid (1839-1861) döneminde özgürlükçü ortamın getirdiği yeniliklerden faydalanan Bektaşi tarikatına mensup “elitist” Osmanlı entellektüelleri ile asker-sivil bürokratları, Bektaşi babalar, ozanlar, yazarlar ve Alevi (Kızılbaş) dedeleri de yeni arayışlara girerler. Mısır Hidivliğinde, Avrupa’da ve Selanik’teki Osmanlı aydınları da Pâyıtaht’taki Bektaşi hareketliliğini desteklerler.

Sultan Abdulaziz (1861-1876) Bektaşi muhibi olarak Bektaşiliğin yeniden ihyası için destek vermiştir. Çelebilerden Hacı Bektaş Dergâhı'na potnişin atanır. Saray erkânından, valide, sultanın kardeşleri, prensesler, askeri kesimden bir çok kişi Bektaşi olur. Bu dönemde Alevi köylerine ve Bektaşi dergâhlarına büyük yardımları olan Yusuf Kâmil Paşa; Alevi inancını gelişimi için fedakârlık ve feragatlık örneği göstermiştir. Yusuf Kâmil Paşa kimdir?

a) Yusuf Kâmil Paşa, 1805’de Arapgir'de doğdu. Çeşitli hocalardan ders aldı. Arapça, Farsça ve sonraları Fransızca öğrendi. Bir süre Divan-ı Hümayun Kalemi'nde çalıştı. Mısır'a gitti. İstanbul’da bir süre Asesbaşılık görevi yapan ve aslen Arapgirli İbrahim Ağa adlı bir zatın oğlu olan Mehmed Ali Paşa; 1769’da Kavala’da doğduğu için Kavalalı olarak anılmaktadır. Mehmed Ali Paşa; Vezirlik sonrası Mısır Hidivi (1805-1849) olmuştur.(2) Hemşehrilik ilişkisinden dolayı Mehmed Ali Paşa'nın güvenini kazanarak önce Mısır Katipliğine getirildi. Mısır Hidivi Mehmed Ali Paşa'nın kızı Zeynep Hatun ile evlendi. Kaymakam rütbesiyle asker olarak mirlivalığa (Tugg.) kadar yükseldi. 1845'e Osmanlı Padişahı Abdulmecid ona Mir-i Miran (paşa) rütbesi verdi. Mehmed Ali Paşa'nın kızı Zeynep Hanım’dan ayrılması için, gerici çevreler baskı yaptı. Fakat Yusuf Kâmil Paşa bu baskılara direndi. Aydın bir kadın olan Zeynep Hanımı destekledi ve evliliğini sürdürdü. Karısından ayrılmaması üzerine Yusuf Kâmil Paşa Asvan'a sürüldü. Padişahın özel fermanı ile 1849'da İstanbul'a geldi. Rumeli Beylerbeyi rütbesiyle Meclis-i Vala üyeliğine atandı. 1849 Vezir oldu. 1852'de iki kez Ticaret, altı kez Meclis-i Ali memuriyeti, 1854'te Tanzimat Meclisi Reisi, Ahkam Nezareti, Sadaret Kaymakamlığı ve Nezareti, 1862’de Sadrazamlık (başbakanlık) ve Sultan Abdulaziz’in Payitaht Kaymakamlığı görevlerinde bulunmuştur. 1876’de Hakk’a yürüyünce (ölünce), karısıyla birlikte yaptırdıkları Üsküdar'daki Zeynep Kâmil Hastanesi'nin bahçesine gömüldü. Dilimize çevirdiği Fenelon'un "Telemaque"ı Türkçe yayınlanan ilk çeviri romandır.(3)

Şeyh Hasan (Sultan Onar) Ocağı’nın ceylan derisi üzerine yazılı şeceresi ile Hz.Fatıma’ya ait üzerinde Kuran ayetleri yazılı çehiz tasının olduğu Arapgirli Küçük Hüseyin Efendi'nin torunlarından Asım Bayrak bize anlattığına göre;

“Cafer Paşa, Yusuf Paşa, Osman Paşa, Kara Süleyman Paşa, Yusuf Kâmil Paşa gibi Arapgir’den çıkmış Osmanlı paşaları hep birbirlerinin akrabadır. Bu paşalarda Horasan’dan gelmiş olan Onar Köyü’nde türbesi bulunan Şeyh Hasan soylu ve akrabalarıdır. Biz de Horasan’dan gelme Türkmenlerdeniz ve Şeyh Hasan ile aynı boydanız.”

b) Yusuf Kâmil Paşa ve Eşi Zeynep Hatun, Mısır’da bulunan Kaygusuz Abdal Dergâhı’ndan nasip alarak Bektaşiliğe intisap etmişlerdir. 1861 yılında Bektaşi tekkeleri açılınca Sadrazam Kâmil Paşa’nın da büyük yardımları olmuştur. Karaca Ahmed Sultan Dergâhı’nın üst tarafında Zeynep Kâmil Hastahanesi'ni inşa ettirmişlerdir. Arapkirli Yusuf Kâmil Paşa’nın sarayda memuriyeti döneminde Onar Köyü Şeyh Hasan Ocağı postnişini Seyyid Yusuf ile de sıkı ilişkiler içinde olmuş ve Şeyh Hasan Vakfı arazilerinin korunmasını teminat altına aldırmıştır. Seyyid Ocakları işte bu dönemde yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Yusuf Kâmil Paşa ile iyi ilişkiler içinde olan Harput-Malatya yöresindeki Dede Ocakları postnişinleri, bölgeden gençleri İstanbul’a aldırtarak okuturlar. Bu dönemde Onar köyünden de iki genç eğitilmek için getirilir. Birisi Sarayda çöpçübaşılığına dek yükselir ve Çöp Hasan olarak anılır. Diğeri de medrese eğitiminden geçerek molla olur ve Mılla İsmail olarak anılır. Çimen Köyü'nden de Hatipgiller denen aileden bir genç devlet işlerinde görev alır. Ocak Köyü’nden ise Mehmet Yaman’nı dedesi Yamakzâde Mehmed’i de okutarak sarayda ahçı yamağı olarak hizmete alır. Mineyikli Seyyid Mahmud Dede’nin oğlu Hüseyin Dede de yine bu dönemde eğitim ve öğretim görmüştür. Yusuf Kâmil Paşa’nın konağında Cemler düzenlenmiştir. Bu cemlere Onar Köyü'nde yaşlıların anlatıklarına göre; Mineyikli Seyyid Mahmud Dede (1774-1889) ve davudi bir ses tonuna sahip Mılla İsmail’de katılarak “Tevhid İlahileri” söyler ve curası ile zakirlik yapar.(4) Tarihi olarak baktığımızda Arapgir ve çevre köyleri Kızılbaş Bayat Boyu oymak ve obalarından oluşmaktadır. Diyâr, Arapkirlü “Ana Şamlu Kızılbaş Konfedere aşiretin bir kolu olarak” nitelendirmektedir.(5) Alevilik inancını tarihsel süreçte yöre halkı koruyarak bu günlere değin yaşatarak getirmiştir.

c)

“Sadrazam Yusuf Kâmil Paşa’nın zevcesi Zeynep Hanım, ikrarbend olmak için (Sultan Seyyid Battal tekkesi postnişini) Pir Mehmet Dede ve (Sultan Sücaadin tekkesi postnişini) Mehmet Şücaaddin dede’yi İstanbul’a çağırmış, dedeleri misafir olarak konağında aylarca alıkoymuştur. Anadolu’nun en maruf iki postnişini olan bu mümtaz şahsiyetleri görmek emeliyle, İstanbul’un hemen hemen Bektaşileri güruh güruh ziyaretlerine gelmişler, bu vesile ile Zeynep Hanımın konağında müteaddit Bektaşi ayinleri açmışlar..”(6)

Abdulmecid zamanında saray divan katibi şair Genç Abdal’da bu cemlere katılır ve nefesler söyler. Genç Abdal bir deyişinde Hz.Ali için şöyle der:

Yoğiken yer ile gökler ezelden

Kudret kandilinde pünhan Ali’dir

‘Kün’ deyince Bezm-i elest’ten evvel

Alemi var eden sultan Ali’dir.

Yine bir başka deyişinde:

Kaş’ın mihrabına sürdüm yüzümü

Dinim Muhammed’dir imanım Ali,

Hak söyletir, hak söylerim sözümü

Dinim Muhammed’dir imanım Ali.

Hicri 1290 yılında 85 yaşında Hakk’a yürüyen Genç Abdal; “Enel-Hak” tasavvufi anlayışında olan bir ozandır.

Gudemâ-yı üdebâ’dan Veysi Paşazâde Zeynelabidin Raşit Bey ve devrin bir çok aydını Zeynep Hanımı; “Zübde-tün-Nisâ” yani “Kadınların Seçilmişi” diye anılmaktadır. Yine Dramalı şair Hüseyin Kazım Efendi, Münif Paşa; Yusuf Kâmil Paşa ve Zeynep Hatun’dan övgüyle söz ederler.

Zeynep Hatun; Şücaaddin Veli Tekkesi postnişini şair Ali Rıza Hadi ve Genç Abdal’ı uzun müddet konağında misafir ederek cem törenleri düzenlemiştir. Bu cemlerde Zeynep Hatun’da deyişler söylemiştir. Bir deyişini burada verelim:

Keşfet nikabını yeri göğü münevver et

Bû âlem-i anâsırı firdevs-i enver et

Titret lebini çûşa getir havz-ı Kevseri

Anber saçını çöz bu cihânı muattar et

Hüsnün berât yazdı sabâya dedi ki tez

Var milket-i Hatayile Çini müsahhar et

Âb-ı hayât olmayacak kısmet ey gönül

Bin yıl gerekse zulmete seyr-i Skender et

Zeynep ko meyl-i ziynet-i dünyâya zen gibi

Merdâne vâr, sâde-dil ol, terk-i zîver et.

Dipnotlar ve Kaynaklar

(1) Abdülkadir Sezgin: “Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik” Alevilik Üstüne Ne Dediler. Der. Cemal Şener, İstanbul 1990: 203.

(2) İsmail Kaygusuz’un araştırma notlarından.

(3) Münir Aktepe (Haz.): Vak’a Nüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, C. 9, İstanbul 1984 ile çeşitli ansiklopedik bilgiler ve İbnül Emin Mahmut Kemal İnal: “Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar” adlı esere bkz. İbnül Emin Mahmut Kemal İnal; Arapgir’lidir, konağı Beyazıt Bakırcılar’da olup, şimdi yerinde kendi adıyla anılan bir İş Hanı vardır.

(4) Onar Köyü'nden Hızır Dede ve 93 yaşındaki Ayşe Kaya, Pınarlar Köyü'nden Nimri Dede, Çimen Köyü'nden Hatip Mehmet Efendi, Yukarı Yabanlı Köyü'nden Mılla Mehmet Efendi, Selamlı Köyü'nden İpek Ağa, Arapgirli Kulubeğoğlu Lütfi Bey, Ocak Köyü'nden Mehmet Yaman dede gibi onlarca “Kocalar”nın anlatımları ve bu şahısları dinleyenlerin anıları. Mılla İsmail aynı zamanda Onar Köyü’deki cemlerde (Sercem’in yerine) kamber olarak hizmette bulunmuştur. Mılla İsmail; benim ve İsmail Kaygusuz’un annelerimizin büyük dedesi olmaktadır.

(5) Bkz. John E. Woods: 300 Yıllık Türk İmparatorluğu, Akkoyunlular: Aşiret, Konfederasyon, İmparatorluk; 15. Yüzyıl Türk-İran Siyaseti Üzerine Bir İnceleme. Ek Yazılar: Prof. Dr. Metin Sözen / Necdet Sakaoğlu. Çev. Sibel Özbudun, İstanbul 1993.

6. M.Tevfik Oytan: Bektaşiliğin İçyüzü, Cilt 1. İstanbul 1945: 12-22 ve Baki Öz: Bektaşilik Nedir? (Bektaşilik Tarihi). İstanbul 1997: 195.

Bkz. Cem 36 (2002) 119: 36.