9. Pir Sultan Kalender Şah'ın Huzurunda Özünü Dâra Çekiyor

Pir Sultan Abdal'ın, 1514 Çaldıran felaketi öncesi tek güvendiği ve peşinden koştuğu Şah, Şah İsmail Hatayi idi. Kendilerini ancak, 13-14 yıl önce Anadolu Alevi Türkmen boylarının yardımıyla Safevi Devletini kuran Şah İsmail kurtarabilirdi. “Urum'da (Anadolu'da) ağlayan sefilleri, o şad eder (sevindirir)” ve güldürebilirdi.

Hak'tan inayet olursa

Şah Urum'a gele birgün

Gazada bu Zülfikar'ı

Kâfirlere çala birgün

Hep devşire gele iller

Şah'a köle ola kullar

Rum'da ağlayan sefiller

Şad ola da güle bir gün

Çeke sancağı götüre

Şah İstanbul'da otura

Firenk'ten yesir getire

Horasan'a sala bir gün

Gülü Şah'ın doğdu deyü

Bol ırahmet yağdı deyü

Kutlu günler doğdu deyü

Şu alem şad ola birgün

Mehdi Dede'm gelse gerek

Ali divan kursa gerek

Haksızları kırsa gerek

İntikamın alsa gerek

Pir Sultan’ın işi ahtır

İntizarım güzel Şah'tır

Mülk iyesi padişahtır

Mülke sahip ola bir gün

Bizzat nasip aldığı Piri Balım Sultan'ın o dönemdeki anlaşmacı gördüğü tavrından olacak, “Hacı Bektaş evladını günahkar görüp” Şah İsmail'e sıkıca bağlı görünüyor. Fakat, Çaldıran yenilgisi ve büyük Kızılbaş kırımının ardından Pir Sultan Abdal'ın bütün gücüyle Hacı Bektaş Dergâh'ına sarıldığını anlıyoruz.

Pir Sultan'ın Çaldıran öncesi ve sonrası yapılan kırımdan kurtulması, Divriği-Arapkir-Kemaliye ilçelerinin ortak otlağı olan Sarı Çiçek Yaylası'nda Koca Haydar adıyla bir zaman gizlenmiş olmasına bağlanabilir. (Bkz. Cahit Öztelli: Pir Sultan Abdal, s. 30-31)

Yine Sarı Çiçek Yaylası'na çok yakın, Arapkir ilçesinin sınırları içerisinde bulunan Onar köyündeki Şeyh Hasan Oner türbesi ve zaviyesini ziyaret ettiği ve orada konukladığını belirleyen bir nefesi günümüze gelmiştir. Bu nefeste Şeyh Hasan'a yalvarmakta, “zulümat (karanlık) içinde ve darda bulunduklarını” açıklayarak, evliyadan “imdat!” istemektedir. Aşağıya aldığımız uzun şiirinde, Pirini arayan Kul Himmet'in de yardım dilediği; 1204-5’de Bağdad halifesi Nasir tarafından Anadolu’da üst düzey Ahiliği kurmak, yani Selçuklu Sultanına Fütüvvet kuşağı bağlamak ve şalvarı giydirmek için gönderilen büyük Şeyhler arasında bulunan ve 1220’lerde ise bu bölgeye yerleşen Şeyh Hasan Onar, Bayad Türkmenlerindendir. Ve adı geçen köyde bir zaviye kurarak bölgeyi yurt tutan bir Şeyh-Beg olduğu bilinmektedir. (Geniş bilgi için bkz. İsmail Kaygusuz: Onar Dede Mezarlığı ve Şeyh Hasan Oner. İstanbul 1983; İsmail Onarlı: Şeyh Hasan Aşireti-Anayurttan Anadolu’ya. İstanbul 2001 ve İsmail Kaygusuz’un aynı kitaba yazdığı “Şeyh Hasan, Bölgesinin Ulu Evliyasıdır” başlıklı tanıtım yazısı) Köyün yaşlıları ve Dede’lerinden derlediğimiz nefes şöyledir:

Bir gececik mihman oldum Onar'a

Aman Onar Dede sen imdat eyle

Özümü bağladım ol nazlı Pir'e

Aman Onar Dede sen imdat eyle

Adın Şeyh Hasan'dır hem derik Oner

Elbet er olanda bulunur hüner

Adını işiden secdeye iner

Aman Onar Dede sen imdat eyle

Kimimiz dardadır kimimiz yolda

Kimi zulümatta kandadır kanda

Tut elimiz' koyma bizi dar günde

Yetiş Onar Dede sen imdat eyle

Dört duvar üstüne binasın' kuran

Mahrum kalmaz eşiğine yüz süren

Horasan elinden azmedip gelen

Yetiş Onar Dede sen imdat eyle

Kalkıp Horasan'dan sökün edensin

Urum diyarını mekân tutansın

Çağıranın imdadına yetensin

Yetiş Onar Dede sen imdat eyle

Pir Sultan'ım düşmüş dürür cüdaya (cüda: ayrı, ayrılmış)

Halim' arzedeyim Bar-i Hüda'ya (Bari: yaratıcı)

Canım kurban olsun Onar Dede'ye

Yetiş Onar Dede sen imdat eyle

1516 ya da 1518 yılında Balım Sultan'ın ölümüyle Mürşid postuna oturmuş olan Kalender Şah'ın kişiliğinde Alevi-Bektaşi halk yığınları liderini bulmuştur. Kalender Şah'ın yukarıda aktardığımız şiirinde görüldüğü gibi, Şah İsmail Hatayi'nin de bir bakıma buna onayı vardır.

Pir Sultan, aşağıdaki nefeste Kalender Şah'a seslenmektedir. “Aman mürvet” diyerek onun kapısına gelmiş, Pir'inin huzurunda özünü dâr'a çekmiş, hatalarını bir bir saymaktadır. Kendini düşkün görüp, Pir'ine yalvarmaktadır. Hatta vaktiyle “Hacı Bektaş oğlunu (Balım Sultan kastediliyor olmalı) günahkar” görüp (Dergâh'tan) uzaklaşmasından dolayı kendi kendine “yüzü kara” (iftiracı) nitelemesini yakıştırmaktan bile çekinmiyor. Pir Sultan Abdal, Pir Meydanı'nda özü dârda, müthiş bir özeleştiri vermektedir:

Zahir batın On'ki İmam aşkına

Aman Şah'ım mürüvvet deyü geldim

Pirim nazar eyle şu ben düşküne

Aman Şah'ım mürüvvet deyü geldim

Bakmaz mısın cesedimin nârına

Elim ermez oldu cihan kârına

Yüzüm yerde geldim durdum dârına

Aman Şah'ım mürüvvet deyü geldim

Hacı Bektaş oğlun günahkar gördüm

Aradım isyanımı özümde buldum

Yüzümün karasın elime aldım

Aman Şah'ım mürüvvet deyü geldim

Erenler yolundan bir taş kaldırdım

Gönül bahçesinde gülün soldurdum

Bugün eksikliğim nefsi öldürdüm

Aman Şah'ım mürüvvet deyü geldim

Pir Sultan’ım eydür karşımda durma

Gidip münkirlerle yol erkân kurma

Alnımın karasın yüzüme vurma

Aman Şah'ım mürüvvet deyü geldim

Pir Sultan Abdal kendini Şah'ına, yani Piri Kalender Sultan'a bağışlattırdıktan sonra, nefeslerini, düvazlarını en etkin propaganda silahı olarak kullanmaya başlamıştır. Sazı elinde sözü dilinde dağlar aşmakta, ülkeyi köy köy, oba oba dolaşmaktadır. Artık Kalender; Şah'tır, Sultan'dır, Hacı Bektaş ve dört gözle beklediği Ali'dir O. Onun kişiliğinde Hacı Bektaş Veli'yi gördüğünü Pir Sultan Abdal şöyle dile getirir:

Kuş olup güvercin donunu geyen

Uyan dağlar uyan Ali'm geliyor

Mucizatın cümle aleme bildiren

Uyan dağlar uyan Ali'm geliyor

(...)

Pir Sultan Abdal’ın cisminde cansın

Gönlümün evinde kurulu hansın

Urum'un içinde sen bir Sultan’sın

Uyan dağlar uyan Ali'm geliyor

Kalender Şah’ın kurtarıcı lider olarak gelmekte olduğunu bildirirken, çekimser duranlara ve korkanlara güven veriyor. Onları bıkmadan-usanmadan, toparlanıp ayaklanmaya çağırıyor:

Muhammed Mehdi'nin hak sancağını

Çekelim bakalım nic'olursa olsun

Teber çekip münkirlerin kanını

Dökelim bakalım nic'olursa olsun

(...)

Münkirlerin sarayını yıkalım

Yıkalım bakalım nic'olursa olsun

***

Serden başka benim sermayem yoktur

Verelim gaziler İmam aşkına

***

Gelin canlar bir olalım

Münkire kılıç çalalım

Hüseyn'in kanın alalım

Tevekkeltü Taalallah (= Tanrıya dayandım-yaslandım)

Mervan soyunu vuralım

Padişahı öldürelim

Hüseyn'in kanın alalım

Tevekeltü Taalallah

Açalım kızıl sancağı

Geçsin Yezit'lerin çağı

Elimizde aşk bıçağı

Tevekkeltü Taalallah

Şah'ının ve evlatlarının, yani Alevi-Bektaşi halk yığınlarının maddi-manevi gücünü açıklama gereği duyup, çatlak sesleri susturma yollarına da başvuruyor:

Arkası yok deme Şah'ım (ın) oğlunun

Zahirde batında yüzbin er vardır

Ondört masum ile Oniki İmam

Yanınca Muhammed'le Ali vardır

Önümüzce Rabbim sözüm pişirir

Yaramaz sofular Şah'ı şaşırır

Dervişler ar'oldu çiçek devşirir

Arının gömecinde balı vardır

Oddan kılıçtan keskindir gülbengi

Kırmızıdır donu hem aldır rengi

Renginde dürüm dürüm alı vardır

(...)

Pir Sultan'ım der ki vaktın beklesin

İkrarını mümin olan haklasın

Arif olan kalb evine saklasın

Erenlerin çok gizli yolu vardır

Pir Sultan Abdal “el-gün arasına düşmüş”, toplu halde “köpüklenmiş sel gibi aşıp giderlerken” biraz kuşkulu, ama büyük umutlar içinde Şah'ın yollarındadır.

“Engürü dağından” çok ötelerde değildir, Dergâh ve başındaki Pir Kalender Şah. Dolayısıyla toprağını, yurdunu en güzel, en içten duygularla tanımlamış olduğu aşağıdaki şiirine “birçok kimse ile birlikte Pir Sultan'ın İran'a, Şah'a giderken söylediği” yorumunu yapmak gerekmiyor. Engürü dağından (Ankara yöresinden) İran Şahı'nın yolu mu sorulur? (Bkz. C. Öztelli, agy, s. 67, dipnot 2) Ayrıca, şiirin içine, İran tahtında birincisi 1587 yılından sonra görünen “Ala dağ ardındaki Şah Abbas” ifadesi çok sonradan girmiştir. Aşağıda görüleceği gibi söz konusu dörtlük, Pir Sultan Abdal'ın nefesinin genel havasına da kesinlikle uymamaktadır.

Engürü dağından bir yol azıttım

Acap Şah'a giden yollar bu m'ola

Sarardı gül benzim döndü aynaya

Acap Şah'a giden yollar bu m'ola

Nice pınarım var dolar eksilir

Ardıç dallarına gök tekeler asılır

Gırcılı boran tutmuş beller kesilir

Acap Şah'a giden yollar bu m'ola

Merdindendir deli gönlüm merdinden

Ala Dağ ardından Şah Abbas yurdundan

Kanlı yaş akıttım Şah'ın derdinden

Acap Şah'a giden yollar bu m'ola

Nice pınarım var üstü bovalı (bentli)

Taşı kimyalı da toprağı dualı

Kayalarımız var şahin yuvalı

Acap Şah'a giden yollar bu m'ola

Pir Sultan Abdal'ım coşup giderim

El-gün arasına düşüp giderim

Köpüklenmiş selim taşıp giderim

Acap Şah'a giden yollar bu m'ola

Pir Sultan Abdal'ın “Şah'a gider ben bir bezirgân gördüm” diye başlayan nefesinde “bezirgân” ve “katar” birer simgedir bizce. Üstü örtülü olarak, bezirgân, Kalender Şah'ın yükselttiği isyan katarına çağrıdır. Kendisi de artık o katarın ayrılmaz eridir. Çünkü bu katar “hemen hakikatın yolunu tutmuştur. ” “Ona hizmet eden ancak Dergâh'a yeter”. Ayrıca “Bezirgân yükünü Yemen'den tutmuş” betimlemesi, Kanuni döneminde Osmanlı'ya Yemen'in iç kısımlarını kaybettiren Zeydi ayaklanmalarını anımsatmakta ve çok gezmiş olan Pir Sultan'ın oralara kadar uzanmış olduğunu düşündürmektedir. Katar çok güçlüdür; ona kâretmez Osmanlı haramisi. Şu dünyada çekilen vefasızlıktan kurtulmak için tek fırsat, bezirgânın katarına girmektir.

Şah'a gider ben bir bezirgân gördüm

Ayrılmam katardan ben şimden geri

Hemen tutmuş hakikatin yolunu

Ayrılmam katardan ben şimden geri

Bezirgân yükünü Yemenden tutmuş

Ona hizmet eden Dergâh'a yetmiş

(...)

Bezirgânın yükü lal ile gevher

Ona kâr mı kılar harami safder

(...)

Şu yalan dünyada ne bulduk vefa

Fırsat elde iken giregör safa

(...)

Pir Sultan Abdal'ım âşıkı çoklar

Hiç kardaş bulmamış kend'özün saklar

Korktuğumuz yerden yaradan saklar

Ayrılmam katardan ben şimden geri

Artık zamanı gelmiştir. Kalender Şah Ali'liğini göstermelidir ki “Ali kim olduğu bilinsin”.

O Şah'ına, yukarıdaki nefeslerinde görüldüğü gibi hem “Ali” hem “Hacı Bektaş” diyordu. Erenler evliyalar serçeşmesi Hacı Bektaş Veli ise, torunlarından Kalender Şah da serçeşmedir. Şu halde “kendini teslim et bu ser çeşmeye” diyor Pir Sultan.

Ama onun asıl istediği, tüm Anadolu Alevileri ve de ezilen halklar adına dileği “Hazreti Ali'nin devrinin yürümesi ve yeryüzünü kızıl taçların bürüyerek İstanbul şehrinin alınmasıdır”.

Hazreti Ali'nin devri yürüye

Ali kim olduğu bilinmelidir

Alay alay gelen gaziler ile

İmamların öcü alınmalıdır

Kendini teslim et bu Serçeşme'ye

Er odur ki birisinden şaşmaya

Bin gaziye bir münafık düşmeye

Din aşkına kılıç çalınmalıdır

Çağırırlar filan oğlu filana

Kılıcı arştadır doğru gelene

Ne itibar yezit kavli yalana

Ya ser verip ya ser alınmalıdır

Yeryüzünde kızıl taçlar bürüye

Münafık olanın bağrı eriye

Sahib-i zamanın emri yürüye

Mehdi kim olduğu bilinmelidir

Pir Sultan Abdal’ım ey Dede Dehman

Kendini çevir de andan gel heman

İstanbul şehrinde ol sahib-zaman

Tac ü Devlet ile salınmalıdır

Pir Sultan Abdal'ın "Dede Dehman, Dehmen''ı (doğrusu Dih-man-İ. K.) hakkında C. Öztelli'nin P. N. Boratav'dan kaynaklanarak yazdığı “Dede Dehmen, Şah Tahmasb'ın adıdır” (C. Öztelli, agy, s. 139) yorumu bizce burada uygun değildir. Bu, Pir Sultan'ı İran Şahı'na bağlamak için zorlama bir yorum olurdu. Pir Sultan Abdal'ın “mihman canlar bize safa geldiniz” şiirindeki bir dörtlüğü biz, bizzat Dede olan babamızdan aşağıdaki biçimde dinledik:

Misafir kapının iç kilididir

Ev sahibi ise anın dilidir

Mehman Muhammed'dir dehman Ali'dir

Mihman canlar bize safa geldiniz

Ayrıca Kul Hüseyin:

Hak ileridedir geride sanma

Münezzeh şehrinde mihman bizimdir

Mümin kullar mabuduna tapmıştır

Ali Keramullah dehman bizimdir

Mihman Haktır dehman Ali demişler

Didar arzulayan veli demişler

İşte budur Allah kulu demişler

Nur alem nuruyla devran bizimdir

Hemen anlaşılacağı üzere bu ifadeler, “konuk Hak'tır, Muhammed'dir, yani onların makamındadır; karşılayan, yani evsahibi de Ali'dir” anlamını taşımaktadır. Birincisinde, dolaylı olarak Muhammed'in Kırklar'a konukluğu ve Ali'nin onu karşılaması anımsatılmaktadır. Yani, yukarıdaki nefesinde Pir Sultan Abdal, Ali olarak gördüğü ve nitelediği Kalender Şah'a, “Dede Dehman” diye hitap etmesi oldukça doğaldır.

www.alewiten.com, 12.12.2002