6. Pir Sultan Abdal ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı Seçeneği

Pir Sultan Abdal, Kalender Şah ayaklanmasına kadar, tam yirmi yıl boyunca yukarıda dökümünü yaptığımız, sözünü ettiğimiz onlarca isyan hareketlerini ve onların kanla bastırılmalarını, kırımları gördü. İçinde yaşadı. Dikkat ettiysek başkaldırıların çoğunluğu Bozok (Yozgat), Tokat, Artova, Kazova (Tokat-Turhal arasındaki ova), Sivas ve Erzincan yöresinde düğümleniyor, güçleniyor, büyüyüp taşıyor. Ya da çözülüp yok oluyor. Kesin olan, Pir Sultan'ın Sivas'ının her başkaldırıda bulunmak durumunda olmasıdır.

Pir Sultan Abdal'ın - şiirlerinde karşılıklı etkileşimde bulundukları - Şah İsmail Hatayi ile görüşmüş olduğu, hakkındaki söylencelerden ve bazı şiirlerinin yorumundan çıkarılabiliyor. (Bkz. Cahit Öztelli: Pir Sultan Abdal. 7. baskı, İstanbul 1989: 26, 131, vd.)

Dede-Talip yakınlıkları bir yana, Şah'lığını kabul ve ilan ettiği Kalender'in Şah İsmail Hatayi ile görüşmeğe gittiği heyetin içinde Pir Sultan da olsa gerektir. Ayrıca aşağıda kısaca değineceğimiz gibi 1509 yılında Şah İsmail ile bir buluşma gerçekleştirilmiştir. Zaten şiirlerindeki kent ve ülke adlarına bakılırsa Pir Sultan Abdal’ın bu yerleri gezmiş olduğu hemen anlaşılır.

Pir Sultan'ın Şah Hatayi'ye bir çeşit serzeniş, ya da Çaldıran felaketi sonrası için teselli kokan bir şiiri vardır. Eğer sözünü ettiğimiz “konuk heyette” bulunuyorduysa, bunu kendisine okumuş olmalıdır. Bu dört kıtalık şiirinde serzeniş olduğu kadar, teselliyle birlikte eleştiri de bulunmaktadır:

Erenlere eş olayım

Bu yola yoldaş olayım

İçeyim serhoş olayım

Aymak elinden gelir mi?

Alna yazılmış yazıyı

Besili körpe kuzuyu

Hakkın yazdığı yazıyı

Bozmak elinden gelir mi?

Dere tepe dümdüz olur

Gece geçip gündüz olur

Gökte kaç bin yıldız olur

Saymak elinden gelir mi?

Pir Sultan'ım ey Hatayi

Dilimiz söyler hatayı

Pişmedik çiğ yumurtayı

Soymak elinden gelir mi?

Oysa daha önceleri, gençlik yıllarında, olasıdır ki bağ-bahçe ile uğraşırken, ağaçlara yazdığı şiirde bile ismiyle birlikte “Şahım!” diye sesleniyordu:

Yel esti mi aşka gelir sallanır

Mart ayında yeşillenir ağaçlar

Kıpkırmızı donlar giyer allanır

Hü dost çağırır sallanır ağaçlar

(...)

Pir Sultan Abdal'ım Hatayi şahım

Adem için ne halk etmiş Allahım

Güz gelince salar yaprağın daim

Vakti geldi mi sulanır ağaçlar

Yukarıda söylediğimiz gibi, Erdebil Tekkesi ile Anadolu Alevi-Bektaşilerinin bağları, son büyük halka olan Şah İsmail Hatayi'nin ölümüyle kopma noktasına ulaşmıştı.

Erdebil tarihine bir göz atarsak; Şeyh Safi (1252-1334) tarafından 13. yüzyılın sonlarına doğru kurulan Erdebil Tekkesi, ikiyüzyıl sonra kurulan Safevi Şii devletine ve hanedanına temel olmuştur. Şeyh Safi'nin oğlu Sadreddin (1334-92), torunu Hoca Ali (1392-1429) ve torununun oğlu Şeyh İbrahim (1429-1447), kimseyi istekleriyle rahatsız etmeksizin Safevi postunda oturuyorlardı. Ünleri Bursa'daki Osmanlı sarayına kadar ulaşmıştı. Öyle ki buradan Erdebil'e Çerağ Akçesi adı altında değerli hediyeler gönderirlerdi (Bkz. Walther Hinz: Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyt. 2. baskı, Ankara 1992: 7 vd.)

Başlangıçta Şafii olan Erdebil tekkesini tam bir On İki İmamcı Şii dergâhına çeviren ve Aleviliğe yaklaştıran, Şeyh Safi'nin torunu Hoca Ali (1392-1429) olmuş görünüyor. Hoca Ali'nin Anadolu'da, özellikle Teke, Hamid ve Karamanoğulları gibi güney beyliklerinde çok müritleri vardı.

Bu önemli ilişki 1402 Ankara savaşından sonra gerçekleşmiştir. Timur bu savaştan muzaffer dönerken Erdebil Dergâhında Hoca Ali'yi ziyaret etmiş. Bu şeyh Timur üzerinde çok büyük etki bırakmış olacak ki, kendi egemenlik alanı içerisindeki Erdebil kentini köyleri ve arazisiyle birlikte Safevi ailesine vakıf olarak bağışladı. Ayrıca dileği üzerine yanında götürdüğü 30 bin Türkmen tutsağını Şeyh'e verdi, o da tümünü serbest bıraktı. Böylece bunların hepsi Erdebil Tekkesi'ne bağlandılar. Bir kısmı yurtlarına geri döndüyse de, Hoca Ali kalanların yerleşmesi için Erdebil'de bir mahalle ayırdı. 17. yüzyılda bile bu mahalle Anadolu Türklerinin torunları “Sofiyan-ı Rum” adını taşıyordu.

Walther Hinz “Bu esirler de, şükran borcu olarak Safevi Tarikatına bağlandılar” demektedir. Oysa bu esir Türkmenler zaten Sünni değillerdi, Aleviydiler. Dergâh değiştirip Erdebilli oldular. Ama, bu çok önemli ilişkiyle, Baba İlyas'dan bu yana özgünlük kazanıp, Hacı Bektaş Veli ile kurumlaşmış Anadolu Aleviliğini Erdebil Tekkesi'ne ilk sokan da bunlar olmuştu. Ancak bu ilişki, Sulucakarahöyük'teki Hacı Bektaş Dergâhının Anadolu'da ikinci plana düşmesinin de başlangıcı oldu.

Asıl büyük ve sürekli temas, amcası Şeyh Cafer'in Karakoyunlu Cihan Şah'la işbirliği yaparak, Erdebil dergâhı postundan uzaklaştırdığı Şeyh İbrahim oğlu Şeyh Cüneyd ile oldu. Onun 1448'den 1456'ya kadar Anadolu'da geçirmiş olduğu 7-8 yıl, hem Anadolu Türkmenlerinden çok geniş taraftar kazanmasını, hem de Erdebil Şiiliğinin iyiden batınileşip Anadolu Aleviliğine dönüşmesini sağladı.

Safevi Erdebil Tekkesi'nin etkisi de büyük çapta, Anadolu Alevi halkları arasında, yine Şeyh Cüneyd'le başlayıp yayıldı. Şeyh Cüneyd, 1456 yılına değin Anadolu ve Suriye'de durmadan dolaşmış, batıniliği ağır basan bir Şiiliğin siyasetini yapmıştır. Özellikle Teke ve Hamidoğulları Türkmenleri arasında, Suriye ve Adana bölgelerinde aralarına sığındığı Bedreddini Varsak Türkmenleriyle birlikte ve daha sonra Samsun-Canik yöresinde Çepniler arasında yaşamıştır. (Walther Hinz, agy, s. 16-17)

Erdebil Dergâhı'na bağlılık, sonra Şeyh Haydar'ın arkasından Anadolu'dan akın akın İran'a giden Türkmen oymak ve boylarına dayanarak 15001/2’de Safevi devletini kurmuş olan Şah İsmail Hatayi ile en üst düzeye ulaştı. Çünkü bu yığınlar için, bir “tek kurtuluş yolu” siyasetine dönmüştü.

Kanımızca Kalender Şah olayı Anadolu Aleviliğinin bugüne kadarki tarihsel gelişimi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Anadolu Alevi-Bektaşileri Şah İsmail'in ölümünden itibaren Erdebil'in etki alanından çıkmıştır. Bakıyoruz, Pir Sultan Abdal, bu aralıkta kesin siyasal tercihini Hacı Bektaş Veli Dergâhı ve onun soyundan postnişinlerden yana yapıyor. Alevi-Bektaşiliğin serçeşmesi Hacı Bektaşi Veli'nin Dergâhı ve ardılları (halife, postnişinleri) üzerine övgü dolu, etkileyici nefesler, şiirler söylüyor ve onun açık siyasetini yapıyor.

www.alewiten.com, 12.12.2002