15. Pir Sultan Abdal'ın Oğlu Pir Mehmed, Kendini Dergâh'taki Kayıtlardan İspatlayarak Yolu Sürdürüyor

Pir Sultan Abdal Osmanlı'nın eline düşüp idam edildikten sonra, aile çevresi büyük zarar görmüş. Uzun süre saklanarak canını kurtardığı anlaşılan, “İnce Mehmed” lakabını taşıyan oğlu Pir Mehmed ortaya çıktığında, kendisinin Pir Sultan'ın oğlu olduğundan kuşku duyulmuş ve Dede olarak kabul görmemiş. Pir Mehmed bu nedenle hüccetini yenilemede büyük sıkıntılar çekmiş. Sonunda babasının bağlı olduğu ve “İcazetli Dede” olarak kaydının bulunduğu Hacı Bektaş Veli Dergâhı aracılığıyla nesebini ispatlayabilmiş:

Pir elinden elifi tac urundum

Kubbesi Düvazdeh İmam Ali'dir (düvazdeh: on iki)

Nasibim ol verir andan barındım

İki cihanda da varım Ali'dir

(...)

Tarikat dediler bir yol sürdüler

Getirdiler elimize verdiler

(...)

Sürdüm ötesin evlada yetirdim

Sohbetimde can tercüman getirdim

Anın emri ile durdum oturdum

Gönlümde gayri yok varım Ali'dir

Aşk oduyla ciğerlerim dağlıyım

Boş değilim bir ikrara bağlıyım

Abdal Pir Sultan'ın abdal oğluyum

Adım Pir Mehmed Pir'im Ali'dir

diye kendini tanıtan Pir Mehmed'in taliplerinden, az tanınmış bir Alevi ozanı İsmail, bu olayı uzun bir şiirle belgelemektedir. (Pertev Naili Boratav: Pir Sultan Abdal, s. 42)

Aradılar Pir Sultan'ın aslını

Görelim ki ne söyletir Yaradan

Siz dinleyin ben diyeyim vasfını

Zuhur oldu Kazım Musa Rıza'dan

(...)

Hem Rıza hem Haşim hem Seyyid

Bir başında vardır hem Ebu Talib

Bektaş-ı Veli'de yazılı kayıd

İnanmayan haber alsın oradan

(...)

Güvercin donunda havadan indi

Darı çeçi üstünde namazın kıldı

Doksan bin evliyaya serçeşme oldu

Mevlam kısmetlerin verdi orada

Uçurdular Pir Sultan'ın kuşunu

Seyrangah eyledi Yıldız başını

Hub gösterdi toprağını taşını

Mevlam kısmetin verdi orada

Şah Yıldız dağında semah eyledi

Bir ayak üstünde bin bir kelam söyledi

İndi Banaz'ı hoş vatan eyledi

Hayli devr ü zaman geçti orada

(...)

Yüce gördü şehidliğin yolunu

Mansur gibi kabul kıldı darını

Kokladı elmayı verdi serini

Hırkasın asılı koydu orada

Seksen bin er Horasan'dan zuhuru

Geldi Urum'a hatmeyledi zahiri

Şeşper koltuğunda gitti ahıri (şeşper : savaş topuzu)

Dört yolun dördüne gitti orada

Halifeler biraraya geldiler

Evlad kimdir deye meşv (e)ret kıldılar

İnce Mehemmed'i Şaha saldılar

On'ki Şah'dan sened aldı orada

İsmail'im ötesini bilmezler

Evlad olmayana senet vermezler

Senede mühüre it'mad kılmazlar

Aradan kaldırmazlar zann ü gümanı

İsmail'in bu şiirinde Pir Sultan'ın soyu ve idamı sırasındaki kerametleri, Hacı Bektaş'a bağlılığı ve Dergâh'da kaydının bulunduğu anlatılmaktadır.

Aleviliğin 7 Ulu Ozanı'ndan biri olarak tanımlanan Pir Sultan Abdal, bu manevi bağlılıkla kalmamış, Dergâhın başındaki Kalender Çelebi'yi Şah bilip, ona sarılmış, “İstanbul'u” (iktidarı) hedef alan Kalender Şah ayaklanmasının etkin siyasetini yapmıştır.

Alevi halk yığınları kendisini safa ile gönderdi ölüme. Hiç unutmadı Koca Haydar'ı. Yüzlerce yıl dilinden eksik etmediği gibi, her fırsatta mücadelenin sancağına Pir Sultan Abdal adını yazdı, yazıyor. Yeni Pir Sultanlar doğurdu, yeni şehitler verdi, veriyor... Kanlı Sivas'ta bağnaz şeriatçılar eliyle yakılan 37 can gibi... Hacı Bektaş Dergâhı'nın icazetli Alevi Dedesi Pir Sultan Abdal ölmez.

Bu kutlu Anadolu toprağında Pir Sultan Abdallar tükenmez.

Her Alevi-Bektaşi can bir Pir Sultan'dır ve sancağın Kazova'ya dikilmesi uğruna canını verdi. Banaz'da dikili heykelinin yansıttığı onurlu, dirençli mücadele ruhuyla o bize, “bir olun, diri olun, iri olun, Dergâh'ın çevresinde kenetlenin” diyor. Ancak bu birliktelikle düşünce ve inanç özgürlüğümüzü kazanır ve Alevi-Bektaşi kimliğimizi baskıcı yönetimlere kabul ettirebiliriz.

www.alewiten.com, 12.12.2002