10. Kalender Çelebi Ayaklanması ve Pir Sultan Abdal

Baki Öz, Kalender Çelebi ayaklanmasının kitle tabanı ve toplumsal niteliği üzerine şu genel belirlemeyi yapmaktadır:

“Hacı Bektaş soyundan olan Kalender Çelebi ayaklanmasının kitle tabanı köylü-çiftçi kesimiydi. Yoksul halktı. Geniş Türkmen yığınlarıydı. Elinden dirliği alınmış, yoksulluğa itilmiş küçük dirlik sahipleriydi. Devletçe dışlanmış, baskıyla düzen içerisinde tutulmaya çalışılan kesimlerdi. Bunların geneli Alevi ve Türkmenlerdi. Doğallıkla içlerinde devletçe kıyıma uğramış, toprak yoksulu bırakılmış Sünni ögeler de vardı. Kalender Çelebi'nin bağlâşıkları bu tür Sünni ögelerle, elinden dirlikleri alınan küçük toprak sahipleriydi.” (Baki Öz: Osmanlı'da Alevi Ayaklanmaları. İstanbul 1992: 185)

Osmanlı tarihyazıcıları, örneğin vakanüvis İbrahim Peçevi, Müneccimbaşı, Solakzade Mehmet ve Hemdani Çelebi, Kalender Şah ayaklanmasından uzun uzun söz etmektedir. Ortak oktaları, Kalender'in büyük güç ve itibar kazandığı, arkasında çok sayıda ve her kesimden halkın toplandığıdır. Tarihyazıcıların hepsi de, kendi inançları doğrultusunda, bunların “dinden çıkmış, inancı bozuk, dinsiz-mezhepsiz” olduklarında birleşirler. Bu nitelemelerle Alevi halkı “Rafızi, mülhid, Kızılbaş” diye adlandırırlar.

İbrahim Peçevi şunları yazmaktadır:

“Kalender Şah o kadar güç ve itibar kazandı, o kadar kalabalık bir toplumun başı oldu ki, böylesi hiçbir isyancıya nasip olmuş değildi. Âşık ve Abdal diye anılan ne kadar imanı ve fiili bozuk kimseler var idiyse yanına toplanıp, yirmi-otuzbin kadar eşkıyadan oluşan bir çete meydana geldi.” (Peçevi Tarihi I, s. 93)

Solakzade de benzer yargıdadır:

“Kalender adlı kötü yollu bir âşık... zamanın Mehdi'siyim diyerek (ortaya çıktı)... abdallar, torlaklar, dinsiz meşrebliler ile mezhepsizler, pekçok kötülükseverler ile onun havasına uyarak, yanına toplandılar. Bunların otuz bin kadar olduğu anlaşılmaktadır.” (Solakzade Tarihi II, s. 154, vd.)

Osmanlı tarihinin bu en büyük ayaklanmasını Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin torunlarından ve Dergâh postnişini Kalender Şah'ın yönetmesi, tüm Alevi-Bektaşi topluluklarını biraraya getirmişti. Gün, “İstanbul'daki devletin tac ü tahtını” ele geçirmenin günüydü.

Baba Zünnun'dan başlayarak Atmaca, Zünnunoğlu, Tonuz oğlan, Veli Halife ayaklanmaları, 1526-1528 yıllarındaki Kalender Çelebi büyük toplumsal başkaldırısının halkalarıydı.

Ayaklanma Ankara-Kırşehir yöresinde patlamıştı. Ayaklanmanın merkezi karargâhı Hacı Bektaş Dergâhı çevresi olmuş; yığınlar burada toplanmıştı. “Ali nesli güzel İmam Urum üstüne” Doğu'dan - İran'dan, Horasan'dan - değil “Mağripten çıkmış”, yani Batı'dan geliyordu:

Yürüyüş eyledi Urum üstüne

Ali nesli güzel İmam geliyor

İnip temenna eyledim destine

Ali nesli güzel İmam geliyor

Doluları adım adım dağıdır

Tavlasında küheylanlar bağlıdır

Aslının sorarsan Şah'ın oğludur

Ali nesli güzel İmam geliyor

Tarlaları adım adım çizili

İrakip elinden ciğer sızılı

Al yeşil giyinmiş gerçek gazili

Ali nesli güzel İmam[1] geliyor

Magripten çıkar görünü görünü (magrip: batı)

Kimse bilmez evliyanın s ırrını

Koca Haydar[2] Şah-ı Cihan torunu

Ali nesli güzel İmam geliyor

Pir Sultan Abdal'ım görsem şunları

Yüzüm sürsem boyun eğip yalvarı

Evvel baştan On'ki İmam serveri

Ali nesli güzel İmam geliyor

Pir Sultan, onca ayaklanmalar yaşamış, katılmış, toplumsal birliğin siyasetini yapmış ve hatta sazını silah gibi kullanarak, sancağın nereye dikileceğinin taktiğini bile vermiştir. “Görsem şunları ve boynumu eğip, yüzümü sürsem”, yalvarsam derken, “Kızılırmak gibi yatağından boşansın artık kuvvetlerin; Hama, Mardin ve Sivas'takilerle birleşip, ikiyüzlü Osmanlı'nın başına taşlar üşürerek, yani onları yokederek sancağımızı Kazova'ya dikin artık” diye beklemektedir.

Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu

Alim ne yatarsın günlerin geldi

Korular kalmadı kara yurt oldu

Ali'm ne yatarsın günlerin geldi

Kızıl Irmak gibi bendinden boşan

Hama'dan Mardin'den Sivas'a döşen

Düldül eyerlendi Zülfikar kuşan

Ali'm ne yatarsın günlerin geldi

Mümin olan bir nihana çekilsin (nihan: gizli)

Münafık başına taşlar üşürsün

Sancağımız Kazova'ya dikilsin

Ali'm ne yatarsın günlerin geldi

(...)

Pir Sultan Abdal'ım bu sözüm haktır

Vallahi sözümün hatası yoktur

Şimdiki sofunun Yezidi çoktur

Ali'm ne yatarsın günlerin geldi

Ankara, Kırşehir, Bozok (Yozgat), Tokat, Sivas, Erzincan, Maraş, Adana ve Tarsus, ayaklanmaların alanı olmuştur. Kazova'ya sancak dikildiği takdirde Kalender Şah bütün güçlerin birleşmesini sağlayabilirdi.

Ayaklanmayı bastırmak için Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirilmişti. Anadolu beylerbeyi Behram Paşa ile Karaman beylerbeyi Mahmud Paşa eyalet askerleriyle ona katılmış bulunuyorlardı. Her iki Paşa'nın askeri birlikleri, Kazova'ya yönelen Kalender Şah'ın ardına düştü. Kazova'daki korkunç savaşta Kalender'in yoksul köylü Alevi savaşçıları Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Arkasından Mahmud Paşa'yla birleşen diğer Osmanlı güçleri Tokat yakınlarında Cincifle denilen yerde, 27 Mayıs 1527/8’de yapılan savaşta yine yenildiler. Karaman beylerbeyi Mahmud Paşa, Alaiye beyi Sinan bey, Amasya beyi Koçi bey, Anadolu Timar defterdarı Ruh ve Karaman defterdarı kethudası Şeyh Mehmed öldürüldüler.

Bu yenilgilerle birlikte Osmanlı ordusunun tüm ağırlıkları Kalender Şah birliklerinin eline geçti. Tarihyazıcı Solakzade'nin söylemiyle:

Bütün torlaklar ağırlıklı silah, hayme ve çadırlar edindiler. Çıplak ve perişan iken giyinip kuşandılar. Övünülecek giysilerle donandılar.” (Solakzade Tarihi II, s. 155)

Pir Sultan Abdal bu olayları Kızıl Deli Sultan üzerine yazdığı bir

şiirinde anlatmakta ve Kırklar simgesiyle vermektedir:

(...)

Kırklar Urum'a geçti sen duydun mu

Tanrının arslanı geldi bildin mi

Pınar yanında kendini buldun mu

Kırklara serçeşmesin pirim Ali

Cümlemizden ulusun Kızıl Deli

Kırklar bir bir arda sökün eyledi

Domuz kâfirlerin yolun bağladı

Tanrının arslanı imdat eyledi

Kırklara serçeşmesin pirim Ali

Cümlemizden ulusun Kızıl Deli

Geldi Kazova'sın duman bürüdü

Kara kâfirlerin yağı eridi

Allah allah deyüp Kırklar yürüdü

Kırklara serçeçmesin pirim Ali

Cümlemizden ulusun Kızıl Deli

Kırklar Rum ilinde makam tuttular

Makamlar açtılar çırağ yaktılar

Bütün kâfirleri dine çektiler

Kırklara serçeşmesin pirim Ali

Cümlemizden ulusun Kızıl Deli

Pir Sultan’ım bu sözleri söyledi

Kâfirleri Yezitleri bağladı

İlk selamı essela'da söyledi

Kırklara serçeşmesin pirim Ali

Cümlemizden ulusun Kızıl Deli

(Esselâ: kendine güvenen ortaya çıksın anlamında meydan okuma deyimi)

Kalender'in bu başarılarından sonra, Dulkadırlı boylarının çoğu ayaklanmaya katıldı. Bunların büyük bir kısmı Alevi değildi, fakat dirlik ve timarları elinden alınmış kimselerdi. Bunlarla birlikte Kalender Şah kuvvetlerinin sayısı 40 bine yükselmişti.

Ayaklanma, giderek önünde durulmaz hale geliyordu. Bu durum karşısında Sadrazam İbrahim Paşa, Dulkadıroğulları'ndan (Kalender tarafına geçen) Başatı, Karacalu ve Dokuzboy beylerine gizlice dirliklerinin derhal geri verileceğini bildirdi. Ayrıca yolsuzlukların düzeltileceğini duyurdu. Vali Ferhad Paşa ile bazı sancak beyleri de “halka yanlış davranıyorlar” gerekçesiyle, ama aslında ayaklanmacıları ezemedikleri için idam edildiler. Dulkadır beyleri devletçe doyurulunca başkalarını da yanlarına çekmeye başladılar. Böylece Kalender Şah ayaklanmasına katılanlarda büyük çözülmeler başgösterdi.

Sonuçta Osmanlı, savaşta yenemediği Kalender güçlerini onların hazır olmadığı içten parçalama siyasetiyle güçten düşürdü. Özellikle geceleri birçok insan ayrılıp evine dönüyordu. Öyle ki, Kalender Çelebi'nin yanında “3-4 bin Kalenderi (bizce burada “Kalenderci, Kalendersever’’, yani Alevi-Bektaşiler anlamındadır. İ. K.) kaldı.” (Müneccimbaşı Tarihi II, s. 527)

Pir Sultan Abdal'ın “dostların muhabbeti kaldırıp, geriye kaçışını”, vefasızlığı ve ihaneti anlatan şiirinden birkaç dörtlük ve arkasından da her ne pahasına olursa olsun kendisinin Pirinden dönmeyeceğini korkusuzca vurgulayan nefesini verelim. Bu “Pir”, tabii ki “Pirlerin Piri Hacı Bektaş Veli”nin torunu Kalender Şah'tan başkası değildir.

Çıktım yücesine seyran eyledim

Gönül eğlencesi küstü bulunmaz

Dostlar bizden muhabbeti kaldırmış

Hiçbir ikrarından ahdi bulunmaz

Zülüfleri top top olmuş cığalı

Rakiplerin Hak'tan olsun zevali

Bir günahkar kulum doğdum doğalı

Günahkar kulunun dostu bulunmaz

Kanı benim ile lokma yiyenler

Başı canı dost yoluna verenler

Sen ölmeden ben ölürüm diyenler

Dostlar da geriye kaçtı bulunmaz

Yine kırcılandı dağların başı

Durmuyor akıyor gözümün yaşı

Vefasız ardından gitse bir kişi

Hakikat ceminde desti bulunmaz

***

Koyun beni Hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem Pir'imden

Pir'imden dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem Pir'imden

Benim Pir'im gayet ulu kişidir

Yediler ulusu Kırklar eşidir

On İki İmamın server başıdır

Dönen dönsün ben dönmezem Pir'imden

Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem Pir'imden

Ulu mahşer olur divan kurulur

Suçlu suçsuz gelir anda derilir

Piri olmayanlar anda dirilir

Dönen dönsün ben dönmezem Pir'imden

Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz

O da bizim ulumuzdur Pirimiz

Hakka teslim olsun garip canımız

Dönen dönsün ben dönmezem Pir'imden

Kalender Çelebi, elinde kalan birkaç bin kişilik kuvvetle Kayseri - Sarız üzerinden - olasıdır ki Adana ve Tarsus yöresinde ayaklanmacılarla Bozok bölgesindeki Zünnunoğlu ve Atmaca kuvvetlerini birleştirmek için, iki gücün ortasında bulunan - Nurhak Dağları'na çekildi. Bazı yazarların ileri sürdüğü gibi “İran'a gitmek için Kalender'in yol aradığını” sanmıyoruz. (Bkz. Baki Öz, agy, s. 189, dipnt. 163) Kaldı ki, İran yolu Nurhak tarafından değil Sivas-Erzincan hattı üzerinden geçiyordu. Kalender Şah kuvvetleri ise güneye doğru inmişti.

Kalender Şah'ın elindeki inançlı ama yetersiz kuvvet, Sadrazam İbrahim Paşa'nın “Mehmet Ağa ile Pervane adındaki iki eşkıya avcısı” tarafından Başsaz (ya da Başsan) adlı yerde tuzağa düşürüldü. (Peçevi Tarihi I, s. 94) Burada Kalender Çelebi ve sadık adamı Veli Dündar öldürüldüler. Başları bir atın terkisine asılarak Padişah'a götürüldü. Kalender'in taraftarlarından pek azının kırımdan kurtulabildiğinde Peçevi, Solakzade ve Müneccimbaşı hemfikirdirler.

Kalender Şah Ayaklanması'nın böylece bastırılması üzerine, Kanuni Süleyman (1520-1566) Sadrazam İbrahim Paşa'yı cömertçe ödüllendirdi. Sadrazamın yıllık ödeneğini iki katına (1 milyon 200 bin akçeden 2 milyon akçe'ye) çıkardı.

www.alewiten.com, 12.12.2002


 

[1] Burada "Ali nesli güzel İmam”, Kalender'den başkası değildir. Hatırlanırsa, Koyunoğlu da şiirinde ona "güzel Kalender” diye hitap ediyordu. Pir Sultan Abdal onu hep ”Şah, güzel Şah” bilmiş ve öyle demiştir. (Gençlik döneminde Şah İsmail'i kurtarıcı olarak beklerken yazdığı şiirlerinde de, onun adını nadiren kullanmıştır.

[2] Bizce, dördüncü dörtlükte geçen "Cihan Şahı'nın torunu Koca Haydar'' da Hacı Bektaş Veli'nin torununun oğlu Kalender Şah'ın ta kendisidir. Yersiz yerde, kendi Koca Haydar adını kullanarak takıyye yapmıştır. Bu dizeyi "Şah Kalender ya da Pir Kalender Şah-ı Cihan Hacı Bektaş torunu" anlamında almak gerekir. Pir Sultan'ı tamamıyla İran şahlarına yamamak isteyen Cahit Öztelli'nin şiirin bu dizesini değiştirerek, "Şah Cüneyt torunu Koca Haydar''a dönüştürmesinin doğru bir yanı yoktur. (Bkz. Cahit Öztelli, agy, s. 140-141) Bu takıyye’yi şöyle açıklayabiliriz: Alevi-Bektaşi saz ve söz geleneğinde; deyiş söyleyen zakire ya da aşığa, saza niyaz edip bir kenara koyduğunda, ”Telden dinledik, bir de dilden dinleyek” denir. Bu âşığın, deyişin şiirin açıklanması ve dinleyenlerle tartışılması, yani sohbete geçmektir. Bir çeşit yığınsal eğitim ve propagandadır. Deyiş okuyan, nefes söyleyen âşık, aralarında bir "Zahid (dindar, Sünni)'' bulunduğunda, deyişi doğrudan ya da açıklarken onun ölçüleri ve anlayışına uygun değişikliklere sokar. Eğer bir yabancının bulunduğunu zakir ya da âşık bilmiyorsa, bu arada muhabbette bulunanlar da "Semah dönmek'' istiyorlarsa, orda bulunan en yetkin birinden uyarı gelir: "Âşık bize 'İtbilmez havaları' çal. Biraz da 'itbilmez oyunu' oynayalım!'' der. Bu sinyali alan âşık, hafif demeler, taşlamalar söyler, değişiklikler yapar. Semah çalarken de aynı şekilde düvazimamlar, tevhid, miraçlama ve devriye türünden nefesler okumaz ve Semah bitiminde gülbenk çekilmez. Pir Sultan Abdal'ın bu nefesini böyle bir ortamda söylediği anlaşılıyor.