İsmet Çetin

Nevruz

Çeşitli Türk topluluklarında Nevruz, Noruz, Navrız, Yeni Kün, Yengi Kün, Yeni Gün, Yeni Yıl, Çağan, Ergenekon, Sabantoy, Ulustın Uluğ Küni, Baba Marta, Nevbahar, Küün -ana gibi adlarla anılan Nevruz, binlerce yıllık inanç, tarih, bilgi ve tecrübenin günümüze yansıyan birikimidir. Bu birikim, Türk milletinin geçirdiği tekamüle paralel olarak farklı topluluklar arasında farklı kutlamalar, farklı adlandırmalar ve çevresinde farklı inançlar toplamıştır. Zaman zaman da farklı kaynaklardan geldiği ifade edilmiştir. Ancak bütün bu farklılıklar, kolektif bilinçteki birleşme duygusunda farklılık halinde görülmez. Bir olmanın, hür olmanın ifadesi olarak günümüzde anılmaya, kutlanmaya devam edilmektedir.

Nevruz, Balkanlardan Doğu Türkistan’a, Kuzey Afrika’dan Sibirya içlerine kadar olan geniş alanda yaşayan Türk topluluklarının ortak kültürünün bir ürünüdür. Nevruz ve Nevruz kutlamaları, insanlar arasındaki sevgiyi ve saygıyı ayakta tutan, insanların birbirleri ile barışıklıklarını sağlayan, birlik ve beraberlik duygusu içinde hayatlarını devam ettirme arzusunu hedefleyen bir pratiktir. Nevruz'un bu maksadına binaen, Birleşmiş Milletler 21 Mart gününü “Irk Ayırımı ile Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Ümidimiz odur ki, Nevruz amacına ulaşsın ve başta Türk insanı olmak üzere bütün dünya huzurlu, mutlu, barış içinde günler yaşasın.

Nevruz'un kaynağı ile ilgili iki görüş bulunmaktadır:

Bunlardan biri; Türklerde bahar bayramı olup, çok eski dönemlerden itibaren kutlanmakta ve Türklerin batıya olan göçleri ile bütün Asya, Ortadoğu ve Avrupa’ya yayılmasıdır.

İkinci görüş ise Nevruz'un İran kaynaklı olduğudur.

Nevruz'un kaynağı ile ilgili olarak kısa bilgi verilmek gerekirse, şunları söylemek mümkündür:

1.     Sümerler döneminde bir yeni yıl kutlamasının varlığı bilinmektedir. A-ki-til diye adlandırılan bu kutlamalar, Akad diline geçerek Akitu adını aldı.

2.     Mezopotamya’da Sümerlerin hakimiyetini kaybetmelerinden sonra Babilliler tarafından Zagmuk adı ile kutlanmaya devam etti. Nisan ayının 12. günü kutlanan bu bayram Mısır, Hitit ve İran’da aynı dönemlerde yaygınlık gösterdi.

3.     Akamenidler döneminde (MÖ 559-330) kutlanmaya devam eden bayram, Sasanîler döneminde (226-652) Zerdüşt din adamlarına karşı bir tavır olmak üzere Mani rahiplerinin desteklenmesine yönelik bir tören haline gelmiş ve dinî olmaktan çıkmıştır.

4.     Firdevsî, Şehnâme adlı eserinde Nevruz'u Cemşid’in tahta çıkmasına bağlamaktadır. Ayrıca Cemşid’in cehennemden şarabı çıkarması ile ilgili bir gün olduğuna da inanılmaktadır.

5.     Ortadoğu milletlerince kutlanan nevruz, Abbasîler döneminde İslamî temele oturtulmak suretiyle kutlanmış, hatta Hz. Muhammed’in bunu hoş karşıladığına dair anlatmalar yaygınlaşmıştır.

6.     Nevruz’un bunlardan başka, yine Ortadoğu kültürlerinde

·        Hz. Adem’in doğuşu,

·        Hz. İbrahim’in putları yıktığı gün,

·        Hz. Muhammed’in Hz. Ali’yi kendisine vekil tayin ettiği gün,

·        Hz. Ali’nin Fatıma ile evlendiği gün,

·        Hz. Ali’nin halife olduğu gün gibi takvimlere bağlanmaktadır.

Burada saydıklarımız, Nevruz'un Ortadoğu kökenli olduğuna dair anlatmalar ve bu bölgeye bağlama endişe ve düşüncesini yansıtmaktadır.

İkinci görüş ise, Nevruz'un Türkistan kaynaklı olduğu yönündeki görüştür. Burada teferruata girmeden araştırmacı ve bilim adamlarının görüşlerini özetlemek suretiyle anlatmak gerekirse; Eberhard, ilk dönem Çin vakai-i nâmelerinde Türklerin Bozkurt öncülüğünde hareket ettiklerinin kayıtlı olduğunu söylemektedir. Bozkurtun liderliğinde hareket eden Türklerin, Ergenekon adlı vadiden çıkışları ve dünyaya açılışları ile ilgili anlatmadır. Bununla ilgili olmak üzeri, Erkin Ekrem, bir yazısında MÖ 8. yüzyılda Çinlilerin Ti diye adlandırdıkları bir Türk boyunun –ki bunların torunları daha sonra Hun devletini kuracaklardır– güneş esasına dayanan takvimi kullandıkları ve bu takvimde yıl başını kutladıklarını ifade etmektedir. Yine Cning-chung Main adlı adlı Çinli araştırmacı Gök-Türkler döneminde bitkilerin yerdiği zamanda yeni yıl ile ilgili törenlerin yapıldığını ifade etmektedir.

Aynı dönemde Uygurların atası saydıkları Çince söyleyişle Kao-cheler de aynı dönemde yeni yılı kutlamaktadırlar. 13. yüzyılda yaşayan Mardinli Süryanî Tarihçi Mihail, aynı anlatmayı; Türklerin dağlarla çevrili olan bir yerde yaşadıklarını ve buraya Mamelles de la tere (toprağın memeleri) adını verdikleri, ilk defa MÖ 510 yıllarında bu vadiden çıktıkları şeklinde ifade etmektedir.

Bunun dışında, kaynaklar tarihin çok eski devirlerinden itibaren Türklerin beşinci ayın 10-20 günleri arasında törenler düzenlediklerini, bu törenlerde bereket için saçı saçtıklarını ifade etmektedirler. Özellikle Ecdat Mağarası ve atalar kültü ile bağlantılı olan mağara mabetleri, buradan çıkan demirci Türk grubunun varlığından bahsetmektedirler. Buradan anlaşılmaktadır ki, demiri kullanan Türkler, bu çıkışı, yani Ergenekon'dan çıkışın hatırasını o zamanlarda da yaşatmaya devam etmişlerdir.

Bundan başka, Türk kağanının tahta çıktığı gün de buna benzer kutlamaların yapıldığını bilmekteyiz. Bu kutlamalar sırasında bereket için ırmaklara ve toprağa saçı saçıldığını da kaynaklar bilgi vermekteler.

Uygurlar arasında anlatılan bir efsaneye göre Buku Kagan’ın, Orhon Nehri’nin iki kolu olan Tola ve Selenga ırmaklarının birleştiği yer olan Kamlakçu’da iki ulu ağaç yükselmektedir. Günün birinde bu iki ağaç üzerinde bir tümsek belirir ve her gece bu tümseğe gökten kutsal ışık inmeye başlar. Bütün canlılar bayram eder, tabiat yeşerir. İki ağaç arasında büyüyen tümsek bir gün açılır ve içinden ellerinde birer demet kır çiçeği olan çocuklar çıkar. Bunlar Tuk Tekin, Sungur Tekin, Kotur Tekin ve Buku Tekin adlarındaki çocuklardır. İşte bu çocukların doğduğu yer olan Kamlakçu’da şölenler yapılmaya, kutlamalar bütün coşkunluğu ile yaşanmaya başlar. Bu gün İlk Yaz olarak anılır ve gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart yeni bir başlangıç sayılır. Buku Kagan’ın o gün doğduğu, Uygur neslinin yenilendiği, yeniden hayat bulduğu ve hür yaşamalarını ifade etmektedir. Bang, Gabain, Caferoğlu, Abe Takao gibi araştırmacılar, yaptıkları çalışmaları ile bunu doğrulamış ve tarih olarak da 8.-9. yüzyıla bağlamışlardır. Bu günde Gök-Tanrı’ya şükranlar sunulur.

Bu ve buna benzer ifadeler ve mitik anlatmalar, hem Ortadoğu, hem Arap, hem de İran anlatmalarından eskidir. Zira, mitik dönem yaratılışın, değişim ve oluşumun sebebini ilkel düşünce ile çözmeye çalışır.

Yazılı kaynaklar; 9. yüzyılda Tanrı dağlarının eteklerinde yurt tutan Türklerin 21 mart gününü, yeni bir başlangıç olarak benimsediklerini bize bildirmekteler. Bu benimseyişin günümüzde Kırgızistan’a kadar uzandığını belirtmeliyiz. Bu inanma ve pratikler, ritüel, yani dini olmaktan çıkıp bu gün Ene-Say adıyla hayatiyetini devam ettirmektedir.

Nevruz, yeniden var oluşun, yeniden dirilişin ifadesi olup, toplumun bütününe şamildir. Her milletin, mitik dönemlerini, yaratılış ve yeniden doğuşunu anlatan efsaneler bulunmaktadır. Bunlar, Sami kavimlerinin Nuh tufanı ile, İranlıların Kar tufanı ile yeniden hayat bulduğuna dair inanma ve anlatmalardır. Türklerin yeniden doğuşunun ise Ergenekon olduğunu bütün kaynaklar ifade etmektedir.

Bütün bir milleti ilgilendiren ve o toplumun idrakini, hayatı kavrayışını ortak bilinç ifade eder. Bu ifade biçiminde kişisel çekişme ve çatışmalar söz konusu değildir. Yukarıda verdiğimiz örneklerde, buna dair işaretler bulunmaz. Ancak, İran anlatmalarında Feridun ile Azi Dahhak mücadelesi veya Demirce Kawe ile Azi Dahhak mücadelesi; Cemşid’in şarabı bulması, Hz. Ali’nin doğuşu veya evlenmesi gibi anlatmalar şahıslar çevresinde teşekkül etmişlerdir. Oysa mitik anlatmaların kaynağında, şahıslar söz konusu değil, şahısların merkez olduğu toplum söz konusudur. Bu husus mit ve destanın temel kuralıdır.

Nevruz, zaman itibariyle en eski kültür unsurlarımızdan olmasına rağmen, en az değişime uğrayarak günümüze kadar ulaşan pratiklerimizdendir. Güneşin koç burcuna girdiği, yani gece ile gündüzün eşit olduğu Rumî 9 Mart, Miladî 22 Mart tarihine rastlayan Nevruz, oniki hayvanlı Türk takvimi ile de ilgilidir. Güneş yılını esas alan bu takvim, Büyük Hun devletinden itibaren bazı değişikliklere uğrayarak kullanılmış, Cengiz Han döneminde de geçerliliğini sürdürmüştür.

Nevruz kutlamaları sadece eski dönem Türk kültüründe kutlanmamış, Selçuklu ve Osmanlı, hatta Cumhuriyet döneminde de kutlanmaya devam etmiştir. Özellikle Selçuklu Sultanı Sultan Melikşah döneminde (1072-1098) yapılan celalî takviminde, yıl başı olarak önce 15 Mart, daha sonra 21 mart kabul edilmiştir. Hülagü döneminde Nasreddin Tusi, daha sonra Gazan Han zamanında Tarih-i İlhan adıyla ıslah edilmiştir. Bunların hepsinde de 22 Mart yeni yılın başlangıcı, yani Nevruz olarak zaman ifade edilmiştir.

Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde özellikle Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan döneminde Nevruz'un yıl başı olarak kutlandığını bilmekteyiz. Bu gelenek Osmanlılar döneminde de devam etmiş ve Cumhuriyet’e kadar gelmiştir. Nitekim, malî yılbaşı olarak Mart ayının esas alınması bundan beş-on sene öncesine kadar devam etmiştir. Devlet yönetiminde esas alınan bu takvim, toplum tarafından da kabul görmüş ve bahsettiğimiz bu zaman içinde çeşitli törenlerle kutlanmıştır.

Nevruziyelerin hazırlanması, sarayda özel hazırlanan nevruziyelerin Nevruz akşamları padişaha sunulması, kırlara çıkılıp Nevruz toplanması, ateşlerin yakılıp Nevruz yemeklerinin pişirilmesi ve dağıtılması, günahlardan arınmak için ateşten atlanması eski dönemlerden itibaren gelen kültür unsurlarımızdandır.

Sadece Türkiye’de değil, bütün Türk dünyasında kutlanan Nevruz, özellikle Sovyetlerin dağılması ile bağımsızlığına kavuşan Türk devletlerinde yeni bir başlangıcın, hürriyete kavuşmamın ifadesidir. Orada kutlanan Nevruz, insan hürriyetinin, kültürü yaşamanın ifadesi olup dinî vecd içinde kutlanmaktadır.

Bugün, Büyük Selçuklu Devleti sınırları içinde olan Türkiye, Azerbaycan, İran, İran, Afganistan, Pakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan’a küçük farklılıklarla aynı adla kutlanmakta ve o gün, ve Türkiye’nin dışındaki ülkelerde tatil olarak kabul edilmektedir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Türk dünyasının Ramazan ve Kurban bayramları dışında müşterek bayramları bulunmamakta. Devletlerin bağımsızlıklarına kavuştukları, bağımsızlıklarını ilan ettikleri millî günlerin dışında mahallî bazı günler ise birlikteliğinin ifadesi olmaktan uzaktır. Nevruz, önce Türk dünyasında, Türk coğrafyası ve bu coğrafyada yaşayan diğer milletler ile komşu milletlerin ortak günü, ortak yıl başı ve ortak bayramı olarak varlığını sürdürmekte, o gün her şeyin güzeli, her şeyin yenisi, her şeyin tazesi insan hayatını kuşatmakta, insanlar bu güzellikler içinde ortak davranış sergilemekteler. Bu ortak davranış ise insanın kendi dışındaki insanı sevip sayması şeklinde tezahür etmektedir. Tespitimiz, bu birliğin, güzelliğin toplumumuzca benimsenmiş olmasıdır. Temennimiz, ümidimiz ve kanaatimiz ise bu güzelliklerin gelecekte de devam edeceği yönündedir.

www.alewiten.com, 16.4.2003