Burak Gümüş
Hacıbektaş İzlenimlerim (2002)
Alevi dernek, dergâh, vakıf ve teşkitlatların açılışı, Alevi rönesansının bir göstergesidir. Bu dernekler kolektif kimliğinin inşasında Ayin-i Cem törenleri, büyük kentlerde cemevi yapımı, saz / semah kursları, konserler, açık oturumlar ve mazlum söylemi çerçevesi içinde Sivas ve Gazi Olayları gibi katliamları anma törenleri organize etmekten ziyade, aynı anda Alevi evliya / abdalları anma törenlerleriyle Alevi konusunu sürekli canlı tutmaktalar.
Her sene 16 ila 18 ağustos arasında Hacıbektaş'ta (oy hakkına sahip oldukları, Alevilerin de önemli bir siyasi faktör olduğu için, artık) devlet, hükümet ve partilerin önde gelenlerin de katıldığı Hacı Bektaş Veli'nin anısına Hacıbektaş'ta bir dinsel nitelikli anma töreni düzenlemekte.
Ben hem Almanyalı hem de Sünni kökenli bir toplumbilimci olarak, çalışanları bana çok sıcak davranan bir türbe derneğinin kaldırdığı otobüsle Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'ne iştirak edip izlenim ve söyleşi yapmaya gittim. İzlenimlerim ve yorumlarıma geçmeden evvel bir temel sanımı belirtmek istiyorum:
Bir topluluğun kolektif bilincinin ayakta kalması için, o kimliğinin sürekli tasdiklenmesi ve tazelenmesi gerekli. Bu işlevi de törenler görür. Tören, standardize / basmakalıp olan, bireysel farklılıklara izin vermeyen ve böylece bireylerüstü kolektif bir kimlik üreten ve kolayca "bizi" bizim gibi ona katılmayan ve öylece göze çarpan "ötekilerden" ayıran, ortak herkesin birbirlerinin gördüğü bir planlı davranıştır. "Bizden" olmayanların törene katılmamaları, onların "öteki" olduklarını da fazla çarptırmakta. Örneğin ant içme / kimlik bildirgesi ve anma törenleri vardır. Kimlik bildirme bunun için elverişli olan ve medya / okul / derneklerde öne sürülen bir topluma kendileri veya dışarıdan tarafından atfedilmiş tipik ırk, tarih, dil, din, mezhep, traş, saç sekli, başörtüsü, rozet, törene katılma (ayin), değer yargıları, örf ve âdet vs. gibi belirli referans kriterleri ve kalıplaşmış davranış biçimlerini simgesel ifade aracı olarak kullanıyorlar. Bu simgesel ifade araçları sadece kimin kim ve nereye ait olduğunu göstermekle kalmayıp, ayrıca kimin kime karşı kim ve nereye ait olduğunu açıklamaktalar. Ve ben, kim ve neye ait olduğumu söylersem, aynı anda kime ve neye ait olmadığımı da belirtmiş olurum.
Şimdi de gelelim Alevi kolektif kimliğinin tazelenip ayakta tutulmasında katkıda bulunan Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'ne.
Otobüs yolculuğu
Yolcularının Alevi topluluğuna üyeliği dış dünyaya doğru gösteren Hacı Bektaş Veli, Hz. Ali ve derneğinin adını aldığı dergâh evliyasının posterlerinden ziyade Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletine bağlılığın sembolü ve bütünleştirici bir işlev gören Türk Bayrağı ve Atatürk resimleriyle süslenmiş dergâhın kaldırdığı otobüslerine bindim. Bu simgesel ifade araçları otogarda "dışarıya" yolcuların "iç görüş" ve "kimliklerini" kolayca gösterdi. Bu simgeyle Aleviler, Sünnilerden kendilerini sıyırarak, Aleviliğe mensup olduklarını sembolize ettiler. Yurtdışında bulunan çok Alevi örgütlerine karşın burdaki derneklerin duvar ve binalarında bulundurduğu veya otobüslerine astığı Türk Bayrağı ve Atatürk resimleri, onların Türk Ulusu ve Devleti'ne bağlılıklarını göstermekle kalmayıp, aynı anda onların yıkıcı ve bölücü örgütlere kesinlikle yakınlığı olmadıklarını açıklayıp, onları meşru kılma işlevi görmekteler.
Otobüsteki bireyler bu inanç ve bu inanç grubuna aza olduklarını, o gruba atfedilen tipik davranış, görüş, töre, örf ve âdetine, giyim ve traş tarzına sımsıkı bağlanıp kendilerini Alevi olarak ortaya koydular. Onlara atfedilen tipik bıyıklı ve Atatürk rozetli babadan oğula geçen dinsel karizmaya sahip Evlâd-ı Resul görülen dedeler, taliplerden aynı anda ve standartize "Allah, Allah" ile cevaplanan bir nevi dua töreni olan yola çıkma gülbenki okudular. Her yolcunun aynı anda beraber yediği ve dedenin evvelden herkesin önünde bir duayla kutsadığı birlik ve beraberliği pekiştiren tadımlık lokma dağıtıldı, yani herkes aynı anda aynı yemeği yedi. Bu belirli bir adak olan yemeğinin dağıtıldığı lokma töreninin herkese ikram edilmesi ve dedenin okuması kuralından başka önemli bir kuralın olmaması, Sünni kökenli bir misafir yani yabancı olan benim de bir yaşlı teyzenin isteği üzerine kurabiye dağıtmam açığa vurdu. Ve yolculuk boyunca Alevi toplumuna atfedilen Mahzuni ve Gülabi gibi tipik halk ozanlarının kasetleri saatlerce çalındı ve dönüşte saz eşliğinde türküler okundu. Aşk, acı ve başkaldırma motifleriyle süslü olan duygusal türküler canlı okutuldu. Bu motifler, ortak geçmiş ve kader birliğini vurgulayarak ve ayaklanma motifleriyle süslü olan türküler, aynı türküyü okuyarak şarkı söyleme törenine bizzat iştirak eden Alevi dinleyicilerinin kolektif belleğini tazelemekte ve onları yüz yıllardır baskı altında tutulan ve bir muhalefet geleneğine sahip olan bir ilerici bir inanç grubu olduklarını hatırlatmakta. Bu türküler hem cemlerde zakir olan, hem de dinleyici tarafından beraber okunmakta ve böylece bir kolektif şarkı merasimi çerçevesi içinde Alevi kimliği oluşturmakta. Bu tören, katılanların ve aynı anda birlikte aynı türküyü okuyanların bireysel farklılıklarını azaltıp, hisli melodi ve sözlerle aralarında duygusal bağları pekiştirilip kolektif bilinç ve kimliği oluşturmakta. Yolda Alevi olarak görülen Yunus Emre ve Hasan Dede türbelerine uğranıp, dualar okundu ve insanlar türbelerinin belirli yerlerini öpüp ve dua edip inançlarını yerine getirerek Alevi kimlilerini bu törenle tazeleyerek ortaya koydular. Dede ve taliplerin ara sıra Hacıbektaş'a gitme ve türbe ziyaretini kastederek "hacc"dan bahsetmekleri ve Hacıbektaş'ta bulunan suyun bidonlarla "zemzem" suyu olarak satılması Aleviliğin Sünni öğelerden etkilendiğini zannettirebilir. Ayrıca bu anma törenlerinin dinsel bir nitelik taşıdığını ima ettirdiği için bu törenin dini bir merasim çerçevesi içinde olduğu bir ön-kabul olarak algıladığım için sunacağım izlenimlerim bu yola çıktığım bu varsayım tarafından etkilenmiş olabilir.
Hacıbektaş Anma Töreni açılış programı, meydan, panel ve kurulan bazı standlar hakkında
Bu dinsel nitelikli olarak kabul ettiğim anma töreni, Atatürk'ten övgüyle "şayak kalpaklı adam" olarak bahseden sosyalist şair Nazım Hikmet'in "Kuvayyı Milliye Destanı"ndan alıntısıyla sunucular tarafından belediyenin önündeki meydanda başlatıldı, Kemalist, sol ve Alevi söylemler kullanılarak "emperyalizme" karşı veya "eline, beline, diline bağlı" olanlar selamlandıktan sonra, Türk Devlet ve milletine bağlılığın kanıtı olan herkes tarafından hazırol vaziyetle aynı anda okunan İstiklal Marşı törene katılanlar tarafından çalındı. Siyasilerin ve devlet erkânının ve bazı Alevi kuruluşlarının önde gelenleri tarafından yapılan konuşmalarda irtica, bölücülük ve sömürgeciliğe sövülüp Alevilere yapılan ayrımcılığın ve sosyal adaletsizliğinin son bulması, Hacıbektaş'a bir fakültenin açılması dilekleri dile getirildi ve laikliğin savunulmasında ve Alevilere yardım konusundaki devletin bazı kurumlarının davranışları eleştirildi. Bu sırada referans kriteri olan ve Mayıs'ta vefat eden popüler ozan Mahzuni'nin dizelerine yer verilip konuşmalar meşrulaştırılmaya çalışıldı.
Bu anma törenleri vesilesiyle çok kalabalık sayıda Alevi vatandaşın halen müze ama o günlerde girişi bedava olan Hacı Bektaş Veli türbesine akın etmesi, oradaki türbe kapısını öperek, dua edip, tabutun üzerindeki bezlere dokunarak ve üstlerine sürerek medet ve şifa umarak inaçlarını yerine getirmesi bu törenlere siyasetin de girdiğini unutturmuyor. Konuşmalarda laiklik ne kadar savunulursa savunulsun, dinsel nitelikli bu festivale yine siyasetin bulaştığı göz ardı edilemez.
Seçimlerin yaklaştığı bu dönemde de parti başkanları, devlet bakanları, parti başkanlarına yaklaşmak isteyen milletvekili aday adayları, sol, sosyal demokrat ve hatta AB'ye uyum yasalarındaki garanti edilen anadilde eğitim ile etnik misyonunu aslında tamamlamış olan bölücü ve ciddi bir Alevi politikası olmayan bir partinin afişleri, yasadışı sol örgütlerin yayın organların satılması dikkat çekiciydi benim için. Alevileri olası destekleyici kitle olarak gören örgütlerin yayın organları ve efsanevi Latin Amerikalı devrimci gerilla önderinin, sürgünde ölen ve bir zamanlar filmleri yasak olan meşhur solcu bir yönetmenin posterleri, Mahzuni, Hz. Ali ve Kerbela resimleriyle beraber satılması beklenen müşteri ve ziyaretçilerinin kim olduğunu ortaya çıkartmakta. Bir dinsel nitelikli anma töreninde siyasi panel ve kültürel konserlerinde düzenlenip din, kültür ve siyasetin içiçe olduğunun bir kanıtıdır. Bazı panellere kendilerini Alevi olarak görmeyen ve yaşamayan veya o inançla doğrudan ilgisi olmayan sosyalist yazar, sanatçı veya sendikacılarının katılması, Alevi anlayışında hâlâ bir konsensüsün olmadığını ortaya koyuyor.
Akşamları Aleviliğinin ön planda olduğu ima edilen "ozan-sanatçı semah ekipleri" ismi altında düzenlenen başlığının altında bir bir konsere sosyalist devrim ve başkaldırı marşlarıyla meşhur olan ve belirli bir yasadışı sol bir örgüte yakınlılığı bilinen bir müzik grubunun sahneye çıkmasının bile planlanması siyaset ve ideolojinin bu Hacı Bektaş Veli Anma Töreni'nde bulunmasını ortaya koyuyor. Konserde bazı dinleyicilerin sosyal demokrat olarak gören bir partinin bayrağını sallandırması, bu simgesel ifade aracılığıyla sol, Kemalist ve mezhepsel kimliğinin onların Aleviliğinde bütünleştiğini dış dünyaya ortaya koydular.
Sunucular tarafından okunlan Atatürk'e şikâyet ve mevcut düzende sosyal adaletsizliği eleştiren Kemalist ve sol şairlerden şiirler okundu. Bu konserlerde acı, aşk ve başkaldırı motiflerinde bulunan türkülerin hem sanatçı hemde dinleyiciler tarafından aynı anda söylenmesi, onların yüzyıllardan beri baskı altında tutulan bir ilerici inanç topluluğuna ait olduklarını hatırlatmakta. Bu dinleti törenleri, katılan bütün dinleyicilerin ve aynı anda beraber onların bireysel farklılıklarını azaltan, duygusal melodi ve sözlerle onların arasındaki duygusal bağları pekiştirip Alevi kolektif bellek ve kimliğini tazeledi. Genelde Türkiye sokaklarına hakim olan sakallı / sarkık bıyıklı veya tesettürlü ötekilerin hiç bu anda Hacıbektaş'ta bulunmamaları, "onların" "bizden" olmadıklarını kanıtladı.
Mazlum söylemi, "Anadolu Solu" ve örgütler
Bu dinsel törenlerde Alevi mazlum söylemi de hakimdi. Hem belirli yıldönümlerinde hem de böyle festivallerde sürekli ve üstüne basılarak ve tekrar tekrar vurgulunarak anılan gerçekten olmuş ve olduğu zannedilen felaket olayları, anma törenlerinde tazelenmekte. Bu törenler geçmişi belirli şahıslarda (Hz. Ali, Hüseyin, ölü ozanlar), olaylarda (Hilafet Kavgası, Kerbela, Çorum, Maraş veya Sivas Katliamı, ölüm orucu) ve mekân / yerlerde (Kerbela çölü, Madımak Oteli / Sivas, hapishane, Gazi Mahallesi) hatırlanır. Bu merasimler Alevileri Kerbela'dan bugüne yüzyıllardan beri baskı altında tutulan aslında ilerici ve düzene ebediyyen muhalif bir inanç grubu olarak oluşturulan ve ortak aynı tarihi geçmiş ve geleceğe sahip olduğu zannedilen Alevi anı topluluğunun dışarıya / Sünnilere karşı oluşturulmasına katkıda bulunuyorlar.
Şiilerden travmatik kuruluş efsanesi olarak alınan "Kerbela Destanı"ndan Alevilerin bugünkü durumu tarihsel ve genelgeçer bir ideolojik kurala uygun olan bir sonuç olarak çıkartılıyor. Çorum, Çaldıran, Maraş, Malatya, Pir Sultan Olayı, Gazi Olayları, Pir Sultan ve Denizler'in asılması, Kaypakkaya ve Hz. Hüseyin'in veya 33 aydının katledilmesi, hapiste ölüm orucu yüzünden mahkumların yaşamlarını yitirmesi gibi olaylarının arasında mazlum söylemi çerçevesinde bir tarihsel mantıklı bir bağlantı zinciri kurulmakta. Bazı panellerde bu zincir, Alevilerin yeterli derecede örgütlü olmadığı yüzünden geçmişteki gibi gelecekte de olası bir felaket yaşabilecekleri öne sürülünce, ortaya koyuluyor. Ya da bir Alevi derneğinin Hacı Bektaş Türbesi'nin önünde açtığı bir fotoğraf sergisinde de bu söylemle karşılaşabilir: 1970'lerdeki sağ-sol olayları çerçevesindeki Çorum, Maraş olayları, solcu bir kaç örgütün F tipi cezaevlerine karşı Kerbela Matemi gibi ölüm orucu, devletin hapishaneye düzenlediği "Hayata Dönüş Operasyonu", Sivas ve Gazi Katliamları ve bu olayları protesto yürüşlerine polisin zor kullanarak müdahalesi, fotoğraflarla belgelenerek, bu olaylar zinciri Alevi kolektif belleğine monte edilip bu dinsel tören vesilesiyle bu muhalefet ve eziklik bilinci tazeleniyor. Bu söylemin Alevilerde yaygın olduğunu açılış törenlerine kendisini sosyal demokrat kabul eden bir partinin başkanı da bile saptamış olacak ki, alkış toplayan konuşmasında şunu söyledi:
"Kerbela'dan binlerce yıl sonra semah gösterisi yapanların Madımak'ta yakılmasından insanlık adına, devlet adına utanç duyuyoruz."
Bu söylem yıkıcı ve bölücü örgütler tarafından da suistimal edilmek istenmekte, Alevilerin sorununu çözmeden sadece basamak olarak kullanmak için. Hacıbektaş'a yaklaşınca Jandarma Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü'nün bizi hem hırsızlara hem de
"törenleri provoke etmek isteyen, Güvenlik Güçleriyle sizleri karşı karşıya getirmek isteyen yıkıcı ve bölücü terör odaklarına fırsat vermeyelim"
diye uyarması, bu örgütlerin özellikle Alevileri destek olarak seçmek istemelerinin bir kanıtı olsa gerek.
Bu mazumlar söylemi tarafından etkilenen, gerçekten baskı altında oldukları ve dışardan daha kolay mevcut düzenin zaaflarını gördükleri için, Aleviler belki yenilikçi, değişimden ve devrimden yana olan hareketlerin yanında da kolay yer alabilirler. İnanç kimliği ve sistemini savunan Alevi derneklerinden ziyade sosyalizmden yana olan Alevi kökenlilerin de iştirak ettikleri yıkıcı örgütler ve bölücü legal partilerin, bu Hacı Bektaş Veli Anma Töreni'ni vesile olarak görmeleri ve hiç bir mukavemetle karşılaşmadıkları Alevilikle ilgili kitaplardan çok, gençlerle Marksist propaganda ve örgütsel yayın organı satmaya çalışmaları, bunu ortaya koymuyor mu?
Hacı Bektaş Veli'nin fakir / fukaraların ihtiyaçlarını karşılamak için tekkesinin pişirdiği kazanının bir parti başkanı tarafından "sosyal devlet" ve "Anadolu Solu"nun simgesi olarak gösterilmesi, solculuğun milliyetçilerce artık dışardan ithal edilmekle suçlanan Marksizmden arındırılmış ve belli bir mezhepsel bir kimliğe dayanmış olarak meşru kılınmak istendiğinin bir sonucu olsa gerek. Böylece solculuk hem bir mezhep ve bölgeye bağlandığı için, hem Alevilerin ebed müddet ayrılmaz ve tipik bir niteliği olarak muhafaza edilecek, hem de onlar tarafından bu partiyle beraber meşru görülecek, yani Alevilerin "doğuştan solcu" olduğu ve bu tipik görüşü onlara atfedilen tipik davranışlar gibi seçimlerde ortaya koymaları istenmekte belki. Böylece solculuk Alevilerin bir referans kriteri durumuna gelmekte.