İsmail Metin

Alevilerde Halk Mahkemeleri (Görgü)

1. Giriş

Halk mahkemeleri, Alevilerin – özellikle köy Alevilerinin – fikirsel bütünlüğünü, kararlılığını, adaletini sağlayan en büyük kurumdur ve Aleviler içerisinde “görgü” olarak anılır. Görgü sözünden şunlar anlaşılır: Burada, insanların, açığa çıkmış veya çıkmamış sadece kendisinin bildiği tüm suçları, ortaya dökülür; insanın içi, ruhu, kişiliği görülür. Yani insan, göz ile değil; gerçeği ile gönül ile onun kişiliği görülür. Görgü, insanı gönül gözü ile görmedir. Halk mahkemeleri (görgü), senede bir, kış aylarında yapılır. Kışın devlet yetkililerinin köylere gelmeleri, zordur. Bu amaçla, görgüler kışın yapılır. Halk mahkemesinde, çeşitli aşamalar işlemler, bir takım görevliler vardır. Halk mahkemeleri (görgü), Aleviliğin en önemli kurumu olmasına rağmen, bu konu, bugüne kadar yeterince işlenmemiş, çok değerli yargılama örnekleri kaybolmuştur. Aşağıda halk mahkemelerinin (görgünün) genelini, basit bir anlatımla ve kısaca vermeye çalışacağım.

2. Temel Özellikleri

·        Burada şeriat uygulanmaz.

·        Cezaları halk ortaklaşa verir. Yargılamayı yapan dedenin, şikâyetçinin, mağdurun, suçlu sandalyesinde bulunan kişinin dahi oyu vardır.

·        Sanık, verilen cezalara uymak zorunda değildir. İsteyen cezalara uyar, istemeyen uymaz; ama çeker gider.

·        Verilen cezalar paylaştırılabilir. Cezalar, duruma göre orada bulunan halk tarafından paylaşılır. Sanık, böylece cezaların ağırlığından kurtulmuş olur.

·        Kararlar, yöresel âdetlere göre verilir. Yargılamaya giren kişiler, kendi âdetlerini, gelenek ve göreneklerini bilir; evrensel ve her yerde uygulanan âdetleri bilemez. Onun için, yargılama yapılırken, kendi geleneklerini uygularlar.

·        Kararlar, vicdani hislere göre verilir. Halk mahkemesine katılan kişiler, yargılanan ve şikâyetçi ile tüm ilişkilerini unutur; orada anlatılanları dinler, bir özgür insan gibi vicdanları neyi gerektiriyorsa, ona karar verir.

·        Verilen cezalar, mağdurun ikrarına dayanır. Mağdurun ikrarına dayanmayan suçlamaya, ceza verilmez. Öyle yargılama yapılır ki, mağdur suçunu kabul eder; halk cezasını verir. Mağdurun suçunu kabul etmesi, tamamen kendi isteği ve gönül rızası ile olur.

·        Cezalar, çevrecidir; sadece suçlu ile sınırlı kalmaz. Suçlunun musahibi de ortak ceza alır.

·        Cezalar, insanları çaresizlik içine itici nitelikte değildir ve mecburi ceza yoktur. İsteyen kişi, cezanın kendisine uygulanmasını ister veya istemez. Cezalar, genelde insanları topluma kazandırmaya yöneliktir. O, cezayı çekip, bir an önce kurtulmak ister.

·        Cezalar ortak fikir birliği / ortak karar ile verilir. Burada sanığın da fikri aranır.

·        Devletten gizli yapıldığından, elde delil bırakmamak için, yargılama sözlü yapılır.

3. Kurumları

Mahkeme başkanlığı kurumu: Halk mahkemesini (görgüyü) idare eden, mahkeme başkanıdır. Halk, buna “dede” der. Bazen dede kendisi orada bulunur, yanında bir babayı atar; babaya kendi adına yargılamayı yaptırır. Bazı hallerde vekâletle de yargılama yaptırılır. Dede gidemez, bir baba atar. O, yargılamayı yapar. Her iki halde de dede adına yargılama yapılır. Babaların yargılaması, vekâleten yargılama gibidir.

Yargıçlık görevi: Yargılamaya giren herkes, yargıç gibi yargılamada rol oynar.

Savcılık kurumu: Mahkemeye giren kişi, aynı zamanda savcılık görevi de yapar.

Avukatlık kurumu: Buraya katılan herkes, avukatlık görevini yapar; her iki tarafın avukatı da olabileceği gibi, her iki tarafın aleyhine çalışan bir avukat rolü de oynanabilir.

Mağdur: Suçlar, genelde topluma karşı işlenmiş suçlar niteliğinde görüldüğü için, mağdur olarak halkın hepsi gösterilebilir. Bunun yanında, suçtan zarar gören de ayrıca mağdur olarak nitelenir.

Sanık: Sanık, iki türlüdür. Birincisi, suçu işlediği varsayılan kişi; ikincisi, musahibidir.

Tanık: Herkes tanık olarak dinlenebildiği gibi, dışarıdan kişiler de tanık olarak katılabilir, onların görüşlerine başvurulabilir.

Yargılama salonu: Yargılama salonunun özel bir önemi yoktur. Halkın rahat sığacağı bir yer olması ve görgü yapılırken de insanları konsantre edecek şekilde döşenmesi yeterlidir. Zorunlu hallerde döşeme de aranmaz.

4. Suçlar

“Suç” tabiri, topluma karşı işlenen yanlış hareketlerdir; bireye karşı işlense dahi, o hareket, topluma karşı işlenmiş kabul edilir. Suçlar, ağırlıklarına göre tasnife tabi tutulur. Burada “ağır suçlar” ve “hafif suçlar” olarak ayrılırlar. Sanık, ağır suçlarda yargılamaya alınmaz, direkt düşkün addedilir; hafif suçlarda, yargılamaya alınır ve yargılanır. Suçlar, zamana göre, “önceden bilinen” ve “bilinmeyen”dir. Önceden bilinenlerden, ağır olanlar, yargılanmaya alınmazken; hafif olanlar, yargılamaya alınır. Sonradan bilinenlerde ise, her ikisi de yargılamaya alınır.

5. Bölümleri

Üçe ayrılır.

Ön yargı: Yargılamadan önce, köylülerin basit meseleleri kendi aralarında çözüp, bir karara bağlaması halidir.

İlk yargı: Bu, nisbeten köylülerin çözdüğü sorunlardan daha ağır olanlar veya köylülerin çözemediği hafif meseleleri, yargılamada başkanlık yapacak olan dedenin kendisinin görgüden önce çözmesi halidir.

Görgü: Halk mahkemelerinin en son ve en önemli bölümüdür. Esas halk mahkemeleri, kendisini burada gösterir. Halk mahkemeleri, “olağan” ve “olağanüstü” olarak iki türlü kurulur. Her yıl, düzenli olarak kışın kurulanlar olağan; acil durumlarda kurulanlar da olağanüstü kurulan halk mahkemeleridir. Halk mahkemelerini açmaya yetkili olanlar dede, suçtan zarar gören asıl mağdur ve halktır. Davet, iki türlüdür. Birincisinde mahkeme başkanı dede, evleri tek tek dolaşır. İkinciside ise, evlere kendisi gitmez, lokma gönderir ve davet ettirir.

6. Çağrılma Koşulları

·        Bir kişinin yargılamaya katılabilmesi için, belli bir yaşa gelmiş olması gerekir. Bu yaş, genelde 15’tir.

·        Musahibini tutmuş olması gerekir

·        Yargılamaya girecek kişilerden hiç birisi ile en ufak bir sorunun bulunmaması gerekir.

·        Kişi, dede tarafından davet edilmemişse, onun yargılamaya girmesi imkânsızdır. Dede, yargılamaya girme şartı yerine gelmemiş kişileri davet etmez.

7. Dava Açmaya Yetkili Kişiler

Rehber: Görevi, özellikle sorunları dedeye anlatmak, onların su yüzüne çıkmasını sağlamaktır. Yani bir yerde dava açmaktır.

Dede: Dava açmaya özel olarak yetkilidir. Genelde rehberin kendisine anlattığı sorunları çözmek için, suçlular hakkında dava açarlar.

Sanık: Sıkça görülen dava açma yollarından birisi de sanıkların kendi aleyhlerine dava açmalarıdır. Bu tür dava açmalar, genelde kimsenin bilmediği olayları açıklamak şeklinde olur.

Asıl mağdur: Birisinin kendine karşı yapmış olduğu bir hareketten dolayı rahatsız olan veya zarar gören kişi, bu kişi aleyhine dava açabilir.

Halk: Katılan her kişinin, kendisine yapılmayan ve başkalarına yapılan bir hareket veya sözden dolayı, ayrıca dava açma hakkı vardır. Burada, açılan davanın niteliği, zarar-ziyan veya mağduriyet değil, Alevi toplumuna yakışmamadır.

8. Davanın Reddedilme Halleri

Davaların reddedilme halleri, üç türlüdür. Eğer dava daha önceki halk mahkemesine getirilmiş ve karar verilmişse, o olay hakkında dava açılamaz. Bundan başka, engel bir durum yokken, önceki yargılama dönemine ait olup da o yargılama döneminde mahkemeye getirilmemişse, o olay için dava açılamaz. Diğer bir neden de toplumsal yarardır. Yargılama yapmakta, toplumsal bir yarar olması gerekir.

9. Yetki

Bir köydeki halkı, ancak o köylülerin bağlı olduğu dede yargılayabilir. Başka bir dede, yargılayamaz. Ayrıca, bir köyde yapılan yargılamaya, sadece o köydeki insanlar katılabilir. Dışarıdan herhangi birisi gelip, “ben de burada yargılanmak istiyorum” diyemez.

10. Davalı Ehliyeti

Genel olarak erkekler, “davalı” olabilir. Kadınlar kendi başına davalı olamaz; ama kendi ailesine ve eşine karşı bir suç işlemişlerse, o zaman tek başına yargılanabilir. Akıl noksanlığı olanlar, çocuklar yargılanmaz. Bunların yerine babaları, yoksa büyükleri yargılanır. Mal ziyanları halinde, ev sahibi yargılanır.

11. Delil

Deliller, “kesin delil” ve “kesin olmayan delil” olarak ikiye ayrılır. Kesin delil, sanığın ikrarıdır. Bunun dışındaki deliller, kesin olmayan delillerdir. Kararlar, genelde sanığın ikrarına dayandığı için, diğerleri ikinci derecede delil kabul edilir.

12. Verilen Cezaların İlamı

Halk mahkemeleri (görgü) sözlü yapıldığı için, karar da sözlü verilir. Kararların önem derecesine göre, duyulması da geniş olur. Uzun süreli düşkünlüklerde, karar, nerede ise her Alevi dergâhında duyulur. Ufak cezalarda ise, komşu köylerle sınırlıdır.

13. Ceza Türleri

Ölüm cezası: Hiçbir zaman uygulanmamıştır, yoktur. Aleviliğin tüm kurumları, gönül ilişkisine dayandığı için, zorla bir şey yapılamaz. Zaten, buradaki amaç da insanları, ıslah etmektir. İnsan ölünce, onun ıslah edilme, düzeltilme şansı olmadığı için, ölüm cezası görgünün amaçlarına aykırıdır.

Hürriyeti bağlayıcı cezalar: Bu cezalar, uygulanır; ama çok az olarak uygulanır. Amaç, diğer insanlara göstermek ve onları suçtan caydırmaktır. En fazla üç – beş gün ve insanların göreceği yerde uygulanır.

Rencide edici cezalar: En çok bu cezalar uygulanır. Bunlar, vücuda eziyet verici rencide edici cezalar ve eziyet vermeyen rencide edici cezalardır. Ateşte yürütmek, karda yürütmek, yalın ayak odada halkın karşısında bekletilmek bunlara örnektir.

Para cezaları: Sık baş vurulan ceza türlerindendir. Zarar karşılama, tazminat, gönül alma şeklinde olabilir.

Düşkünlük: Temel ceza olarak en çok baş vurulan ceza yoludur. Düşkünlük, ceza alarak veya kesin olarak ceza alma ihtimali olduğu için otomatikman toplum dışına itilme, yoldan çıkarılma cezasıdır. Kişi, düşkünlük süresince Alevilik yolundan çıkarılmış sayılır. Düşkünlük, zamana göre iki türlüdür: Sürekli düşkünlük, süreli düşkünlük. Süreli düşkünlük, belirli bir süre ile sınırlıdır. Sürekli ise, ömür boyu alınan düşkünlüktür. Veriliş makamına göre de düşkünlük ikiye ayrılır. Direkt düşkünlük halinde, olaydan sonra herhangi bir yargılamaya gerek olmaksızın sanık, kendisi toplum dışına çıkar. Orayı terk eder. Direkt düşkün olur. İkinci halde ise, yargılama yapılır ve yargılama sonunda düşkün addedilir. Düşkünlük alan kişiye, genelde şu yaptırımlar uygulanır:

·        Düşkünle kimse konuşmaz.

·        Selam verilmez, alınmaz.

·        Kimse malını katmaz, yaymaz.

·        Evine gidilmez; misafir edilmez.

·        Suyu içilmez; yemeği yenmez.

·        Düğününe gidilmez; bayramlaşılmaz.

·        İhtiyacı karşılanmaz; araç-gereç alınmaz, verilmez.

·        Hastası sorulmaz, yardımına gidilmez.

·        Ölüsüne gidilir, kırkı çıkana kadar konuşulur, sonra tekrar ilişkiler kesilir.

·        Ölmüşse, cenaze töreni yapılmaz.

·        Irgat gidilmez, imeceye çağırılmaz.

·        Kızı istenmez; oğluna kız verilmez.

“Sürekli düşkünlük” doğuran haller şunlardır:

·        Adam öldürmek,

·        Zina yapmak,

·        Musahibin namusuna dolanmak,

·        Talibi ile evlenmek,

·        Yoldan dönmek,

·        İhanet ve ispiyonculuk etmek.

14. İtibarın İadesi

Bir kişinin itibarının iade edilmesi için, dava konusu olayın feragatla hallolmuş olması yeterlidir. Burada tarikten geçerken, itibarı da iade edilir. Sanık, ufak bir ceza almışsa, cezası çektirildikten sonra; uzun süreli düşkünlük almışsa, bu durumda sürenin bitiminden sonra, otomatikman itibarı iade edilir. Yargılama, sadece sanığın yargılaması için yapılmışsa, o zaman özel olarak, sanık için ayrıca bir itibarın iadesi yapılır. Bu, çok önemli hallerde yapılır. Bir kişinin itibarının iade edilmesi için, davacının davasından vazgeçmiş olması; mağdurun zararlarının karşılanmış olması; sanığın asıl mağdur ve halk tarafından bağışlanmış olması gerekir.

15. Halk Mahkemelerinin Uygulanması

Köylülerin görgüye karar almaları: Kışın ağır şartları gelip çattığında, Anadolu’da köylüler kendi güçleri oranında yiyeceklerini, hayvanların yiyeceklerini, yakacaklarını hazırlar ve kışın geçmesine kadar inzivaya çekilir. İşte bu arada, Alevi yargılamaları yapılır. Kışın bu zor şartları geldiğinde, köyün büyükleri kendi aralarında toplanır ve görgünün yapılması için, toplantı yapmaya karar alırlar. Kararlaştırılan günde, toplanılır ve görgü için karar alınır. Bu arada, görgünün kimin evinde yapılacağı, görgüde neler yapılacağı, görevlilerin kimler olacağı, dedeye kimlerin davetçi gönderileceği, dedenin geldiğinde kimde misafir olarak kalacağı kararlaştırılır.

Dedeye davetçi gönderilmesi: Köylüler, görgüye karar aldıktan sonra, uygun bir zamanda, dedeye büyük bir kalabalıkla davetçi gönderir. Davetçiler, dedenin bulunduğu yere vardığında, daveti bildirir. Birkaç gün kalıp, dede ile birlikte gelirler. Dede köye geldiğinde, köylüler büyük bir kalabalık halinde dedeyi karşılar.

Köylülerin kendi kendilerini yargılamaları: Dedeye davetçi gönderildikten sonra, köyde görgünün yapılması için hazırlıklar başlar. Bunlardan en belirgin olanı, köylülerin kendi kendilerini yargılamalarıdır. Köylüler, dedenin karşısına sorunsuz çıkmak için, basit meselelerini kendi aralarında çözmeye çalışır. Dede geldiğinde, sorunsuz olan köylünün itibarı daha fazla olur. Köylülerden bir kısmı, kendisi gidip, hata işlediği kişilerden af diler, barışırken; bir kısmı da araya başkalarını koyar. Bazı durumlarda, tarafların dışındaki üçüncü kişiler, olayı bildiklerinden, kendiliğinden gidip, iki tarafı barıştırır.

Dedenin köylüleri ziyareti: Dede köye geldikten sonra, önceden köylüler tarafından dede evi olarak tesbit edilen eve yerleşir. Ertesi gün, dedeye bir rehber atanır. Rehber, dedenin eli, kolu; gözü, kulağı olur. Köyde ne varsa, hepsini dedeye anlatır. Dedeye köydeki hareketlerinde öncülük eder. Rehber atandıktan sonra, dede ilk olarak köyde başsağlığı ziyaretlerini yapar. Ölenlerin, yaş sırasına göre, ailelerini ziyaret eder. Bu ziyaretler bittikten sonra, hastalar için geçmiş olsun ziyaretleri başlar. Daha sonra, göz aydınlığı ziyaretlerini yapar. Göz aydınlığı ziyaretleri, evlenenlere ve çocuğu olanlara yapılır.

Dedenin basit meseleleri çözmesi: Dede, köydeki ziyaretlerini tamamladıktan sonra, kendisine bırakılan nisbeten önemsiz meselelerin halline girişir. Bu bölüm, ilk yargı kısmıdır. Rehber, burada olayları dedeye anlatır. Bunun üzerine dede, gerek gördüklerini çağırır. Bulunduğu evde, köylülerin gözleri önünde, tarafları çoğunlukla barıştırır veya buna yakın şekilde meseleleri çözer. Çözemediği meseleleri, diğer meselelerle birlikte görgüye bırakır.

Görgüye hazırlık: Dede, ilk yargıyı tamamladıktan sonra, görgüye hazırlık işlemlerine başlar. Önce, görgüde görev alacak görevlileri çağırır. Bu görevliler, genelde her yıl aynı kişilerdir. Onlara görevlerini anlatır; görev bölümü yapar. Sonra, görgüye davet edilecek kişilerin çağırılması için, davet lokmasını hazırlatır. Genelde, bir kurban kesilir; etler, köydeki ev sayısına göre eşit parçalara bölünür, sonra bunlar birer – ikişer ekmek içine konur. Görevli kişiler kurban etini ev ev dolaştırır, ev sahibine birer lokma vererek, onu davet eder. Dedenin görgüye davet etmediği kişilerin evlerine, lokma verilmez. Bu arada, görgü evi hazırlanır. Görgüden önce, köyde tellal da bağırtılır ve köylüler görgüye çağırılır.

Görgünün başlamasına kadar geçen süre: Tellaldan sonra, köylüler görgü evine gelirler. Görgüye girilmeden bir hafta önce temizliğe başlanılır. Tüm elbiseler yıkanır. Kendileri de yıkanır, görgüye en temiz halleriyle gelinir. Görgü evinin kapısında, kapıcı durur. O, görgüye girmeyecek kişileri bilir. Bunların gelmesi halinde, görgü evine almaz. Görgü evine girenler, kadınlı-erkekli bir odanın içine toplanır. Sonra, dede içeri girer. Kendisine yetki verilmesini ister. Köylüler yetki verince, dede görgüyü yönetmeye başlar. Yetki alamazsa, o zaman görgüyü yönetemez. Dede, sonra delili tutuşturur ve görgü başlama aşamasına gelir.

Görgü: Zakirler, saza başlar, deyişler söyler; köylüler yargılamaya konsantre edilir. Sonra dede tespit ettiği bir şekilde, köylüleri, birer birer yargılamak için, dara çıkarır. Dara çıkanlar, dedenin karşısında dar duruşunu alır ve dardan inene kadar, o duruşu bozmazlar. Dede, önce dardakilere, darı açacağını bildirir; sonra yargılanmaya hazır olup olmadıklarını ve rızalıkları sorar. Dardakiler, buna karşı olumlu cevap verirse, yargılanır. Dede dardakilere, suçlarını meydana dökmesini ister. Dardakiler, eğer kendilerinin bildikleri suçları varsa, meydana döker. Bunlar yargılanır. Sonra dede halka döner, dar’dakilerden şikâyetçi olanların olup olmadığını sorar. Halktan şikâyetçi varsa, onlar da şikâyetlerini bildirir. Bunlar değerlendirilir. Suçlu bulunanlar, cezalandırılır. Dardan indirilir. Herkes, böyle yargılanır. Dara dörder dörder çıkılır. Karı-koca ve musahip ile karısı birlikte dara çıkar. Dede, halkın durumuna göre, yargılamaya ara verir. Bu arada, su ve gecede bir kez de lokma dağıtılır. Lokmalar, genelde bir kurban olur. Bunun dışında köylülerin kendi rızaları ile getirdikleri yiyeceklerdir. Lokmalarda, önce evde olup da görgüye gelemeyen hastaların hakkı ayrılır. Sonra köylülerin hakları, en sonunda da görevlilerin ve dedenin hakkı verilir. Yargılamalar bittikten sonra, dedeye sıra gelir; dede de yargılanır. Böylece, önceden suçlu olmadığına inanılan kişilerin yargılamaları bitirilmiş olur.

“Tarik çalma”: Dede, yargılaması biten kişileri, sırası ile tarikten geçirir. Tarikten geçen kişiler, yargılamadan temiz çıkanlar veya hafif ceza alıp da tarik çalmaya kadar cezalarını tamamlamış insanlardır. Dede, bulunduğu yerden deyneğini yere paralel tutar; altından birer birer geçilir ve dede deyneğini altından geçenlerin sırtına vurur. Tarikten geçenler, tekrar temizlenmiş olarak hayata yeniden başlamış kabul edilir.

Suç işleyen kişilerin yargılanması: Suç işlemediği kabul edilen kişilerin yargılaması bittikten sonra, suç işleyen kişilerin yargılamasına geçilir. Suç işlemiş kişiler, getirilip görgü evinin bir köşesinde yalın ayak, üzerlerinde kefen, boyunlarında ip bağlı olarak ve suçlarıyla orantılı boyunlarında yükler bulunur bir şekilde bekletilir. Bunlar, diğer köylülerin yargılaması bitirildikten sonra, en hafif suçtan başlayarak yargılamaya alınır. En ağır suçu işleyen kişiler, en sona bırakılır. Bunları, halk suçlu bulmuşsa, çeşitli cezalar verir.

Cezanın çektirilmesi törenleri: Yargılama bitirildikten sonra, ağır cezalar almış kişilerin cezalarının çektirilmesine geçilir. Bu cezaların genelde en ağırı, ateş közünde yürütmedir. Bu, görgü evinde yapılır. Sonra, bir yere yalın ayak sırtında su dolu kaplarla gidip gelmesi cezası verilir. Bu ve buna benzer cezalar verilerek, suçluya çektirilir.

Tekrar topluma alma töreni: Bu tören, en ağır suçları işleyenler için olur. Bu kişilere, çok ağır cezalar verilir. Bu cezalar, genelde görgü evinin dışında çektirilir. Cezanın çektirilmesinden sonra, suçlu bir kurban keser; köylüleri çağırır, dede ile birlikte köylüler gider, kurbanı yer ve suçluyu içlerine aldıklarını beyan eder. Bu tür uygulamalar, genelde direkt sürekli düşkünlük doğuran suçları işlemiş, düşkünlük süresi bitmiş kişilerin cezalarını çektirme hallerinde uygulanır.

16. Halk Mahkemelerindeki (Görgüdeki) Değişikliğin Nedenleri

Alevilik, Cumhuriyet’le birlikte, çoğu kurumunu yitirdi. Hatta Aleviliğin tarihteki işlevini tamamladığı dahi söylendi; ama son beş – on senedir görüldü ki, Alevilik tarihteki işlevini yitirmedi. Sol hareketler, Alevilerin hayati önem verdiği konulara eğilmedi. Bunun üzerine Aleviler, tekrar tarihte işledikleri rolü üstlendi. Ancak, çoğu kurumları işlemez hale geldi. Bunlardan birisi, halk mahkemeleridir (görgüdür). Otantik olarak onun bugün uygulanması, artık imkânsızlaştı. Bu bağlamda, ondaki değişikliklerin nedenleri, şu şekilde sıralanabilir.

Toplumsal yapıdaki değişiklik: 1961 hareketi ile Alevilerin kendilerini dışarı açmaları, bu kapsamda değerlendirilebilir.

Aleviliğin kurumlarının yeniden düzenlenme ihtiyacı duyulması: Cumhuriyet’ le birlikte devlet yapısının değişmesi, çağdaki hızlı değişiklikler sonucu, yeni döneme ayak uydurmak için, Aleviliğin çoğu kurumlarının değişme zorunluluğu ortaya çıktı.

Alevi toplumunun dışa açılması: Aleviler, daha önce gizli bir şekilde örgütlenip, törenlerini – cemlerini yapıyordu. Günümüzde, artık açıktan bu tür törenlerini – cemlerini yaptıklarından bu da değişime önemli bir neden teşkil etmektedir.

Köyden şehire göç: Aleviler, köy yerleşimine göre kurumlaşmıştı. Artık şehire geldiler. Köye göre yapılaşan Alevilik kurumları, yeni duruma göre yapılaşmak zorunda kaldı.

İnsanların niteliğinin değişmesi: Şehir hayatının getirdiği şartlar sonucu, köydeki o saf inanmışlık kalmadı. Artık her ne olursa olsun, insanlar suçunu ikrar etmekten kaçınır oldular. Bu, halk mahkemesinin (görgünün) en önemli özelliklerinden birisi olan “karar sanığın ikrarına dayanır” ilkesinin işlememesine neden oldu.

Yaptırım gücünün ortadan kalkması: Köy hayatının şartlarında düşkünlük, çok büyük bir yaptırımdı. Şehir hayatında, düşkünlüğün yaptırımı kalmadı. Oysa görgüdeki cezaların temeli, düşkünlüktü. Şehirde birine düşkünlük verildiğinde, başka mahalleye taşınıp, yine hayatını idame ettirdiğinden, düşkünlük işlemez oldu.

Cumhuriyet mahkemelerinin kurulması: Cumhuriyet mahkemelerinin kurulması, büyük bir işlevi ortadan kaldırdı. Aleviler, şeriat hükümlerine göre yargılanmamak için, kendi mahkemelerini kurmuştu. Osmanlı’yı kabul etmedikleri için, Osmanlı’nın mahkemelerine gitmediler. Cumhuriyet kurulunca, durum değişti. Hem şeriat hükümleri uygulanmadı, hem de Aleviler kurulan Cumhuriyet’e sempati ile baktılar ve hatta kurulmasına yardım ettiler.

17. Günümüzde Halk Mahkemelerinin (Görgünün) Temel Özellikleri

Bu mahkemelerde şeriat uygulanmaz.

“Cezaları, yargılamaya katılan halk verir” hükmü değişti. Eskiden sanık karara katılırken, yeni şartta sanık karara katılmaz. Sadece görüşü alınır, o kadar!

Sanık, verilen karara uymak zorunda değildir. Eskiden sanığın, verilen karara uyduğunu belirtmesi isteniyordu. Günümüzde, sanık kararı beğenmezse de mahkeme kararı verir.

“Verilen cezalar paylaştırılır” hükmü genelde değişmedi.

Kararlar, yöresel âdetlere göre değil, evrensel değerlere göre vicdani hislerle verilmektedir.

Kararlarda sanığın ikrarına gerek yoktur. Eskiden bir olayın karara bağlanması için, sanığın ikrarı aranırdı. Günümüzde sanık suçunu ikrar etmezse de karar verilmektedir.

Cezalar, bireyseldir. Eskiden cezaların kadınların kocasına ve erkeklerin musahiplerine yükletilmesi ilkesi vardı. Günümüzde, “cezayı suçu işleyen çeker” ilkesi geçerlidir.

Cezalar, insanları çaresizlik içerisine itici nitelikte değildir. Bu kural değişmedi.

Kararlar oy çokluğu ile verilmektedir. Önceleri cezalar, oy birliği ile verilirken, günümüzde, artık “oy çokluğu” kuralı geçerlidir.

Yargılama yazılı veya sözlü yapılabilmektedir. Eskiden yargılamalar sözlü yapılırken, günümüzde bu kural zorunlu değildir, yazılı da yapılabilmektedir.

Eskiden yargılamalar gizli yapılırken, günümüzde açıktan yapılabilmektedir.

Önceleri sanık sandalyesinde, suçu işleyen ve musahibi bulunurken, günümüzde artık musahip sanık sandalyesinde bulunmamaktadır.

18. Halk Mahkemelerinin (Görgünün) Mecburi Uygulanması Gereken Kişiler

Günümüzde, halk mahkemelerinin (görgünün) tüm Alevilere uygulanması, imkânsızdır. Bu konuda halk, artık serbesttir; ama bunun yerine Alevi aydın ve önderlerinin yargılanması zorunlu hal almaktadır. Özellikle az da olsa kimi değişik niyetli kişiler de Alevi örgütlenmesinin ilk dönemlerinde kendilerine Alevi örgütlenmelerinde yer edinebilmiştir. Bunlar ve diğer kişilerin halkın karşısına daha iyi çıkabilmesi için, Alevi aydınlarının ve örgütleyicilerinin, belirli dönemler arasında bu kurumda yargılanmaları zorunludur. Bu kişiler, Alevi aydınları, yazarları, sanatçıları, ozanları, çizerleri, örgütleyicileri, dernek-vakıf yöneticileri, dedelerdir.

Bunların yeni göreve geldiklerinde, bir yargılanmadan geçmeleri gerekir. Bundan başka, iki yılda bir yargılanmalıdırlar. Bu kişilerin yargılanmaları, bulundukları Alevi örgütlerinin olduğu yerde yapılmalıdır.

19. Günümüzde Halk Mahkemelerinin (Görgünün) Bölümleri

Halk mahkemelerinin (görgünün) bölümleri, günümüzde üçe ayrılır:

Evlerde kurulanlar: Bu, daha önceki “ön yargı”ya karşılıktır. Burada halk, istediği zaman ve mecburi olmaksızın getirdikleri dedelerine kendilerini yargılatabilir.

Alevi cemleri öncesi kurulanlar: Bu, eskiden uygulanan “ilk yargı”ya karşılıktır. Onun yerini almıştır. Cemlere girmek için, insanların yargılanmaları zorunluluğu vardır. Burada sembolik ve temsili bir yargılama olur. Suçlular, ceme alınmaz ve yargılanmaz, hakkında suçlama olmayanlar ceme devam eder.

Özel kurulanlar: Bu tür, eski “görgü”ye karşılıktır. Bu mahkemeler, esas halk mahkemeleri olduğu için, bundan sonra, sadece “halk mahkemeleri” olarak işlenecektir. Halk mahkemeleri üç şekilde kurulur:

·        Bir olay üzerine kurulanlar;

·        Bir takım olayları çözmek için kurulanlar;

·        Alevi örgütlerinin istemi ile kurulanlar.

Yargılamalar, halkın en çok bildiği örgütlerde yapılır ve yargılama, biraz daha profesyoneldir. Daha çok, bu işi bilen kişiler yapar. Burada Alevi toplumunun dışından birisi de davacı olabilir. Yazılı belge ile şikâyette bulunulabilir. Amaç Alevi önderlerinin dürüst ve temiz insanlar olmasıdır. Özel kurulan halk mahkemelerinde davet, günümüzün şartlarına göre ilanla da olabilir. Özellikle yargılamanın yapılacağı cemevinde, dernekte, yargılamanın belirgin bir şekilde duyurulmasına çalışılmaktadır. Günümüz halk mahkemelerine giriş, istisnalar dışında serbesttir. Herkes girebilir. Düşkün kişiler ve yargılanacak kişiler, kendi yargılanana kadar yargılamaya giremez. Halk mahkemelerinde yargılamayı yapacak halkın, o anda önceden yargılanması gerekir. Suçları olan, haklarında şikâyet bulunan kişiler, yargılamaya alınmaz. Burada sorun çözme değil, sorunlu kişileri yargılamaya almama türünden bir yargılama yapılır. Günümüzde sanık gelmediği zaman, gıyabında da yargılanır. Özellikle yargılanmaktan kaçan kişiler için, bu yola başvurulur. Suçlu bulunan kişinin, Alevi örgütleri ile ilişkisi kesilir.

20. Günümüz Halk Mahkemelerinde Cezalar Üzerine: Uygulanması ve Uygulanmaması Gerekenler

Ölüm cezası: Ölüm cezaları, devleti ilgilendiren bir mesele olduğu için, halk mahkemelerinde verilmez, verilemez. Onların böyle bir yetkisi ve gücü yoktur.

Hürriyet bağlayıcı ceza: Hürriyeti bağlayıcı cezalar da verilmez. Özellikle şehirde, bu cezaların verilmesi, imkânsızdır. Köy yerinde olsa, belki bir – iki gün sembolik bir ceza verilebilir. O da suçlunun kendi rızasının bulunması şartıyla.

Rencide edici cezalar:

Vücuda eziyet veren rencide edici cezalar: Bu cezalar, günümüzde kullanılmaz. Bunlar, işkence kapsamına girdiği için, uygulanması doğru değildir. Her ne kadar sanık, bu tür cezanın kendisine uygulanmasına razı dahi olsa, görüntü itibarı ile hoş bir durum olmadığı ve insan haysiyetine aykırı olduğu için, bu cezaların artık uygulanmaması gerekir.

Vücuda eziyet vermeyen rencide edici cezalar: Bunlar, insan haysiyetine aykırı düşmedikçe, uygulanabilir. Burada insan haysiyeti kavramı, çok önemlidir. Bu tür cezalarda, daima insan haysiyeti kıstası göz önünde bulundurulmalı ve bunun ihmal edilmemesine dikkat edilmelidir.

Para cezaları: Düşkünlük cezasından sonra, genelde para cezalarının verilmesine ve uygulanmasına dikkat edilmelidir.

Düşkünlük cezaları: Düşkünlük cezası, günümüzde de temel ceza olarak uygulanmalıdır. Düşkünlük alanı ise, Alevi örgütleri ile sınırlı tutulmalıdır. Bu örgütler dışında, düşkünlük uygulanmamalıdır.

21. Günümüzde Düşkünlük Cezası Yaptırımı Uygulamada Nasıl Olmalı?

Düşkün, Alevi örgütlerine gidememelidir. Düşkünlüğü süresince, bu örgütlerle tüm ilişkisi kesilmelidir. Zaten düşkünlük yaptırımı da Alevi örgütleri ile sınırlı olmalıdır.

Düşkün olan kişi, Alevi önderi olamamalıdır. Düşkünlük süresince, ozansa, Alevi toplumunda saz çalamamalı, yazarsa oturumlara katılamamalı, dedeyse dedelik yapamamalıdır. Tabii ki, bu durum Alevi toplumu ile sınırlı olmalıdır. Düşkün kendi evinde, akrabalarında yine faaliyetlerini sürdürebilir.