Hakkı Saygı

Alevilik-Bektaşilikte İnanç ve İbadet

1. Giriş

Alevilik, genel anlamıyla Hz Muhammed, Hz. Ali ve Ehlibeyt taraftarıdır, yani Hz. Muhammed, Hz. Ali ve bunların soyundan gelenlere büyük bir muhabbet ve saygı ile bağlanmaktır.

Aleviler ve Bektaşiler, İslam dinini kendi yorumlarına göre kabul eder, yani İslam öncesi inançları ile İslami inançlarını harmanlayarak, kendisine özgü yeni bir İslam sentezi ortaya çıkarmış ve benimsemiştir. Kuranıkerim’in gerçek manasına vakıftırlar ve tüm mevcudatın Hakk’ın kendi öz varlığından ibaret olduğunu bilir ve inanırlar. Alevilik-Bektaşilik, Hıristiyan dininin içerisinde yer alan “Protestan mezhebine” benzer.

Türkler, İslam dinini kabul ettikleri zaman, Emevilerin ve Abbasilerin tutucu, bağnaz ve ortodoksi din anlayışı yerine, İslam öncesi inançları ile İslami inançlarını birleştirerek, yeni bir Alevi-İslam-Sentezi benimsemişlerdir. İslamiyeti kabul ederken de başta Hz. Peygamber, Hz. İmam Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin sevgisi birinci derecede ön plana geçmiştir.

2. Bir Örnek

Alevi ve Bektaşilik, bir yönüyle halka, diğer yönüyle Hakk’a bakan iki yönlü bir kavşak noktasıdır. Alevilik ve Bektaşilik, tasavvufi bir inanç yoludur. Gerçekleri insanlara anlatırken o kimsenin kabiliyetine göre konuşur, yani içrek manayı sembollerle, zahir manayı da misallerle insanlara anlatmaya çalışır. Örneğin Allah’ın bir oluşunu ve uluhiyetiyle ilgili bilgileri verirken o, kimsenin anlayabileceği şekilde misallerle Allah’ın varlığını anlatmaya çalışır.

Örnek: Bir aynanın önüne herhangi bir cisim koyalım ve bu cismin adına “A” diyelim. Bu cismin aynısı, aynada tek cisim olarak gözükecektir. Biz bu aynanın tam ortasına sert bir cisimle vurursak, ayna binlerce parçaya bölünecektir. Ancak, bu parçaların hiçbirisi bir diğerine benzemez. Aynanın önünde bulunan “A” cismi, bu defa binlerce değişik parçada ayrı ayrı suretlermiş gibi görünecektir. Tüm bu görüntüler, aynaya değişik şekillerde aksetmiş olan “A” cisminin aynadaki değişik görüntülerinden ibarettir. Gerçekte de bir “A” cismi mevcuttur, diğerleri onun değişik görüntülerinden ibarettir. İşte bu gerçek cisim de bizim Allah dediğimiz varlıktır. Bu evrende gördüğümüz tüm varlıklar, aynada olduğu gibi, Allah dediğimiz gerçek varlığın, halden hale geçerek kendisini diğer varlıklarda göstermiş şeklidir, yani Allah’ın unsurlarından ibaret olan görüntülerdir.

Öyle ise biz nereye dönersek dönelim, nereye bakarsak ve neyi görürsek görelim, bu gördüklerimiz, o tek olan, Allah'ın tecellisinden başka bir şey değildir. Kuranıkerim’de “Doğu da batı da yalnız Allah’ındır. Siz nereye dönerseniz orada onun bir yüzü vardır” (Bakara / 115); “Allah bizzat bütün kainatı kaplamıştır” deniyor. (Nisa / 126) Bunlara benzer misallerle gerçekler insanlara anlatılmaya çalışılmaktadır.

3. Aleviliğin-Bektaşiliğin İnanç Boyutu

Anadolu’da ve Rumeli’de pek çok değişik uygulamaları görülen Alevi-Bektaşi ibadetleri, genellikle sözlü, kısmen de yazılı olarak günümüze kadar gelmiş ve yol bir, sürek bin bir anlayışı içersinde devam etmektedir.

Alevi ve Bektaşiler ise, “namaz”ı, dua ve ibadet olarak kabul ederler. Dua ve ibadet; Allah’a yalvarmak ve ondan yardım istemektir. Halka namazı; insanların kadın-erkek ayrımı yapmadan biraraya gelerek yaptıkları “dua ve ibadet”tir. Bu toplu yapılan ibadet demektir. Bu ibadetin yapıldığı yere “cemevi” veya “dergâh” adı verilir. Bektaşilikte dergâhın “kapısı”, zahir ve batın ilmine işarettir; kapının “eşiği”, tarikatın birinci basamağıdır ve kutsaldır. Cemevinin, yani dergâhın ortasına “Kırklar Meydanı” denir. Meydanın tam ortası “Dar Meydanı”dır. Bu meydan, “Dar”a duran kimseleri, her maksudu ulaştıran “sırat-ı müstakim”dir.

Alevi-Bektaşi ibadetinin adı “Halka Namazı”dır. Halka namazına başlamadan önce çerağlar uyandırılır, gönüller birlenir, edep-erkân içerisinde “Halka Namazı”na geçilir. Alevi-Bektaşi inancına göre, esas "Kâbe" ve "Kıble" insandır. Çünkü insan, “Kur’an-ı Natık”tır, yani gerçek Kuranıkerim’dir. İnsanın yüzünde, “Sebel-Mesani” yani “Fatiha” yazılıdır. Böylece insanın cemali, Hakk’ın cemali sayılır. Halka namazı, cemal cemale kılınan namazdır. Çünkü Allah, Kuranıkerim'de, “ben sana şah damarından daha yakınım” diyor. Yine Kuranıkerim'de “Ben ana rahminde iken insana kendi ruhumdan ruh üfledim, siz nereye dönerseniz orada benim yüzümü görürsünüz” diyor.

İşte Alevi-Bektaşiler, cemal cemale ibadet eder, cemal cemale yapılan bu ibadetin adı, “Halka Namazı”dır.

3.1 Alevi-Bektaşilerde Uygulanan Erkân Çeşitleri

·        Her perşembe günü akşamı yapılmakta olan normal ibadet erkânı,

·        Birlik (Abdal Musa) kurbanı erkânı,

·        İkrar (Nasip Alma) erkânı,

·        Musahip erkânı,

·        Görgü veya tarik erkânı,

·        Adak veya tercüman kurbanı erkânı,

·        Dar’dan indirme erkânı,

·        Düşkün kaldırma erkânı,

·        Bunların dışında Nevruz Cemi, Muharrem Cemi, Hızır Cemi gibi ritüeller mevcuttur.

3.1.1 Görgü Cemi veya Tarik Erkânı

İkrar verip Hakk-Muhammed Ali-yoluna girmiş bulunan canların, her sene "görgü"leri yapılır. Bu bir nevi ikrar yenilemek veya tazelemek anlamına gelir. Bu erkânın bir adı da “Ezine” erkânıdır. Ezine, cuma gecesi, yeni perşembe gününün akşamı demektir. Bu erkân, genellikle cuma geceleri yapılmalıdır.

"Tarik", buna bazı yerlerde “erkân” veya “zülfikar” da denilmektedir. “Tarik” tarikatın kısaltılmıştır. Bir nevi tarikat anlamına gelmektedir.

“Tarikat”, birer “nefs” terbiyesi yoludur. Allah, en mükemmel biçimde insanı yaratmış ve ona akıl, fikir, zeka, mantık vererek, diğer yaratılanlardan üstün kılmıştır. İnsan anasından doğduğu zaman tertemiz ve saftır. Allah, insanın tekrar bu haliyle kendisine dönmesini istemektedir.

Hakk-Muhammed-Ali yoluna giren bir talip, Hakk-Muhammed-Ali’ye “biat” etmiş sayılır. Hz. Peygamber'in dostuna dost, düşmanına düşman olacaklarına; her türlü kötülükten uzak durup, bütün insanlarla iyi geçineceklerine ve Allah’ın isteği şekilde bir mümin olacağına yemin ederler.

İşte tarik erkanı dediğimiz “erkân”, bir nevi ikrar veren veya musahip olan kimselere vermiş olduğu ikrarı hatırlatmaktadır. Bazı yörelerde veya cemlerde talip senede bir defa, bazı yörelerde kırk günde bir, bazı yörelerde de kışa girerken, yani ekim ayının sonuna doğru, bir de Muharrem orucunun bitiminde, aşure dağıtılırken baş okutulur veya görgüden geçirilir. Ezine gecesi bütün talipler, tepeden tırnağa yıkanırlar ve abdestlerini alıp en temiz ve özel kıyafetlerini giyerek cemevine gelirler. Erkân tutulup halka namazı kılındıktan sonra, tarik veya görgü hizmeti başlar:

Önce tarik çubuğu dediğimiz “tarik” baba veya dede ve onun yanında oturan iki kişi tarafından, niyaz edilerek tekbirlenir. İlk önce oniki hizmetten birisini icra eden cemin tarikçisi, huzura gelip dar’a durup özünü dar’a çeker ve şu tercümanı okur.

“Bism-i Şah Allah, Allah

Can-ı dilden bel bağlayıp evliya erkânına

Hamd-ü lillah yine durdum pirimin divânına

Çok kusurum var aman el aman zikriderek

Sığınıp geldim erenler lütf-u ihsanına

Canım kurban, tenim kıldım bu yolda tercüman

Allah eyvallah candan, pirinin fermanına

Ber-cemali Muhammet Ali, Kemal-i İmam Hasan ve İmam Hüseyin ala ra Bülent’e salavat”

Baba veya dede, dar'da duran taliplere:

“Eyvallah canlar, şu anda ölmeden önce ölmek üzere mahşer davasını vermek üzere Hakk huzurunda özünüzü dara çekmiş bulunuyorsunuz. İkrarınızda sabit kadem misiniz?”

diye sorar.

Dar'da duran talipler: “Eyvallah” derler.

Baba veya dede:

"Bu cemden veya dışarıdan, herhangi birisi gelip sizden bir hak, hukuk talep ederse, helâlleşmeye razı mısınız?”

diye sorar.

Darda duran talipler:

“Eyvallah erenler, döktüğümüz varsa dolduracağız, ağlattığımız varsa güldüreceğiz, eğer üzerimizde kul hakkı varsa helâlleşeceğiz, borçlu kalmak istemiyoruz”

derler.

Baba veya dede, bu defa ayin-i ceme hitaben:

“Eyvallah ayin-i cem kardeşler, bu canlar 'mahşer' davasını burada vermek üzere şu anda seccade üzerinde özlerini dara çektiler. 'Döktüğümüz varsa dolduracağız, ağlattığımız varsa güldüreceğiz, yıktığımız varsa doğrultacağız' diyorlar. Ölmeden önce ölmüş ve bütün benliklerinden geçmiş olan bu kardeşlerimizin ağrınmış, incinmiş ve kendilerine bir hakkı geçmiş varsa, dile gelsin! Bile gelsin, hakkını talep etsin! Çünkü Cenab-ı Hakk eğer siz can-ı gönülden tövbe ederseniz bende sizin tüm günahlarınızı bağışlarım. Ancak bana kul hakkı ile gelmeyin buyurmuştur."

O vakit bütün talipler:

“Eyvallah baba erenler, bizim kendilerinde bir hakkımız hukukumuz yoktur. Bilmeyerek bir hakkımız geçti ise helâl olsun, helâl olsun, helâl olsun”

diyerek 3 defa tekrar ederler.

Baba veya dede, bu beyan üzerine, dar'da duran taliplere:

“Eyvallah canlar, bütün talipler size olan hakkını, hukukunu helâl ettiler. Biz sizi kendi beyanınıza bırakıyoruz. El gövdenin kaşındığı yeri bilir. Dilinizle söylediğinizi kalbinizle tasdik ediyorsanız seccadeye niyaz edin”

der.

Dar'da duran talipler, babanın veya dedenin önünde seccadeye niyaz ederler ve üzerlerine beyaz çarşaf örtülür. Baba veya dede yerini en yaşlı talibe bırakır, ayağa kalkar ve tarikçi ve eşini tarikten geçirir. Tarikten geçirirken şu yapılır:

Baba veya dede, önce taliplerin üzerine “nat-ı Ali” duasını ve Fetih Suresinin 10. ayetini “Yediullah” ayetini okur ve arkasından şöyle devam eder:

“Bismişah Allah Allah! Ber-Cemali Muhammed Ali, Kemal-i Kadir, İmam Hasan ve Hüseyin ala’ra Bülent-e salavat, Allahümme Salli ala Muhammet va ala Al-i Muhammed. Günahkârım günahımı affet, ya Muhammed Mustafa, Ali dergâhta, Hüseyin Kerbela da sırrı hak için tövbe günahlarımıza yarabbi, estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah. İzn-i halife, tarik, iman, üstaz, nefes, erkân, meşayih destur Şah buyur.”

Babanın veya dedenin yerine vekil olan kimse, “pençe-i Ali” der.

Baba veya dede “ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, Şah Hasan ve Şah Hüseyin” diyerek tarik çubuğunu taliplerin üzerine değdirerek çeker. Bu işlemden sonra talipler, kalkıp “ve lillahil maşrık-ı vel mağrip-i peymana tüvellü fesemme vechullah” diyerek babaya veya dedeye ve tarik’e niyaz ederler. Daha sonra baba veya dede sol başta tarikçi ve eşi dar'da dururlar. Baba veya dede şu tercümanı okur:

“Bismişah Allah Allah!:

Hüü!..

Tarik paklığına, sır pekliğine, düldül yürüklüğünü, zülfükar keskinliğine, iki cihanda yüz aklığına, sürüsü kabullüğüne, Şah Ali devletine, gerçek erenlerin keremine, babanın birliğine ya Aliyy hüü!”

deyince baba veya dede ayakta kalır ve tarikten geçenler secdeye vararak yere niyaz ederler.

Görgüsü yapılan talipler ayağa kalkıp, cemde olan tüm canlara niyaz eder; canlar da onlara “miraç’ınız kutlu olsun” diyerek kutlamada bulunurlar.

Daha sonra baba veya dede yerine oturur ve görevi tarikçiye teslim eder. Bunun ardından ikrar verme sırasına göre tüm talipler eşleri ile birlikte görgüden geçerler; musahipli olanlar, 4’ü birlikte görgüye dururlar. Bu erkânda, bazı yörelerde tarik yerine “el-pençe” çekilir. Bazı yörelerde de “baş okutma” şeklinde yapılmaktadır. Nasıl yapılırsa yapılsın, önemli olan insanı kendi özünü dara çekip, helallik istemesi ve üzerinde kul hakkı bırakmamasıdır.