Hakan Yıldırım
Hüseyin Mazlum Özcan (Yanyatır Ocağı: Köprübaşı, Mut / Mersin)
Dedelerimiz Yanyatıroğullarının
Çobanlı aşireti olarak Horasan'dan geldikleri, ilk geliş yerlerinin Adana’nın
Ceyhan ilçesinin Durhasan Köyü olduğu biliniyor. Durhasan köyüne gelen ilk
bilinen dede Şeyh Ekber’dir. Şeyh Ekber dededen sonra yerine geçen, köye
ismini veren Durhasan Dede'dir. Şeyh Ekber'in bir oğlu olduğu söyleniyor.
Ancak onun ne olduğu bilinmemektedir. Durhasan Dede'nin 1696'da Hakk'a yürüdüğü
söylenir.
Durhasan Dede'nin bir oğlu vardır. İlk mürşittir. Adı Hızır’dır. Hızır, iz bırakmadan bu dünyadan ayrılır. Hızır’ın oğlu Kürklü Hasan dede iki oğlu ile Durhasan Dede'den tam bilinmeyen bir tarihte ayrılırlar. Birinci oğlu Ali Efendi (Bizim dedemiz Ali Rıza bu ismi taşıyor) İzmir Bergama’ya, ikinci oğlu Hızır ise İzmir Narlıdere’ye yerleşmişler. Ali Efendi'den türeyen dedelerin bir kısmı da sonradan Bornova'nın Naldöken köyüne yerleşmişler. Bunlar şu anki dedemizin yakın akrabalarıdır.
Narlıdere’ye yerleşen Hızır Dede’nin dört oğlu olur. Bunlardan Abidin Mürşittir. Diğerleri ise Dede. Hızır dedenin oğullarından Halil İbrahim dede, 1892'de Narlıdere'de doğan Ali Rıza’nın babasıdır.
Ali Rıza dede tahmini 1910 yıllarından itibaren, Mersin ili Mut ilçesinde şimdiki adı Köprübaşı (Eski adı Koca Oba) köyündeki Tahtacı aşiretlerine dedelik görevini yapmaya gelir. O tarihten itibaren bu yöredeki tüm Tahtacılar ile tanışır ve hepsine yolu erkânı öğretmeye devam eder. 1921 yıllarında talipleri olan bu Koca Oba'dan 1897 doğumlu Gülsüm’den olma Hüseyin kızı Bahar ile evlenir. Yaşamına İzmir Narlıdere’de ikâmet ederek devam eder. Ancak Koca Oba’dan da ilişkisini tam olarak kesmez. Bir ara ailesi ile birlikte Durhasan köyüne giderek birkaç yıl kaldığını söylemiştir. Çocuklarının nüfus kayıtlarında "1936 yılında Durhasandede Köyü 0040 haneden Mut’a Nakil var" diye bir yazı vardır.
Daha sonra 1950 yıllarında tüm ailesi ile Mut Köprübaşı (Koca Oba) köyüne göçer gelir. Buraya temelli olarak yerleşir. Ali Rıza dedenin iki oğlu vardır. Büyüğü Hüseyin Mazlum; küçüğü Hızır Naci’dir. Hızır Naci (1932-1999) Köprübaşı köyünde Hakk'a yürüdü. Onun üç oğlu vardır ve dedelik yapmamıştır.
Hüseyin Mazlum yörenin dedesidir.
Hüseyin Mazlum’un üç oğlu, üç kızı vardır. En büyük kızı Gülendam, Muhammetler
obasına gelin olmuştur. Köyde Hüseyin Mazlum’dan sonra, kardeşi Hızır Naci’nin
ortanca oğlu Taki’nin dede olacağı söylentisi vardır.

Yanyatır Ocağı dedesi Hüseyin Mazlum Özcan ile 2000 yılında bir vesile ile yapılan görüşmeden alınan notlar aşağıya çıkarılmıştır.
Hüseyin Mazlum Özcan, Mersin-Mut ilçesi Köprübaşı köyünde ikâmet etmiştir. Köyde 437 hane, 550 nüfusun hepsi Alevidir. Yanyatır ocağı talipleri ve bu ocağa bağlı Çobanoğlu (Çobanlı diye de bilinir) aşiretindendirler.
Hüseyin dede hazırlıksız geldik, ama genel olarak konuşmak isteriz.
― Sağ olasın evladım. Hoş geldiniz safa getirdiniz. Böyle yaparsanız belki bizim yetemediğimiz yerlere ve gençlere daha iyi bilgiler verebilirsiniz.
Dedem sizden başlayalım biraz kendinizden bahseder misiniz?
― Babam Ali Rıza Dede, şu an ikâmet ettiğimiz köye dedelik yapmaya gelip gitmekteymiş. Ve Çaylak aşiretinden olan anam Bahar ile evlenir. Ancak yaşamına Narlıdere’de devam eder. Narlıdere’de doğmuşum. Yıl 1926. Aklım erdiğinden beri babamla beraber cemlere giderdim. Hatırladığım 8-10 yaşımda iken Durhasan köyüne göçtük. 1947 yılında şimdiki ikâmet yerimiz olan Köprübaşı köyünden eşim Bahar ile birbirimizi görerek evlendik. Buraya gelip yerleşmemizde bu evliliğin de payı var yani. 1950 yılında gelip yerleştik buralara.
Dedeliğe ne zaman başladın?
― Babam Ali Rıza’dan sonra 38 yaşımda yani 1954 yılından itibaren dedeliğe başladım. Haydar Coşkun dededen el aldım. Bana teslim edilmiş yazılı bir seceremiz yoktur. Bizler hep tahtacılık yaptık guzum [‘evladım’ anlamında]. Yani yazılı bir belgemiz falan kalmadı. Hep göç, hep çadırda yaşadık. Bizde hep birbirinden sözlü bilgiler aktarılmıştır.
Alevilik ve Tahtacılık ile ilgili genel bir bilgi istesek, bize ne söyleyebilirsin.
― Alevilik, Hz. Ali demek. Onu sevmek, onun yolundan gitmek demektir. Kerbela’yı Hz. Hüseyin’i bilmek demektir. 4 Kapı, 40 Makamı bilmek demektir. 17 Kemerbesti bilmek demektir. Ama bilmek derken öyle değil; özüyle, sözüyle ve yaşamı ile bilmesi demektir. Yoksa ağzı ile söylemiş fayda etmez. Bizler İmam Cafer’e bağlıyız. Hep tahtacılık yaptığımızdan "Tahtacı" olarak adımız kalmış. Ocağımız Yanyatır Ocağı. Ocağımızın kökü Durhasan Dede’dir. Bildiğimiz, ocağa bağlı 12 aşiret var. Bizler Çobanoğlu aşiretindeniz. Bölgemizde şu anda Çaylak ve Aydınlı aşireti de yaşamaktadır. 12 aşiretten tahtacılık yapmayan yoktur.
Dedelik hakkında da bir şeyler söylesen?
Birazda cem ve semahtan bahsetsek.
― Cem erkânımız vardır. Gençlere edep erkânı öğrettiğimiz cemler [görgü], Birlik Cemimiz vardır. Birlik Ceminde hesaplaşırız, toplumla karşılıklı rızalaşırız. Musahip olunan cemlerimiz vardır. Yol ve can yoldaşlığıdır musahip. Evli ailenin başka bir aile ile ortaklığıdır. İki aile artık kardeştir, candır. Bizde 4 aile ile ortak olunabilir. Birincisi musahip, ikincisi aşina, üçüncüsü peşine, dördüncüsü çiğildaştır. Kırklar Semahı deriz, ama bilinen müziği ile değil. Farklıdır biraz. Cemlerimizde dolu olarak şarap veya rakı içeriz. Bizde öyledir yani. Ama simgesel olarak içilir. Tarik (asa) ile cem yaparız. Zakirler saz, keman ve cura çalarlar. Sırası gelen ve taliplerin onayını almış soydan bir kişi dedelik yapabilir. Bende öyle oldum. Şimdi ben dedeyim ve benden sonra benim soyumdan dedelik yapacak kişi, yeğenim Taki var. Ama durumu belli değil tabii. Taliplerin onayı da önemli. Soydan kendisi. Bakalım zaman gösterir. Adana, Isparta, Antalya, Denizli’de taliplerim var. Dedeliğe giderim. Ama sağlığım elvermeyeli bayağı oldu, 4-5 yıldır gidemiyorum.
Genel olarak başka söylemek istediğin konular var mı?
― Şimdi bizim burada herkes ocakzâde değil. Ben buraya sonradan yerleştim. Ben kendim Çobanoğlu aşiretindenim. Tabii evlenmelerle karışıyor soy. Yani eşim dede soylu, ocakzâde olmamasına rağmen, soy babadan yürüdüğü için oğullarım ocakzâde dede soylu oluyorlar. Saz çalmayı bilirim. Ama çok iyi çalamam. Cemlerde giydiğimiz özel bir elbise falan yoktur.
Dedeler anlatıldığı gibi ücret falan talep etmezler. Bizler taliplerin çağrıları ile köylere gider, onlarla cemler yaparız. İkâmet yerimizde ufak tefek işlerimiz vardır. Cemlerde taliplerin gönlünden kopan rızalıklar olursa dedeye verilir. Bana göre bir nevi dedelik görevinin karşılığı gibidir. Ama olmazsa da talep etmeyiz yani. Ben hiç talep etmedim.
Düşkünlük dedik. Dede suçlu olursa talipler rıza göstermez ve dedelik yapamaz. Öyledir yani. Bizde bilgiler ağızdan ağza aktarılır. Yani öyle yazılı bir kaynağımız yoktur. Cemler eskiden büyük evlerde yapılırdı. Şimdi yeni yeni cemevleri yapılmaya başlandı. Ve cemler oralarda yapılır oldu. Okullarda halen Alevilik kötü anlatılıyor, duyuyoruz. Bazı kötü öğretmenler var. Kötü şeyler söylüyorlarmış. Bizi anlamaya çalışanları, bizde anlıyoruz. Anlamayanlara ise anlatıyoruz kendimizi. Öyle kin gütmek falan yoktur bizde. Cemler genelde işin olmadığı kış aylarında yapılır bizde.
Muharrem orucu 12 gündür. Kurban bayramının 20. günü orucumuzun birinci günüdür. Aslında yastır. Bir borç orucu falan değil. Gönülden gelerek Kerbela’nın yası için yerine getirilir. 11 gün fiilen tutulur. 12. İmam Mehdi’dir ölmediğine olan inancı belirtmek için 12. gün sabah, oruç Horoz kesilerek yasa son verilir. Ve Aşure ile oruç açılır.
11. gün akşam oruç açmayıp, uyumadan 12. gün sabahına kadar durulursa uğundurma tutulmuş olur. Ve bunu tutanın dileği yerine geleceği inancı vardır. 12. gün aşure günüdür.
Bizler aslında yaşamın özü ve doğrusuyuz. Bizi tanıyan insanlar tanıdıktan sonra "insanlığınıza, yakınlığınıza hayranız" derler. Kendi hayatımı kısaca öztlersem anlaşılır.
Eşimle tanışarak ve anlaşarak evlendik. Düşünün taaa kaç senesinde…Ve o yıllarda resmi nikâh yaptık. Aile içinde kadın-erkek eşit söz sahibidir. Tek eşlilik özellikle önemlidir. Temizlik, doğru söz, namus kavramı önemlidir. Bizlere kara atanlar şimdi şimdi bizim yaşam tarzımıza özenmekte ve belki tükürdüklerini yalamaktalar. Çünkü bizler kadın-erkek bir ibadet ederiz. Ayrı gayrımız yoktur. Müzikle ibadet ederiz. İbadet ederken ruhen yaşarız onu. Başka bir talibin eşi bacımızdır. Yan gözle bakılmaz. Bunları şimdi bizi tanıdıkça öğreniyor ve söyledikleri kötü sözlere pişman oluyorlar.
Yabancıdan kız alınmazdı düne kadar. Verilmezdi de. Ben halen karşıyım, ama şu yönden. Genelde görüyoruz, 4-5 yıllık bir evlilikten sonra genelde evlenen kızlarımız, kocalarının ailesinin kışkırtmalarından dolayı mutsuz oluyorlar. Gerçi bizim obada yabancı ile evlenen kızlarımız veya oğlanlarımız son 3-4 yıldır var. Onlarda üniversiteyi dışarıdan okuyanlar. Başka da yok. Ama ne diyeceğiz ki nesil değişiyor.
Namaz kılmayız Niyaz ederiz. Allah'ı sadece 5 defa mı hatırlayalım bir günde? Olur mu? Yani saatlik! Olmaz! Her zaman ve her yerde anacaksın. Her daim. Çünkü her yerdedir. Namaz kılana karşımıyım. Hayır! Aslını inkâr etmez, özünü unutmaz ve yol gereğini yapıyorsa tabii karşı değilim. Niye olayım ki? Ama bizim camimiz cemevlerimizdir.
Günümüze gelirsek neler yapmalı, ne olmalı yani yeterli midir yaptıklarımız Alevilik için. Eksiklerimiz yok mu? İnsanlarımızın dedelerimizin?
― Bak sen gelmişsin bana soru soruyorsun. Biz ne kadar cem yapıyoruz ki en fazla haftada bir oluyor; ama bazen bir ay cem yapamıyoruz. Toplum biraz da yaptırıcı olmalı. Ve insanlar artık dedeliğe eskisi gibi bakmıyor. Yani o kadar saygılı değiller. Bazen cemlere gelmeye bile değer vermiyorlar. Bence bir boşluk oldu. Yani bir nesil böyle oldu. 1980 yılından sonra oldu desek, doğru olur. Bundan sonra bir 10-15 yıl sanki boşluk oldu. Gençlerimiz Aleviliğe soğuk bakmaya başladılar. Bizleri hor görmeye başladılar. Bu konuda ne bizleri, ne ailelerini dinliyorlardı. Bu sağ-sol davasının etkisi çok oldu. Ama şu 3-5 senedir yetişen nesil, çok sorguluyor. İyi bakıyor olaya. Sayelerinde biz de dede olduğumuzu hatırladık. Yani gençlerin tekrar kendilerine gelmeleri sevindirdi beni. Şimdi Aleviliği tam manası ile bilmeleri ve öğrenmeleri için çabalıyoruz. cemevi yaptık. Kitaplığını yaptık. Cemlerimizi mümkünce yapıyoruz. Yeni nesilden umutluyum. Sizlerden umutluyum oğlum. Yolunuz Ali yolu olsun.
Not: 20.04.2002'de Hakk'a yürüdü.