Ali Abbas Çınar*
Bazı Türkmen Yazılı ve Sözlü Kaynaklarında Hz. Ali
Türkmen yazılı ve sözlü edebiyatında Hz. Ali ve evlatları Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Muhammed Hanefi sevgisinin ayrı bir yeri vardır. Bu husus özellikle 18. yüzyıl klasik Türkmen edebiyatında önemli bir yer tutar. 18. yüzyıl klasik şairlerinden Azadi (1700-1760), Nurmuhammet Andelip (1710-1770) ve Mahtumkulu Fıraği’nin (1733-1783?), eserlerinde bu sevgi doruğa çıkar. Aslında bu şairler, sadece 18. yüzyıl Türkmen edebiyatının değil, bütün Türkmen edebiyatının en önde gelen şahsiyetleridir. Türkmen edebiyatında; Hz. Ali ve evlatlarının insancıllığı, garip, yetim ve yoksullara yardımı, bunların adaleti sağlamadaki mücadelesi hakkında pekçok sözlü ve yazılı eser bulunur. Bunların bir kısmı doğrudan doğruya bu şahsiyetlerin merkezde yer almasıyla teşekkül eden telif eserlerdir. Azadi’nin Vaaz-ı-Azat (1), Avşar Kasım’ın Cöhit Oğlan (2), Andelip’in Sağdı Vakkas (3) destanları; Mahtumkulu’nun Gökçe Kepter (4) ve Vaaz şiiri (5) ile Andelip’in Babarövşan (6) ve Zeynelarap (7) hikayeleri bunlardandır. Bu eserler telif olmakla beraber halk arasında Hz. Ali ve evlatları ile ilgili olarak yaşayan menkabe ve inançlardan yararlanılarak oluşturulmuşlardır. Diğer eserler ise anonimdir. Bazı sözlü kaynaklarda Hz. Ali merkezde olmamakla beraber kahramanın en büyük yardımcısıdır. Kahramanın adalet sağlamak, garip ve yoksul insanlara yardım etmek istemesinde onu başarıya götüren manevi kuvvettir. Bu kuvvet çoğu zaman Hz. Ali’nin bizzat vakaya karışmasıyla büyük bir güce dönüşür. Köroğlu destanının Türkmen versiyonu bunlardandır.(8)
“Köroğlu, Hz. Ali’nin düşüncelerini gerçekleştirmek uğruna mücadele eder. Köroğlu’nun düşmanları zalim padişahlar, sultanlar, cadılar, devler ve büyücülerdir. Köroğlu onlarla giriştiği mücadeleyi Hz. Ali’nin yardımıyla kazanır. Bu haliyle Köroğlu, Hz. Ali’nin cisimleşmiş şekli gibidir. Destan metninde bir zincirin halkaları gibi Hz. Ali Köroğlu’nun, Köroğlu da evlâtlığı Ayvaz’ın veya oğlu Erhasan’ın imdadına yetişir. Hz. Ali bazen Köroğlu aracılığı ile, bazen doğrudan olaylara müdahale eder, onların yönünü değiştirir. Köroğlu’ya olduğu gibi onun evlâtlarına ve yakınlarına yardım eder”.(9)
Anonim olan ve merkezinde Hz. Ali olmamakla beraber, Hz. Ali’nin evlatlarının merkezinde bulunduğu başka kaynaklar da vardır. İmam Hasan ve İmam Hüseyin destanı (10) ile Muhammet Hanefi (11) destanı bunlardandır. Hz. Ali, burada, iyi insanların koruyucusu ve yol-yordam gösterici bilge veya kahramandır. Zaten oğulları da iyilik için, sevginin ve Hz. Ali’nin doğruluk ve adaletin gerçekleştirilmesi yolundaki mücadelesi için vardırlar.
Hikaye, menkabe ve destanlarda Hz. Ali; halkın sevgilisi, halkı kötü güçlerden koruyucu; zorda ve darda kalanları bu durumdan kurtarıcı, düşman zulmünden kollayıcı kahraman veya olağanüstü güçleri bulunan biri olarak karşımıza çıkar. Öte yandan, ejderhalar, devler ve cadılarla savaşır. Buradaki devler ve ejderhaların kötü güçleri sembolize ettiği anlaşılmaktadır. Onun gerçek hayattaki bilgelik ve savaşlardaki kahramanlıkları, halkı sefaletten kurtarıp feraha kavuşturuşu halk arasında sevilen bir tip olmasını sağlamıştır. Hz. Ali temasını ençok işleyen şairler arasında bulunan Mahtumkulu, Türkmenistan Türkmenlerince ülkelerinde en büyük şair olarak kabul edilmektedir. Türkmenlerin Göklen aşireti içinde yer alan Gerkezlere bağlı Mahtum boy’undandır. Mahtumlar, Türkiye’deki seyyid evlatları gibi halk arasında kutsal kabul edilen gruptur. Mahtumkulu’nun babası, ünlü Türkmen şairi Devlet Memmet Azadi’dir. Verdiği eserlerle gerçekten de klasik olan Mahtumkulu’nun pekçok eseri Hz. Ali ile ilgilidir. Şiirlerinin temaları arasında Hızır, Hz. Ali ve onun Zülfikar’ı, Oniki İmam, Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş, Şibli, kırklar, abdallar, divaneler, kalenderler özel bir yer alır. Sık sık Tanrı ile hemhal olmak ister. Halkı aldatan molla, müftü, işan, sofu, hoca, şeyhlerden vb. yana dertlidir, bunları eleştirmekten çekinmez.
Türkistan, Afganistan, Hindistan ve İran’ı dolaşmıştır. Mezarı İran Horasan’ında kalan Mahtumkulu’nun, öğretimi sırasında ve gezdiği yerlerde kuvvetli bir tasavvuf kültürü aldığı ve Hallac-ı Mansur’u okuduğu veya fikirlerini öğrendiği şiirlerinden anlaşılmaktadır.
Lazım oldu okumak
“ene’l-Hak” u “mine’l-Hak”
Mey içip meyhaneden
mestane boldum şimdi (12)
dizelerinden de anlaşılacağı gibi ene’l- Hak ve mine’l-Hak demenin, onu dillendirmenin zamanının geldiğini söylüyor, onu söyleme veya belirtmek gerektiğini bildiriyor. Mahtumkulu’nun destan veya şiirlerinde Hz. Ali; kahraman, bilge, hak ve adalet dağıtıcı biri olarak karşımıza çıkar:
Başlar azad eden dev kucağından,
Ejderha dudağından,dağ bucağından,
Zülfikar’ı çekip Hayber Dağı’ndan,
Bütün kaleleri alan Ali’dir.
...
Sözleri pend bolup kaldı dillerde,
Fakirler penahı yaman günlerde,
Irak ülkelerde yakın illerde,
Dost, düşmanı razı Devlet Ali’nin.
...
Mahtumkulu Ali’nindir bu meydan,
Ne iş tutar görün bu Ömer, Osman,
At deminden doldu zemin ü asman,
Horasan’ın haki gerdi bilinmez.
...
Erenler cem olup başın daldarlarlar,
Hızır İlyas rekabınıza (üzenginizi) yelderler,
Oniki İmam kolunuzdan koldarlar
Cılavnızda (dizgininizde) İmam Ali sizindir. (13)
Mahtumkulu “Gökçe Kepter (Güvercin)” destanını oluştururken Hz. Ali ile ilgili menkabelerden yararlanır. Bu destanın kısaca özeti şöyledir: Hz. Ali dostlarıyla oturmuş, kitap okumaktadır. Gökçe bir güvercin telaşla gelir, ona selam verir; henüz büyümekte olan birçok yavrusunun olduğunu, yavruların ona muhtaç bulunduğunu, şahinin kendilerini avlamak istediğini ve kendisini bu beladan kurtarmasını ister. Hz. Ali, onu koynunda saklar. Az sonra şahin gelir, o da selam verir ve üç günden beri aç olduğunu, bu sırada güvercini gördüğünü, ölümden kurtulmak amacıyla güvercini avlamak zorunda kaldığını ve avı güvercini vermesi konusunda kendisine yalvardığını bildirir. Hz. Ali, Kamber’i çağırır ve kendisinden bir bıçak ister. Şahine, güvercinin eti yerine kendi budundan bir parça et vermek ve güvercini kurtarmak ister. Bunun üzerine şahin; hemen girmiş olduğu dondan sıyrılır ve kendisinin avcı, güvercinin ise av olmadığını, asıl amaçlarının kendisini sınamak olduğunu bildirir. Her iki varlık birlikte uçup giderler. Bu eserde Hz. Ali’nin büyük insanlığı, kutsal yanı, Tanrı ile yakınlığı, hoşgörüsü, kalbinin temizliği, hayatı, adaleti sağlamaktaki gayreti görülür. O; hiçbir canlının hiçbirini incitmesini, yok etmesini istemez. Bu davada av da, avcı da hak istemekte ve Hak demektedir. Mahtumkulu bize, dünyadaki hiçbir şeyin tesadüfen yaratılmadığını, birinin varlığının diğerinin varlığı ile mümkün olduğunu, Yunus’un deyimiyle “Tanrı’nın yarattıklarını onu yaradandan ötürü hoş görmek” gerektiğini duyurur.
18. yüzyıl Türkmen klasik yazar ve şairlerinden Nurmuhammet Andelip de Hz. Ali tipini en iyi işleyenlerden biridir. Nurmuhammet Andelip Türkmen edebiyatı tarihinde zengin yaratıcılığı ile tanınır. Türkmen edebiyatını mazmun açısından zenginleştirmiş biridir. Andelip, yüzyıllarca sözlü olarak sürüp gelen Oğuznamecilik geleneğini yazılı destan haline dönüştüren (14), Oğuz Han’ın tarihi ve edebi karakterini ortaya çıkaran bir şairdir. O, hem tarihi, hem de devrinin sosyal konularını ele almayı, insanlık düşüncesini işlemeyi uygun bulur. Andelip’in manzum ve mensur eserlerinde ele alınan kahramanların ortak özelliği iyi ve adaletli insan tipidir. Ona göre doğru ve adaletli bir yönetim içerisinde koyun ile kurt aynı kaptan su içebilmektedir. Yusuf ile Züleyha hikayesinin (15) kahramanı Yusuf’un şahlığı dönemi böyle bir dönemdir. Yusuf’un babası halktan biridir; soyu hanlara, beylere varmasa da dürüstlüğü, çalışkanlığı ve bilgisiyle ülkenin padişahı olur. Bunun için Yusuf tipi halk içinde çok sevilir.
Andelip’in babası, tahminen 1660 yıllarında doğan Köhneürgenç’in Karamazı bölgesi Türkmenlerinden olan ve şairlik yeteneği de bulunan Seyit Muhammet’tir. Gülün aşkından güzel öten bülbül anlamına gelen Andelip, 1710 yılında doğmuş ve 1770 yılında vefat etmiştir. Bilim derecesi, nerede okuduğu hakkında kesin bilgiler yoktur. Böyle de olsa onun eserlerinden hareketle, şairin yeterli derecede bilim aldığı, Arap ve Fars dillerini bildiği, Doğu edebiyatına ve tarihine vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Şairin; Nesimi, Oğuzname, Sagdı Vakkas destanları, lirik şiirleri ile Leyla ve Mecnun, Yusuf ve Züleyha, Babarövşen, Zeynelarap adlı mensur eserleri, Farsça'dan çevirileri bunun göstergesidir. Türkmen klasik edebiyatında yaratıcılığı, konu zenginliği, tema çeşitliliği bakımından Andelip ile beslenmemiş şair çok azdır. O, Türkmen klasik edebiyatının nesir üstadıdır. Andelib’in milli ve orijinal tarzda yazdığı eserleri onu Türkmen edebiyatında önemli bir yere oturtmuştur.
16. asırda İran devletinin başına Safevilerin geçmesi ile Fars edebiyatında Hz. Ali ve oğulları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin hakkında eser yazma geleneği yerleşmiştir. Fars edebiyatında görülen bu gelenek zaman içerisinde Türkmen edebiyatına da geçmiştir. Bu geleneğin Türkmen edebiyatındaki en iyi örnekleri 17. ve 18. yüzyılda verilmiştir.(16) Andelip’in manzum-mensur karışık olan ve destandan hikayeye geçiş döneminde meydana getirilen halk romanları olarak nitelendirebileceğimiz Babarövşen ve Zeynelarap hikayeleri bunun örnekleridir.
Babarövşen Andelip’in büyük eserleri içinde çok sayıda elyazması bulunan hikayelerinden biridir. Bu eserin 1903-1916 yılları arasında onbeşten fazla taş baskısı yayımlanmıştır.(17) Andelip’e eserlerini oluştururken halk arasında anlatılan sözlü anlatmalardan yararlanır, eserlerini bu anlatmalara dayalı olarak oluşturur. Babarövşen hikayesinin konusu Hz. Ali ile ilgili menkabe ve anlatmalardan oluşur. Hikayede öne sürülen esas mesaj garip insanları himaye etmek ve korumaktır. Andelip, Hz. Ali’nin mertliğini, ruh dünyasını geniş bir şekilde ele alır. Bu eserde; Hz. Ali’nin verdiği bilgiler, mesajlar evrenseldir. Buna göre insanlar birbirinin kardeşidir; kötü ve zor günlerde birbirine yardım etmeli, zulümden korumalı ve doğru yolu göstermelidir.
Andelip bu eserini Türkmen halk edebiyatı mahsullerinin yapısına uygun olarak hazırlamış, Türkmen halk destanı geleneği etrafında, rivayetlerden de yararlanarak eserini hikaye etmiştir. Eserin içeriği kısaca şöyledir: Babarövşen zavallı ve yoksul bir insandır. Onun Yahudi adlı bir adama bin altın borcu vardır, fakat bu borcu ödemeye gücü yoktur.
Yahudi Babarövşen’e ya borcunu ödemesini, ya kızını kendisine vermesini veya dinini değiştirerek kendi dinine gelmesini şart koşar. Babarövşen, bu üç şartı da kabul etmez, sehabelerle birlikte oturmakta olan Hz. Muhammed’e gider. Hz. Muhammed Babarövşen’in derdini kimin çözebileceğini sorar. Hz. Ali, Babarövşen’e yardım edeceğini belirtir. Babaövşen’e, borcuna karşılık kendisini köle olarak Berber şehrinin şahı Mergup şaha sattırır. Babarövşen’i zor durumdan kurtarır. Babarövşen Berber şehrinde Hz. Ali’yi satıp döndükten ve Medine’de borcunu ödedikten sonra, ölünceye kadar, yine eskiden yaşadığı şekilde yaşamaya devam eder. Üç aşamalı olay ve zamandan sonra kendisi de kölelikten kurtulur. Eserde, masal motiflerinden de yaralanılır. Baş kahraman Hz. Ali tabiatın kötü güçlerine karşı savaşır. Öte yandan yurdun dirliğini bozmak üzere kötü güçlerce hareket ettirilen ırmağı durdurmak ve yönünü çevirmek suretiyle halkı ölümden, sel baskınından kurtarır. Yazarın adını hikayesine vermesine rağmen, Babarövşen yerine, Hz. Ali tipini güçlü ve etkili bir tip olarak eserinde işlemesinin sebebi Hz. Ali’yi insanlara yardımseverliği ile tanıması ve tanıtmak istemesidir. Bunu yaparken çeşitli inanç unsurlarını içinde barındıran ve halk arasında çok bilinen anlatmalardan, kendinden önceki yazılı ve sözlü gelenekten yararlanır. Hz. Ali olağan ve olağanüstü yönleriyle karşımıza çıkar. Türk halk hikayelerinde zor durumdaki kahramanın Hızır’ın boz atına binip göz açıp kapayıncaya kadar mekan değiştirmesi görülen bir özelliktir. Babarövşen hikayesinde bunu Hz. Ali gerçekleştirir. Babaravşen’in sırtına binip göz açıp kapayıncaya kadar Medine’den, Berber şehrine varır.
Nurmuhammet Andelib’in konuyla ilgili ikinci önemli hikayelerinden biri de Zeynelarap’tır. Bu eser, ihtilalden hemen sonra okuma kitabı olarak basılmış, ders müfredatlarına konulmuştur. Bu edebi yadigarların daha sonra basımları durdurulmuş ve eserin içinde İslami ideolijinin savunulduğu gerekçesiyle müfredattan çıkarılmıştır.(18) Hz. Ali, evlatları Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve Muhammet Hanefi hikayenin asıl kahramanlarıdırlar. Evlatlar da, babaları Hz. Ali gibi, kadre uğramışlara, haksızlık görmüşlere, derde düşmüşlere, horlanan ve bir köşede kalanlara, garip ve yetimlere yardım ederler. Adalet ve doğruluğun yerine getirilmesi uğrunda savaşır ve büyük kahramanlıklar gösterirler. İmam Hasan ve İmam Hüseyin doğruluğa kavuşmak ve adaleti sağlamak uğruna candan-baştan geçer, bu mücadelelerinde şehit düşerler. Eserde; Hz. Ali ile ilgili menkabe, inanış ve düşünceler yer almaktadır. Tanrı inancını oluşturma, Lat ve Mena gibi putlarla savaş, Hz. Muhammed'in çağrısıyla Hz. Ali’nin Rum iline gidip padişahın oğullarını İslama davet etmesi konu edilmektedir. Bununla beraber ahlak ve sevgi ön planda yer alır. Eserde olağandışı unsurlar da görülmektedir. Baş kahramanlardan bir olan Muhammed Hanefi’nin olağanüstü tabiat güçleriyle cengi ve bu mücadeledeki azmi bunun ifadesidir. Eserde; Muhammed Hanefi’nin Humus şehrinin şahı Katran ve onun pehlivanı Imlağ’ı yenişi, onun kardeşi Cemhur’un yurduna varışı, Cemhur’un kızkardeşi Zeynelarap’a aşık oluşu, daha sonra onu memleketine kaçırışı, Imlağ’ın gelip Zeynelarap’ı kaçırmak suretiyle geri götürüşü, Hz. Ali’nin ise bu temiz sevgi karşısında direnen ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmeyen zalim padişah ve pehlivanını ortadan kaldırmak suretiyle sevgi ve adaleti egemen kılması konu edilir.
Zeynelarap; sevgi, ahde vefa ve aşkın sembolüdür. Amacına ulaşmak için mücadele etmekten çekinmeyen, her türlü güçlüklere karşı göğüs geren bir kız tipi olarak karşımıza çıkar. Bu eser, Andelib’ın yaratıcılığı ve edebi kişiliğini yansıtması açısından büyük öneme sahiptir.
Andelib’ın Sağdı Vakkas, Risale-yi Nesimi destanları ile Hallac-ı Mansur hakkındaki şiiri de onun literatüre hakimiyetini ve düşünce dünyasını gösterir.(19) Şairin ustalığını arttıran bir bölüm daha bulunmaktadır. Nesimi’nin okuduğu medresenin hocası, öğrencilerinin her birine birer civciv verir ve onu Allah’ın görmediği bir yerde kesip getirmelerini ister. Öğrencilerin hepsi gizli yer bulur, elindeki civcivi keser, hocalarına getirir verirler. Fakat Nesimi, “Ben Allah’ın görmediği bir yer bulamadım” diyerek civcivi canlı olarak geri getirir. Şair, böylece Nesimi’ye ayrı bir muhabbet beslediğini de, muhtemelen kendi telifi olarak değil de bir menkabeden hareketle, göstermiş olur.
Bu yaklaşımı Köroğlu destanında da görürüz. Köroğlu’nun çevresinde bulunan her insan;oğulları, eşleri, yiğitleri, dostlarının hemen tümü ,Köroğlu gibi, Hz. Ali’yi kendilerine pîr bilirler. Hz. Ali de, kendine olan bu inancı boşa çıkarmaz ve darda kalan iyi insanlara her zaman yardım eder. Köroğlu’dan yana olanlar, onun çevresinde, yanında bulunanlar Hz. Ali ve çevresinde oluşan kültürden uzak değildirler. Ayvaz’a yardım etmek isteyen Akkız duygularını Nesimî’yi, Mansur’u örnek göstererek belirtir.(20) Bu ortamda benliğe yer yoktur. Benlik eden, nefsine uyan mutlaka cezalandırılır. Hatasını anlayan kahraman, ancak doğru düşünce ve erdemi bulduktan sonra huzura kavuşur. Hz. Ali bütün erenlerin, pîrlerin, Hızır’ın da üstünde yer alan bir varlık olarak destanın merkezine oturur.
Destan metnine göre, başarının sırrı “pîr sahibi olmak”la ilgilidir. Pîri olmayana Tanrı da yardım etmez. Destan metninde Köroğlu’yu Köroğlu yapan yegâne güç kaynağı Hz. Ali’dir. Hz. Ali Köroğlu’ya ad veren, neslinin devamı ve adının yaşaması için nefes eden, kılıç kuşatarak cengaver kılan, atına olağanüstülükler kazandıran, nikahında bulunan; duası, nefesi ve yardımını hiç eksik etmeyen, daima hazır ve nazır olan varlıktır.
Sözlü ve yazılı edebiyatta Hz. Ali hakkında bu denli pekçok eserin yaratılması Hz. Ali’nin Türkmen halkının düşünce ve ruh dünyasında büyük bir yer aldığının göstergesi; halkın, ona sevgi ve saygısı ile bağlılığının da ifadesidir. Hz. Ali bu eserlerde Türkmen halkının bir parçası ve onun kahramanıdır. Bu eserlerde; Tanrı’yı bir bilmek; fakir, garip ve yetimlere, derde düşmüşlere yardım etmek; aman dileyene dokunmamak, adaletten şaşmamak ve sözünün eri olmak er adam ve her insan için gerekli bir düstur olarak sunulur. “Kaçanı kovucu olma, aman dileyene vurma” ilkesi Dede Korkut destanında da vardır. Ahmed Yesevi’den başlayarak Hacıbektaş ile devam eden ve Yunusla sistemleşen Hz. Ali ve çevresinde oluşturulan bu değerler, Türk halklarının kültürel kimliği ile ilgilidir. Bu eserler, kâmil insan ve gönül ehlinin nasıl olması gerektiği gerçeğini de vermektedir ve belirtilen ilkelerin tümü de evrensel niteliktedir.
www.alewiten.com, 27.01.2004
Dipnotlar
* Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi.
(1) Devletmemmet Azadi,Vağzı-Azat, Aşkabat 1962, Türkmenistan CCR Ilımlar Akademiyası Neşriyatı, 180 S. Eserin girişinde ünlü Türkmen bilim adamı Akademik Prof. Dr. Meti Köseev’in geniş bir değerlendirmesi vardır.
(2) Nurmuhammet Andalıp, Dessanlar, Aşkabat 1991, Türkmenistan Neşriyatı, s.20.
(3) Nurmuhammet Andalıp, Şığırlar hem Poemalar, Aşkabat 1990, Türkmenistan Neşriyatı, s.164-170.
(4) Himmet Biray, Mahtumkulu Divanı, Ankara 1992, Türk Tarih Kururmu Basımevi, s.133-136.
(5) Kakacan Atayev, XVIII. Asır Türkmen Edebiyatı, Aşkabat 1986, Mağarif Neşriyatı, 316 S.; Kakacan Atayev, “XVIII. Yüzyıl Türkmen Klasik Edebiyatında Hz. Ali ve Ehl-i Beyt Hakkındaki Bazı Eserler, ”, 1. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildirileri (Ankara 27-29 Nisan 2000), Ankara 2000, Özen Matbaası, s.93.
(6) Nurmuhammet Andalıp, “Babarövşen”, Dessanlar, Aşkabat 1991, Türkmenistan Neşriyatı, s.249-302.
(7) Nurmuhammet Andalıp, “Zeynelarap”, Dessanlar, Aşkabat 1991, Türkmenistan Neşriyatı, s.305-418.
(8) Göroğlu / Türkmen Halk Destanı, Yay. Haz.:Annagulı Nurmemmet, Ankara 1996, Bilig Yay.,Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı Yay. IC. LVII+511 S; II.C.571S.;III. C. 467 S.;IV. C. 585 S.; V.C. 497+XXIX S. Eser sekiz cilt halinde yayımlanmıştır. İlk beş cildi Lâtin harfli Türkmence ile Türkiye Türkçesine aktarımı, kalan üç cilt ise Kril harfli Türkmencedir. Eserde destanın otuz koluna yer verilmiştir
(9) Ali Abbas Çınar, “Köroğlu Destanının Türkmenistan Versiyonunda Hz. Ali”, 1. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildirileri (Ankara 27-29 Nisan 2000), Ankara 2000, Özen Matbaası, s.177-190.
(10) Imam Hasan ve Imam Husayn / Halk Dessanı, Daşhovuz 1994, Hıyal Neşriyatı, 64 S.
(11) “Muhammethanapıya”, Türkmen Halk Dessanları, Aşkabat 1993, Türkmenistan Neşriyatı, s. 73-139.
(12) Himmet Biray, a.g.e., s.141.
(13) Himmet Biray, a.g.e., s.352, 494-495.
(14) Nurmuhammet Andalıp, Şığırlar Hem Poemalar, Aşkabat 1990, Türkmenistan Neşriyatı, s. 93-108.
(15) Nurmuhammet Andalıp, “Yusup-Züleyha”, Dessanlar, Aşkabat 1991, Türkmenistan Neşriyatı, s.125- 245.
(16) Nurmuhammet Andalıp, Dessanlar, Aşkabat 1991, Türkmenistan Neşriyatı, s.20.
(17) Nurmuhammet Andalıp, a.g.e.,s.22.
(18) Nurmuhammet Andalıp, a.g.e., s.23
(19) Nurmuhammet Andalıp, Şığırlar hem Poemalar, Aşkabat 1990, Türkmenistan Neşriyatı, s.108-163.
(20) Ali Abbas Çınar, a.g.m., s.185.