Yesari Gökçe

Diyanet’e Dair..

“Karakolda doğru söyler,

mahkemede şaşar.”

Bilindiği gibi 25-28 Temmuz tarihleri arasında Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin başkenti Sarayova’da “IV. Avrasya İslam Şûrası Teşkilatı Toplantısı” yapıldı.

Toplantıya Türk Cumhuriyetleri, Balkan-Kafkas ülkeleri ve Müslüman toplulukları dini temsilcilerinin yanı sıra Türkiye’yi temsilen Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri Yılmaz katıldı.

Hemen söyleyelim ki, bu toplantıya Türkiye damgasını vurmuştur. Alınan kararlar gözden geçirildiğinde görülecektir ki, Türkiye büyük bir devlet olmanın şuuru ve vizyonu ile hareket etmiştir. Avrasya İslam Şûrası Teşkilatı üyesi olan ülkeler için çok önemli destek olacağına inandığımız olanaklar sağlamıştır. Ayrıca, üye ülkeler için Türkiye’yi her anlamda bir otorite, güç ve çekim merkezi haline getirecek girişimler için kararlar alınmasını sağlamıştır. Vatandaş olarak bundan gurur ve sevinç duymamak imkansızdır.

Gururlanmamıza ve sevinç duymamıza sebep olan sonuç bildiriminin ilgili maddeleri özetle şu hususları içeriyor.

·        Avrasya İslam Şûrası Teşkilatında Türkçe’nin ortak dil haline gelmesi için Ankara’da “Türkçe Dil Eğitim Merkezi” kurulması ve üye ülkelerden dil eğitimi için kursiyer getirilmesi.

·        Üye ülke ve topluluklarda Latin alfabesine geçiş için yardım sağlanması.

·        Yine üye ülke ve topluluklardaki ilahiyat mezunlarına Diyanet İşleri Başkanlığı’nca ihtisas kurslarında hizmet içi eğitim verilmesi.

·        Ortak kültür değerlerinin geliştirilerek paylaşımını sağlamak için Ankara’da bir Araştırma Merkezinin kurulması.

·        Dini gün ve bayramların Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tespit edilecek tarihlerde kutlanması uygulanmasına devam edilmesi.

Bu hususların sonuç bildirisinde yer alması Türkiye Cumhuriyeti için stratejik önem arz etmektedir. Büyüklüğümüzün farkında ve sorumluluğunda olarak bunları taahhüt etmek ve karara bağlamak elbette ki, Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışırdı, yakıştı da. Gurur duyduk, sevinçliyiz. Türkiye Cumhuriyeti adına Diyanet İşleri Başkanlığı güzel bir iş yapmıştır. Kutluyoruz.

Hele hele sonuç bildirisinin 6, 7, 8, 9 ve 10. paragraflarında yer alan şu ifadelerinin altına sizler de imza atmaz mısınız?

“Teknoloji ve kitle iletişim araçlarındaki hızlı gelişim, dünyamızı, sınırları kaldırılmış küçük bir köy haline getirmiştir. Dünyada dengeler değişmiş, insanlığın gündemine küreselleşme kavramı yerleşmiştir. Değişen bu dengeler içerisinde din, dünyada yükselen değer olarak yeniden ortaya çıkmıştır. İnsanlar hakları ve demokrasiye yönelik talepler artmış, insan hakları söylemleri evrensel bir ilke olarak yeniden gündeme taşınmıştır.”

“Günümüzde, insan hakları temeline dayanamayan bir söylemin evrensel düzeyde kabul ve başarı şansı yoktur. İnsan haklarına ilişkin talepler temelde, insanın değerinin korunmasıyla ilgili taleplerdir. Kendi kutsal metinlerimizde insan haklarına ilişkin referansların bulunması, insanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören biz Müslümanlar açısından bir imtiyaz olarak değerlendirilmelidir.”

Bugün Batıda kabul görmüş evrensel değerler, insan haklarına ilişkin hükümler asırlar önce Peygamberimiz tarafından dünyaya ilan edilmiş prensiplerdir. İslam, evrensel değerler üzerine oturtulmuş bir dindir. Sevgi, barış ve hoşgörü gibi ilkeleri her zaman ön planda tutmuş yüce dinimizin; şiddet, işkence, çağdışı görüntüler, kadını eve hapseden, sosyal hayattan tecrit eden bir imajla Batıda tanınıyor ve tanıtılıyor olması büyük bir haksızlıktır. Bu imajı silmek bizim görevimizdir.”

“Kaldı ki, bu görüntü ve yanlış kanaatin oluşmasında bizlerin de kusuru bulunmadığını düşünmek mümkün değildir. Dinin özünde olmayan,... olumsuz yorumların İslam’a mal edilmesinde özeleştiri kurumunun yeterince işletilmemesi önemli bir faktördür. Bu durumda ilk yapılması gereken husus, dinimizi asli kaynaklarından yeniden anlamak, algılamak ve anlatmaktır.”

“Tarihte yaşanmış acı tecrübelerden ibret alarak, geçmişi bir daha yaşamamak için, aynı kültüre sahip insanların arasındaki dayanışma ve kaynaşmanın yanında, diğer din mensuplarıyla önce barışın, sonra da diyalogun gerçekleşmesine yönelik çabalar sarf etmeliyiz...”

Evet evet, bunları bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde hiç telaffuz etmeyen Diyanet İşleri Başkanı da Türkiye Cumhuriyeti adına imza etmiştir. Uluslar arası platformda imza ettiği bu konuları Türkiye içinde de çok yakın bir tarihte dillendirmeye başlar inşallah!..

Hatta inanmayacaksınız, şu cümle de sonuç bildirisinin 4. paragrafında yer alıyor:

“Son yüzyılda yaşananlar şunu göstermiştir ki, ne kadar çaba sarf edilirse edilsin, insanları dini inanışlarından ve milli kimliklerinden uzaklaştırmak mümkün değildir. Buna yönelik çabalar hep boşa çıkmaya mahkumdur”

Diyanet İşleri Başkanı'nın, bu cümlenin altında da imzası vardır.

Diyanet İşleri Başkanı'nı, bu temel ilkeleri uluslar arası platformda dile getirdiği ve altına imza koyduğu için çok çok tebrik ediyoruz. Kutluyoruz, alkışlıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanı'nın, Türkiye’deki Alevi vatandaşların kendi inançları doğrultusunda eğitim almaları ve inanç hizmetlerinden faydalanması gerektiğini, bununla ilgili olarak Kurumunun her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğunu, insan hakları ve anayasa doğrultusunda bu adaletsizliğin giderilmesi için devlet katında gerekli girişimlerin bizzat Kurum tarafından yapılacağını veya en azından devlet bünyesinde bu yönde bir girişim başlatıldığında bunu engelleyici yönde görüş bildirmeyeceğini kamuoyuna açıklamasını bekliyoruz.

Bugüne kadar Batı, Türkiye’ye karşı çifte standart uyguladı. Diyanet İşleri Başkanlığı da Alevilere... Batı, ikiyüzlülükten vazgeçer mi bilmeliyiz? Ama Diyanet İşleri Başkanlığı artık bundan vazgeçmeli, sayısı milyonları bulan Alevileri görmezden gelmemelidir.

Diyanet İşleri Başkanı bu sonuç bildirisinde söylediklerini Türkiye’de söylemelidir. İnşallah, bir türkümüzdeki “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” ifadesi artık Diyanet İşleri Başkanlığı için geçerli olmayacaktır. Başkanlık bu onurlu sözlerin gereğini kendi vatandaşlarına karşı da yerine getirecektir. Aleviler, hakların gaspına son verilmesi için çok uzun zamandır bekliyor. Hala yetmedi mi? Artık vicdanların raflardan indirilme zamanı gelmedi mi? Bizce geldi de geçti bile.

Ey Türkiye’yi idare edenler, idareye talip olanlar, Diyanet İşleri Başkanlığı siz ne diyeceksiniz?

Artık beklemek istemiyoruz.

www.alewiten.com, 21.11.2002