Ali Lütfü Piroğlu
Bulgaristan Deliorman Alevilerinde Secdenin Anlamı-Yedi Kat Yer, Yedi Kat Gök
Alevi canların yıllar yılı babadan
oğula devralınan muhabet alışkanlıkları vardır. Haftanın belli gecelerinde cem
ayinine, ibadet etmeye toplandıkları zaman, konuşmalar sadece Alevilik
konusundadır. Güncel konulara açılmak da yasak değildir, ancak tartışma çıktığı
durumlarda çelişki yaratılmamalı, cemevinde yüksek sesle konuşmamalı, dedikodu
yapılmamalıdır. Kış Doksanı, Harman Tavuğu, Kırklar (Nevruz),
Şeker Bayramı gibi bayram gecelerinde herşey resmiyete geçer. Sıradan cem
ayini tamamlanınca bayram muhabbeti tutulur. Bu sırada içilecek dem özel bir
gülbankla baba tarafından niyazlanır. Alevi muhabbetlerinde niyazlanmamış dem
içilmez. Hadım hizmetinde bulunan canların bacıları dem üleştirir. Üçüncü
sıraya kadar konuşulmaz. Üç sıra dem üleştirme tamamlanınca, baba üçler
gülbankını okur, zakir üçler nefesini söyler. Kul Himmet’in “Bizden selam
olsun mümin canlara" diye başlayan deyişi, Üçler Nefesi olarak
söylenir. Zakir de hizmetini yapınca baba, taliplere hitaben iki söz söyler. Bu
sözler kutlanan bayramla ilgilidir. Ama daha çok konuşan, hizmet itibarıyla ve
yer itibarıyla zakirden sonra gelen taliptir. Resmi gecelerde gecenin anlamını
taliplere anlatan, söylenen her deyişten sonra yorumunu yapan bu candır. Tarikçi
hizmetinde bulunan bu talip, yeni taliplere sorular verir, Alevilik yolunda genç
taliplerin bilgisini yoklar. Bu yazımda ele aldığım konuyu böyle bir ortamda
keşfettim, dersem sayın okurlara büyük bir gerçek söylemiş olurum.

Yeni talibe şöyle bir soru soruldu:
― Mehmet, kardeşim, sen genç talip sayılırsın, ama hayli zamandan beri bu yola hizmet ediyorsun. Artık Alevilik konusunda birçok bilgi sahibi olmalısın. Sen şu sık sık konuştuğumuz "yedi kat yer yedi kat gök nedir" bilir misin?
Mehmet düşünür taşınır, yanıt vermez.
― Eyvallah
der.
― Buyurun.
Genç talibe zaten başka seçenek yoktur. Kurallar böyledir. Yüksek hizmette bulunan bir canın sorusuna tamtamına yanıt vermek saygısızlık olarak nitelenir. Genç talip bilse de "eyvallah!" demeye mecburdur. O zaman babanın da mürşidi (rehberi) olan bu can, genç talibi ya mürşitine gönderir ya da anında söz alarak kendi sorusuna kendisi yanıt verir:
― Cenabı Allah Ademi balçıktan halkeyledi ve onun sol eğe kemiğinden Havva anamızı yarattı. Adem’in yarı belden yukarısı yedi kat gök, yarı belden aşağısı yedi kat yer olsun dedi, Cenabı Allah. Onun için yedi kat yer, yedi kat gök, ben Adem insandır. Yeryüzünde canlı cansız ne kadar varlık varsa, hepsi bu yedi kat yer, yedi kat göktedir.
Tariklenme
ayini sırasında baba, bacısıyla tariğe yatarken yere secde ederler. Kalkarken
yine secde ederler. Tarikçi babayı tariklemeden önce dolayında yedi adım atar.
Bu yedi adım yine, yedi kat yer, yedi gökle simgelenir. Yer yüzünde hiçbir
inancın bulunmadığı dönemlerde, Hakk-Muhammed-Ali yolunun var olduğu inancı da
buradan başlar.
Yerle gök, musahiptir. Gökten rahmet yağar, yerden bereket alınır. Yeni musahip olanlara bu anlayış aşılanır.
Alevilerin günlük yaşamından bir alışkanlık anımsatmakta da zannederim yarar var. Ayağı yolunda olan Alevi, komşusuna vardığı zaman, kapıdan girince selam verir. Hane sahibi selamını alır. Konuk yerine oturunca iki elinin parmak uçlarını yere değdirir ve:
― Nedir haliniz?
diye sorar. Hane sahibi de aynı hereketi yapar.
― Şükür, senin halin de (sizin haliniz de) iyi mi?
diyerek, hem yanıt verir, hem sorar. Komşu da halinin iyi olduğunu söyler ve günlük konulara geçilir. Alevilerde bu bir ahlak kuralıdır. Şimdi de geçerlidir.
Alevi Bektaşi aile, cemevine girerken sağ eliyle kapının alt eşiğine dokunur ve elini çenesine sürerken
― Aman Mürüvvet!
der. İçeriye girdiği zaman bacısıyla yanyana, babanın tam karşısına dize gelirler. Erkek can, parmak uçlarını yine yere dokundurarak, akşamın hayırına, bir gülbank okur ve hep beraber secdeye düşerler. İkinci secdede hal sorulur, "hoş geldin", denir. Talip, hizmetine göre ayrılmış yerine oturunca bir kez daha secde eder ve iki yanında bulunanlarla görüşür / niyazlaşır.
Cem ayini dediğimiz ibadet anı geldiği
zaman, baba gözcüye:
― Gözcü baba, akşamı kılalım mı?
diye sorar. Bu akşam kılma saati geldi anlamındadır. Gözcü, kadın sırasıyla erkek sırasının birleştiği yerde, babanın tam karşısına oturmuştur. Ayağa kalkar ve taliplere hitaben:
― Talip kardeşler, çekin çevirin kendinizi, akşam kılacağız!
der. Bunu duyan talip canlar, çoraplarını çıkarır. Yeleği olanlar yeleğini atar. Cem ayinlerinde ve başka muhabbetlerde yalınayak olmak şarttır. İbadet başlamadan önce, talip canlar, babadan başlayarak sıra ile birer kez daha secde ederler. Sonra çerağ uyarılır. Mumcu çerağı bulunduğu yerden alır, ona niyaz eder ve babanın önünde özel yerine bırakır. Diz üstü gelerek çerağın üzerindeki mumu yakar. Sonra eğilir, yere niyaz eder ve çerağa görüşür. Yerine oturunca çerağ gülbankını okur.
Buraya kadar Deliorman’da Alevi-Bektaşi dünyasının bir hisseciğini anlattık, yere secde etmeden yapılan bir harekete rastlamadık. Bunun yorumunu kendilerinden dinleyelim.
Bisertsi [Kazçılar] köyünden Salim Mehmet baba okumuş sayılmaz, ancak Alevilik konusunda gayet tecrübelidir. Her adımda secde etmenin, yere niyaz etmenin anlamını şöyle anlattı:
"Mumcu çerağın üstündeki mumu yakınca çerağ uyarıldı, anlamına gelmez. O hâlâ yanan, ışıyan bir mumdur. Ama mumcu yere niyaz edip bir de çerağa görüştü mü, çerağ o zaman tam anlamıyla çerağdır. Neden mi? Bizim inancımıza göre mumcu / çerağcı yere niyaz edip bir de çerağa görüşmekle nuru yerden alır, çerağa verir. Bir de yerine oturup çerağ gülbankını okudu muydu, çerağ tam anlamında çerağ durumuna gelir. Çerağdan sigara yakılmaz, başka işler için ateş alınmaz. Tek sözle, çerağa dokunulmaz. Zoraki uyarıldığı zaman çok büyük günah sayılır. Cem ayini sona erince mumcu çerağı dinlendirir. Bu kez önce çerağa niyaz eder, sonra da yerle görüşür. Böylece nuru gerisi geriye yedi kat yere teslim eder, gerektiği zaman yine oradan alınır…İbadet sırasında yalınayak olmak, yalınayak semah etmek hep yerle, toprakla bağlantıda bulunmak anlamına gelir."
Şeker Bayramı ve Kurban Bayramı’nda Alevi-Bektaşiler aralarında bayramlaşırlar. Ayağı yolunda olan Alevi canlar, birbirlerine üç kez niyaz ederler. Ancak baba ile bayramlaşmak ayrıca bir ritüeldir. Bayram günleri baba, anabacısıyla yanyana cemevinde postlarında görevlerindedir. Bayramlaşmaya gelen talipler, her zamanki gibi önce hal sorarlar. Sonra baba ile birer birer bayramlaşırlar. Hal soranların başında olan talip, kalkar ve babanın önünde diz çöker. Önce yere secde eder, sonra babanın sağ dizine, sol dizine, yine sağ dizine niyaz eder ve doğrulur. Babanın yüzüne yüzünü sürerek bir kez daha niyaz eder ve o zaman bayramını kutlar. Sonra yine sağ, sol, yine sağ dizine ve sonunda yine yere secde eder. Böyle baba ile bayramlaşma tamamlanmış olur. Ondan sonra da anabacıyla sadece niyazlaşarak bayramını kutlarlar. Sırada bulunan talipler bu ritüeli gerçekleştirince ayağa kalkarlar, el ele verirler. Baba şu gülbankı okur:
"Hüü, darlarınız, menzilleriniz hak olsun, Hakk deryasında kabul olsun. Gerçek erlerin demine, Pirimiz Murtaza Ali’nin keremine, ya Ali hüü."
Gülbankın okunması biter bitmez hepsi bir kez daha dize gelerek, yere secde ederler. Sonra erkekler erkek sırasına, bacılar bacı sırasına oturur. Öyle günlerde cemevinde bir başka hazırlık vardır, bayram kahvesi içilir. Talibin mensup olduğu cemin babasıyla bayramlaşması şarttır. Bayramlaşmadığı durumlar, dargın veya kavgalı anlamına gelir. Aslında dikkat çekmek istediğim, baba ile bayramlaşmanın bile yerden başlayıp yerde bitirme ilkesine tabi tutulmasıdır.
Musahip olurken çerağ dibinde ikrar verilir, baba musahip olmak isteyen iki adayı ikrarlaştırır. Kız alıp verirken, düğünden önce, ana-babalar ikrar alıp verir. Kız başkasına kocaya kaçarsa, ikrarını bozdu, diye babası suçlanır. Cemden durdurulur. Durgun talibin düğününe kimse gitmez. Halbuki Alevi düğünlerinde babanın ayrıca yeri vardır. Durgunluk en azından 40 gün sürer. Suçuna göre, karara göre bir yıl da sürebilir. Durgun talip, yeniden ceme alınırken Cebrail kurbanı keser. Babanın karşısında secdeye düşer, dara durur, tariklenir, tercuman yenir. Herşey normaline girince, düğününü yapabilir.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra yöremizde Avrupa örneği yeniliğin ve yenilemenin başladığı yıllarda gençlerimiz, şehirlerde değişik okullarda okumaya başladı. Bu gençler sayesinde köylerimizde çağdaş bir uygulaşmaya yol açıldı. Tatillerde liseliler, okullarda öğrendiklerini gösteriyordu. Düğünlerde dans etmeyi, hora tepmeyi köylülerimiz ilk olarak o yıllarda onlarda gördü. Ancak bu uygarlaşmaya ilk tepki muhafazakâr bazı Alevi yaşlılardan gelmişti. Dans etme ve hora değişik tartışmalara yol açtı. Kimisi horayı semahlara benzetiyor, diğer birileri de horanın, Peygamber'imizin cesetinin üstünde oynandığına ilişkin hurafeler anlatıyordu. Böyle bir durumda köyün ileri gelen Alevi canlarından Ahmet dede, dans etme ve hora tepmenin diğer gençler arasında yaygınlamasını önlemek için babaları bir cemevine toplar. Bir sıra tartışma sonucu olarak mahallede dans edilmeyeceğine ve hora tepilmeyeceğine ilişkin bir karar alınır. Çerağ dibinde ikrar verilir. Alevi mahallede bu karar bir olaya dönüşür. Gerçekten de acaba düğünlerde dans edilmeyecek mi hora tepilmeyecek mi, diye sorular sorulur, yanıtsız kalır. Ancak yanıt gecikmez. Söz konusu ikrardan sonra yapılan ilk düğünde gençler, hiçbir şey olmamış gibi şenliklerine devam eder. Aslında her baba taliplerine bu karadan söz etmiş ve gençleri uyarmaları için tavsiyelerde bulunmuştur. Ne var ki, hiçbir talip /ana-baba, evladına yeni oyunlar oynamayı yasak etmemiştir. İşte o zaman bir soru daha çıkar ortaya: İkrar verildi, yerine getirilmedi. Ya bunun vebalı kimin boynuna? Alevi çevrelerinde, çerağın dibinde, yedi kat yerden alınan bu nurun önünde ikrar vermenin, söz vermenin ne denli sorumluluk taşıdığını bilen ve inanan kişilere göre, anlatığımız durum ikrardan dönme anlamına geliyordu. Belki bu yüzden, belki başka bir nedenle, ikrar vermenin, verdirmenin girişimcisi Ahmet dede çarpıldı.
Alevi canlar, belli başlı işlerinin başlangıcında cemine bağlı olduğu babadan “izin iza” / izin, razılık alırlar. İzin iza almak şöyle olur: Talip cemevine gider, baba postunun karşısında dize gelmek için özel olarak konulmuş bir posta, diz çöker. Gelenek üzerine “hal sorar” ve bir kez daha secde eder.
― Eyvallah baba, izin izanızla [örneğin] kurban keseceğiz.
der. Baba yanıt olarak
― Musa rıza.
demekle izin verdiğini dile getirir. Böylece talibe kurban kesmeye izin verilmiş olur. İlkbaharda çift sürmeye başlarken, güzün buğday ekiminde, uzun yolculuk öncesi, herhangi bir evde cemiyet yaparken, tekkeye kurban götürürken vb. durumlarda “izin iza” babanın rızası alınır. "Musa rıza" deyiminin Oniki İmamlardan İmam-ı Ali ibn-i Musa Rıza ile bir ilgisi ilişkisi olup olmadığını araştırdık, bulamadık. Belki vardır da birçok manevi değerimizin yok olmaya yüz tuttuğu gibi bu da kaybolup gitmiştir. Ama herşeye rağmen insanlarımızın “Musa rıza” deyimine zaafı vardır. Babadan bu deyimi duyunca bir hoş olurlar. Rahatlarlar ve işleri yolunda gider.
Kazçılar köyünden İbrahim babanın zakiri Ahmet Berber’in anlatığına göre, izin iza almanın iki anlamı vardır. Baba postu, Hakk-Muhammed-Ali postu olduğuna göre, bir işe girişmeden önce babanın rızasını almak, Hakk- Muhammed-Ali rızasını almak anlamına geliyor ve izin iza, taliplere uğur getiriyor. Diğer anlamı pratik açıdan değer taşıyor. Baba günlük yaşamda taliplerinin nerede bulunduğunu bilmeli. İzin iza almadan köyden ayrılanlar kayıpta sayılır. Gerçekten kayıpta ise bulunması için cem birliği ile önlem alınır.
Buraya kadar Alevi-Bektaşi canlarımızın yere secde, çerağa secde etmelerinin, ibadet sırasında ve semah ederken yalınayak olmalarının anlamını dile getirmeye çalıştık. Öte yandan, Dünya kurulmadan önce Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin Allah’ın yanında bir nur içinde bulunmaları inancı, bizim insanlarımıza da yabancı değil. Hz. Muhammed, Miraç’a varıp Cenabı Allah’ın huzuruna çıktığı zaman Hz. Ali’yi orada görmüş ve bir hayli şaşkınlık içinde kalmış. Hz. Ali’nin birçok durumlarda Hz. Muhammed’ten daha üstün tutulur. Alevilik yolu tüm dinsel anlayışlardan önce, yer yüzüne inmiştir. İnsanlarımız bu efsanelere gerçekmiş gibi inanır.
Alevi kişinin hal hatır sorarken elleri yerde, ibadet ederken yüzü yerde, semah ederken yalınayaktır. Tüm inançlar, yedi kat yer, yedi kat gök arasıdır. Yere secde, Hakk'a secde, Muhammed-Ali’ye secdedir.