Ali Lütfü
Piroğlu
Deliorman
Alevilerinde Musahiplik
Önce mahallede bir dedikodu söylendi.
Razgrat'tan bir işadamı, Halil Mümün ile Selman Ahmet musahip olacaklarmış
diye. Halil, eşimin kardeşi olduğu için, ilk pazar gezisine gelmelerinde
kendilerine soracaktık, sormaya kalmadı. Hafta sonunda gelinimiz Ümmügülsüm
ile bize damlayı verdiler. Hoş beşe kalmadan Halil;
“Enişte, abla, biz Salman ile kafadar olmaya karar
aldık, hem de bu iş hemen olacak. Hazırlık işlerinde siz de yardım
edeceksiniz”
dediler.
Aslında musahip olan canlar, emeklilik yıllarını
henüz tamamlamamış kimselerdir. İnsanlarımızın köyle kent arasında aralıksız
harekette bulunmaları, birçoğunun ise memleketten uzak düşmesi, Aleviliğe
vermek istedikleri hizmeti bir hayli aksatmış bulunuyor. Köyden ayrılanların
Aleviliği umurunda bile değil, diyesi geliyor insanın. Ama er geç anlaşıldı
ki hepten öyle değil. Şehirde oturup da köyde ceme girerek musahipliğe bağlanan
yol ehlisi olan ve olmak isteyen sadece Halil ile Ümmügülsüm değil, bu
gerek gençlerin gerek yaşlıların arasında bir gelenek durumuna gelmiş
bulunuyor. Şu anda bile Türkiye’de oturan göçmen kardeşlerimizden
Bulgaristan’a gelerek ceme giren, hatta musahipliğe bağlananlar var. Demek
istediğim şu ki, bizim Halil kaynın Razgratlı olduğu halde köyde babadan
dededen kalma Aliş Baba’nın cemine talip olması, sonra da musahipliğe bağlanması,
bu koşullarımızda gayet normaldir. Hani Razgrat’ta cemevi olsa, istatistik
verilere göre 150 Alevi ailenin buraya vereceği hizmetin ne değin büyük ve
değerli olacağını bir tasavvur edelim.
Burada musahip bağlama ayinlerine "kafadar
düğünü" derler. Halil Mümün ile Salman Ahmet’in musahip olmaları
da öyle bir ayini canlandırdı diyebiliriz. İki aday musahip ve onların bacıları,
baba tarafından niyazlanmış bir şişe demi ikiye bölerek kendi
cemlerine bağlı tüm talipleri ve başka cemlere bağlı akrabaları kafadar düğününe davet ettiler. Her vardıkları yerde niyazlanmış
deme davet edilerek canlara ikram ettiler. Günü belli, saati belli olunca
talipler, zamanında toplandı. Bir bakıma o gece, cem ayini yapılan
gecelerden hiç farklı değildir. Baba her zaman olduğu gibi yine gözcüye
hitaben; "Nasıl yapalım talip kardeşler, akşamı kılalım mı?"
diye soruyordu. Bu durumlarda taliplerin arasından, vakti de gelmiş diyenler
olur. Gözcü görevinde,
"eyvallah talip kardeşler, çekin çevirin
kendinizi, çorabı olan çorabını, yeleği olan yeleğini çıkarsın erkân
tutacağız"
der. Bir an bekleyişten sonra, erkân tutacağı
sözü yine tekrarlanır. Akşam kılmaya hazırlık gülbanklarının birinde
baba, "gönlünde görgüsü olan
kardeş varsa söylesin" der. Gözcü de aynı sözleri bir kez
tekrarlar. Talipler tarafından bir tepki olmadığına göre hemen erkân
tutmaya yani babanın akşam kılma gülbankına geçilir.
O gece bir başka idi, fakat gözcü, "eyvallah
baba darda canlarımız var, ikrar verecekler, ikrar alacaklar", dedi.
Burada akşam kılma, yani cem ayinine ara verildi. Baba "gelsinler",
dedi.
Mürşid İbrahim Mehmet başta, Halil ile
Salman, bacılarıyla birlik de cemevine girdiler ve babanın huzuruna durdular.
Dize gelerek secde ettiler. Deliorman Alevileri buna hal sormak, derler.
Tekrar doğruldular. Bu kez musahipliğe bağlanacak olan talipleri babanın
huzuruna getiren mürşit / rehber / konuştu:
"Eyvallah baba, erden Hakk'tan
Hakk-Muhammed-Ali’den isteğimiz var. Sizin izninizle, rızanızla dirlik
birlik olacağız. Dirlik birlik hakkına İmam Cafer kavli üzere ikrar alacağız.
Eyvallah baba."
Musahip adaylar mürşidin işareti üzerine
tekrar secdeye eğildiler. Sonra oldukları yerde dara durdular. Babanın ne
diyeceğini bellediler. Baba bu sırada zakir ve tarikçi ile bakış alış
verişinde bulundu. Hayır anlamında işaretler yaptılar birbirlerine.
Baba yine bir şey demedi. Mürşid ne karar aldıklarını anlamış
olacak ki tekrar dile geldi:
"Eyvallah baba, erden, Hakk'tan,
Hakk-Muhammed-Ali’den isteğimiz var. İzin rıza isteriz. Sizin rızanızla
musahip olacağız. Dirlik birlik kardeş olacağız. Dirlik birlik hakkına,
musahiplik hakkına, Oniki İmamlar hakkına, biz sizden himmet isteriz. Allah
eyvallah."
Mürşidin bu sözlerinden sonra, beş can
tekrar secdeye düştü sonra da dara durma pozunu aldı. Gelenek üzere,
yol-kaide üzere yapılacaklar yapılmış, sıra musahip bağlamaya
gelmişti.
Önceki dönemlerde musahip bağlama ayinini
anlattığımız kadar basit ve kolay olmuyormuş. Musahip olacak canların
kararlarını açıkladıkları günden sonra bir deneme süresi varmış. Bu süre
duruma göre değişiyormuş. Gençler karar almış olabilir. İlle velakin
karakterleri veya başka alışkanlıkları biri birine uymayınca karardan
vazgeçme olanakları var. Veya başka alışkanlıkları birbirine uymayınca
karardan vazgeçme olanakları var. Ama musahip bağlanınca artık
musahiplikten vazgeçmek imkânsız. İşte bu yüzen musahip olma kararı alan
genç Alevilere deneme süresi tanınıyormuş.
Sözünü ettiğimiz musahip bağlama ayini,
emekliliğe merdiven dayamış kişiler için yapıldığından, Aliş Baba
musahiplik ilişkilerini kısaca özetleyiverdi:
"Madem bu işe iyice karar almışsınız,
bizden yana hava hoş. Musahipler birbirine yardım eder. Kavga etmez,
musahipler arasında dargınlık en büyük günahtır. Dargınlık burada, bu
evliya postunun karşısında verdiğiz ikrarı bozmak demektir."
Talipler tarafından babanın sözlerini
tasdikleyici sözler duyuldu. Bu sırada babanın önündeki su testisi ve çerağ
bir yana çekildi. Açılan yere bir namazlık yayıldı. Başları babadan yana
olmak üzere dört can tarike yattı. Ayak uçlarında gözcü, sol yanlarında
ise tarik değneği elinde tarikçi, yerlerini aldılar. Tarikçi tarikleme
ayininden önce şu gülbankı okudu.
"Bismillahirrahmanirrahim, Pir Cemali Muhammed
Kemali, Kadir İmam Hasan, Hüseyin, Ali’yi bilene salavat. Allahümme salli
ala seydina nur-a Muhammed. Günahkarım günahkar, haklı şah Muhammed
Mustafa’ya Ali Hüseyin, Kerbela sırrı, Hakk için tövbe günahlarımıza,
estağfurullah estağfurullah estağfurullah, izni marifet, tarikat İmam Hüseyin
üstat, nefes, erkân Mekrail, destur şah buyur."
Gülbangın okunmasından sonra tarikte yatan
taliplerin üstünde tarik değneği oniki kez indirdi kaldırdı. Musahip bağlama
ayinin de oniki tarik vuruluyormuş. Böylece iki Alevi ailenin dostluğu kardeşliği,
Oniki İmam’a bağlanıyormuş, tarikten kalkan canlar, babanın hemen yanında
oturan zakir Ali İbrahim’in başına vararak dize geldiler. Dört can
ellerini zakirin dizine koydu. Zakir de iki elini onların ellerinin üzerine
koyarak şu duvazı okudu:
"Bismillahirrahmanirahim,
Allahümme salli ala seyyidina nuru Muhammet Mustafa
Allahümme salli ala seyyidina nuru Muhammet Mustafa
Allahümme salli ala seyyidina nuru Muhammet Hacetül
Kübra, Fatimatüzzehra,..."
Oniki İmam’ın adı aynı biçimde anıldıktan
sonra şöyle tamamladı.
"Allahümme salli ala seyyidina nuru Muhammed,
İmam Muhammed Mehdi, sahibi zaman,
carede Ondört Masum Pak,
Onyedi Kemerbest, salavatullahi.
Duvazla da Oniki İmam,
carede Ondört Masum Pak,
Onyedi Kemerbest,
salavatullahi, ecmain,
evvelin, ahırın, tahirin, talibin.
La feta illa Ali, la seyfe illa zülfikar.
Mümünün kalbinden eksik olmasın leyli nihar.
Gerçek erlerin demine
Oniki İmamların keremine ya Ali hüü."
Duvazlar okunduktan sonra musahipler ayağa
kalkarak tekrar babanın huzurunda durdular. Ama bu kez dara durma değildi. Dört
can el ele verdi. Baba onlara bir hizmet gülbankı okuyuverdi:
"Hüü hizmeti kabul ola, muradı hasıl olan,
Hakk divanında yazılı ola. Gerçek erlerin demine pirimiz Murtaza Ali’nin
keremine ya Ali, hüü."
Bu gülbankla musahip olma ayini tamamlanmış
oldu. Mürşid yerine musahip olanlar da yerlerine oturdular. Artık Halil ile
Salman ve bacıları musahip oldular. Talipler tarafından tebrikler de
gecikmedi. Ama yine de her şey bitmiş değildi. Tarik vurulan yerde tercüman
yemek veya tercüman içmek şarttır. Tercüman yemekten de olur,
demden de olur,dediler. Ne var ki, bu ayinden sonra henüz iş bitmediği ve
tercüman yemeği daha çok vakit alacağı için demle yapılıyormuş.
Musahip olanlar bir şişe dem indirdi. Hadım
hizmetini yapan talip babanın karşısında durmak için kullanılan koyun
postuna oturdu. Fincanlar tablalar indirildi. Musahip olan canların bacıları
Nesibe ile Ümmügülsüm hizmete katıldılar, yani tablalar ellerinde
taliplere dem üleştirmek üzere hazırlandılar. Hadım fincanlara dem döktü,
bacılar her talibi elinde bir fincan bulunması şartıyla hepsine birer fincan
sundu. Sonra baba, demi niyazladı. Önce baba fincanı iki eliyle tutarak kaldırdı.
Babadan sonra hizmet sırasıyla en büyükten en küçüğe kadar demlerini içtiler.
Üç kez bu böylece tekrarlandı. Üçüncü sırada Deliorman Alevilerinin
bayram muhabbetlerinde yerini almış üçler gülbankı okundu. Üçler gülbankından
hemen sonra bu muhabbete son verirdi. Daim gülbankı okundu. Anlattıklarına
göre bu bayram düğün değil, tariklenmeden sonra yenilen veya içilen tercümanlar.
Musahip olmayanları dışarı çıkarırlar.
Tercüman da içilince, cem ayinine nerede ara
verildiyse oraya dönülürdü. Baba "gönlünde
görgüsü olan talip varsa söylesin" demişti. Gözcü de "darda
canlarımız var, ikrar verecekler, ikrar alacaklar" demişti. Musahip
bağlanınca o gece gönlünde görgüsü olan kardeş kalmadığına göre,
baba akşam kılma, yani ibadet gülbankını okumaya geçti. Böylece
bir musahip bağlama, ikrar verme ikrar alma ayini de tamamlanmış oldu.
Musahip bağlamanın devamı olarak kafadar
düğünü de yapılıyormuş. Musahip olanlar en güzel giyimleriyle yukarıda
anlattığım gibi tüm akrabalarını düğüne çağırıyormuş. Başka
cemlerden başka köylerden akraba da gelince, kalabalık odalara sığışmıyormuş.
Yemeklerin, tatlıların en iyisi en lezzetlisi hazırlanıyormuş, ve ilginç
bir gelenek olarak hatırlatmak isteriz. Musahip olmayan talibin cem ayinlerinde
koyun postuna oturmaya hakkı yoktur. Mindere oturur, doğrudan doğruya halıya
oturur, ama posta oturmaz. Musahip olup, sofra kurmak için kestiği kurbanın
derisini post yapıp cemevine götürdüğü zaman artık kendi postuna oturur.
Tercüman içmeye yemeye de hak kazanır.