Bostancı Çelebi, Hacı Bektaş Veli ve Hızır Nebi'nin Buluşması
Kayseri'ye Gelişleri
Rivayettir: Hazreti Hünkâr Hacı Bektaş Veli Kayseri'ye gelip Hızır ile mülâkat olup, Bostancıya nazar eylediğidir.
Hazreti Hünkâr çok vakit Hazreti Hızır ile buluşurdu. Çünkü, İbrahim Hacı'dan ayırtlaşıp revan oldular. Gelip Kayseriye eriştiler. Geri, Hızır Nebi ile buluştular; gittiler. Ta kim Kayseri'nin yukarı yanında Şahlan Kalesi yanındaki bostanlığa eriştiler. Gördüler kim, anda bir bostancı durup bostan diker. Ol Ruma girdikleri vakitte evvel bahar idi. âlem müzeyyen idi.
Hazreti Hünkâr ve Hızır Nebi ol bostan' diken bostancının bostanı kenarında bir taş dibinde oturdular. Hazreti Hünkâr Kaddesallâhu serrehülazîz bostan dikene «Kardaş» deyü nida etti. Bostancı dahi Hazreti Hünkâr'ın çağırdığını işitti: «Lebbeyk» dedi. Hazreti Hünkâr eyitti:
― Bostanından bize kavun getir, gönlümüz diler, yiyelim öylekim,
dedi. Bostancı eyitti:
― Bitsin inşallah,
dedi,
― Gelesiz bile yiriz.
Gine Hazreti Hünkâr eyitti:
― Sol ektiğin yeri bir gezin. Şayet yetişmiş ise getir yiyelim,
dedi. Bostancı, Hazreti Hünkâr'ın sözüne öyle cevap vericek Hızır Nebi Bostancıya eyitti:
— Öyle deme, erenlerin sözünü döndürme. Var bostanı gezin,
dedi. Hızır Nebi'nin sözleri üzerine bostancının kalbini bir itikat bürüdü. Durdu, ol diktiği bostanı gezindi, gördü ki bir ucunda bir kavun kökü bitmiş, üç büyük güzel kavun bitmiş. Burca burca kokar. İkisini kökünden koparıp getirdi. Birini Hızır Nebi'nin önüne koydu. Ve birini dahi Hacı Bektaş Veli'nin önüne koydu, eyitti:
― Erenler ol birini biz dahi oğlancıklarımız ile ve ehlimiz ile yiyelim,
dedi.
― Öyle olsun, öylekim,
deyip, Hazreti Hünkâr, Hızır Nebi kalkıp oradan şehre doğru revan oldular.
Erenler gittikten sonra, bostancı dahi işi ile meşgul oldu. Bu olan rumuz ve bu gördüğü velayetten gönlüne bir azim heybet oturdu. Vardı ol kalan bir kavunu kökünden koparıp getirdi. Fikrinden bu geçti kim
«Eyvah bu nice iş idikim ben işledim. Bostanı dikildiği vakitte gördüm, kavun biter. Şükür bu hod velâyet ile oldu. İmdi, bunlar velayet ehilleri ve keramet ıssıları, azizler imiş. Hayf ettim, onların gibi azizlerin ellerini öpüp ayaklarına düşmedim. Safa nazarlarını almadım.»
deyip hayli tahassür çekti. Aşağı yukarı hayli seğirtti hiç onlardan namı nişan bulamadı. Sonunda nevmit oldu. Ol kalan kavunu aldı ve bostan dikmeyi koydu; evine geldi.
Çünkü evinden içeri girdi, gördü ki, Hızır Nebi ve Hazreti Hünkâr anda otururlar. Ol kavunu dahi önlerine koydu. Evvelkini dahi yememişler. Hakk'a şücür sena edip yüzünü yere sürdü. İleri gelip Hızır Nebi ile Hazreti Hünkâr'ın ellerini öpiü. Ayaklarına düştü. Tazarru edip miskinlik gösterdi. Kalkıp karsılarına geçti, el kavuşturup peymançeye durdu. Andan Hazreti Hünkâr bostancıya etti:
― İleri gel. Öylekim bu kudret lokmalarını kes, yiyelim. Ta Horasan'dan buraya, kudret lokmasını yemedik,
dedi. Andan bostancı ileri geldi. Ol kavunları kesti. Birisini dahi ehline gönderdi. Geri kalanı ol arada erenler cem olup ol kudret lokmasını hora geçirdiler. Çün neyledi Hakk Tealâ Hazretlerine şükür sena ettiler. Andan bostancı peymançeye geçip eyitti:
― Erenler lütfedin, biz fakire dahi safayı nazar edin, himmet edin,
dedi. Andan, Hazreti Hünkâr Hacı Bektaş Veli Kaddesallahu sırrelaziz Bostancı Çelebi'yi tariki üzere, erkân ile tıraş ve biat eyledi. Tacı kisvet eriştirdi. İcazet inabet verdi. Dahi gözlerini sığadı, arkasın bastı. Andan eyitti:
― Var eylekim, nasibini aldın,
dedi. Andan sonra, Hazreti Hünkâr, Hızır Nebi kalkıp revan oldular. Amma, bu yana Bostancı Çelebi, Hazret Hünkâr gittikten sonra Kayseri vilâyetinde nice velayetler ve kerametler gösterdi ve izhar eyledi. Ahir adını Bahaeddin Bostancı Çelebi çıkarttı. Dahi bu güne dek maruf ve meşhurdur, amma, Bostancı Çelebi'nin mezarı şerifleri şimdiki dem Kayseridedir.
Ali Çelebi tarafından yazılan 1034 Hicri tarihini taşıyan ve Hacı Bektaş Dergâhı'na vakfedilen yazma nüsha esas alınmıştır.
Velayetname-i Hacı Bektaş Veli. [Haz. Sefer Aytekin] Emek Basım Yayınevi, Ankara, s. 57-59.