Baki Öz

Balkanlarda Alevilik-Bektaşilik

1) Balkanlarda Alevi- Bektaşiliğin Tarihçesi

Balkanlarda Alevi-Bektaşiliğin tarihçesi Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna kadar gider. Osmanlılar Batı Anadolu’ya sıkışmayıp, Rumeli’ye geçişin yollarını aramışlardır. Bu geçiş, Orhan Bey dönemiyle başlar. Askeri geçiş ve üslerin kurulmasının hemen ardında Asya’dan gelip Batı Anadolu’ya sıkışmış Oğuz (Türkmen) oymakları büyük kitleler halinde Rumeli’ye geçirilip yerleştirilir. Bu Osmanlı’nın yerleşim (iskân) siyasasının bir gereğidir. Türkmen oymaklarının Balkanlara yerleşimi giderek daha yoğunlaştırılır. Osmanlı için bu durum siyasal, toplumsal ve askeri bir çözümdür. Rumeli’ye yerleşen bu Türkmen nüfus oraları Osmanlı’ya kazandırmış oluyordu. Buna parelel, bölgede Türkleşme ve İslamlaşma olgusu yaşanılıyordu. Doğallıkla bu toplumsal bir oluşumdur.

Balkanlara yerleşen bu oymaklar katı Müslüman değillerdir. Çoğu İslamlıkla Anadolu’da tanışmıştır. Çoğuysa daha Asya’dayken İslamlığın Alevi yorumunu benimsemiştir. İslamlıkla yeni tanışan Türkmenler İslamlığın yalın yanlarını alarak, Şamaniliklerini örtülemişlerdir. Şöyle ya da böyle, Şamanilikleri ve İslamlıktaki yalınlıkları sürmektedir. Kazandıkları İslamsal yapı onları ancak Alevilik inancına dek ulaştırmış, koşullar İslamlığın aşırı katılığına (ortodoks) ulaşmalarına engel olmuştur. Bu nedenle, Balkan İslamlığında ortodoksilik (Sünnilik) değil de, heterodoksilik (Alevilik) yaygın olur.

Doğallıkla, bunun başka nedenleri de vardır. Rumeli’ye göçen Türkmen oymakları orada katı Hıristiyan (ortodoks) topluluklarının yanında, kendilerini düşünsel ve inançsal yumuşaklıkla karşılıyan topluluklarla da karşılaşırlar. Bunlar, daha hoşgörülü yaklaşmaktadırlar. Karşılarına Ortodoks ve Katolik Kiliselerinin bağnazlıklarıyla çıkmıyorlardı. Toplumsal yapı ve yaşayışları, ortaklaşıcı ve paylaşımcı anlayışları, Hıristiyanlığa getirdikleri rahat yorumla Türkmen topluluklarıyla kaynaşmayı sağladılar. Bunlar, Balkanlardaki Bogomil akımı ve Bogomil topluluklarıdır. Türkmenlerin, İslamlığın rahat bir yorumu olan Alevilikte takılıp kalmalarında, Sünniliğe kaymayışlarında bu Bogomil topluluklarının rahatlatıcı ortamlarının temel etkisi olur.

Bogomiller; Suriye ve Anadolu’da 4. ve 6. yüzyılda ortaya çıkan Ökhaytlar, 8. yüzyılda doğan Poliçyanların bir devamıdır. Bunlar anti-Katoliktirler. Kilise düzenine karşı çıkmaktadırlar. Paylaşımcıdırlar. İkilemli (dualist) bir felsefeleri vardır. Zahitlikle dinsel inançlarını yürütümektedirler. Hareket, 8.-10. yüzyılları arasında Trakya’da kök salar. Gizli olan bu akımın yandaşları hızla çoğalmaktadır. Yandaşların çoğu Bulgar’dır. Bu akım, 12. yüzyılda Bogomiller adıyla bilinmeye başlar. Bogomiller ikilemli öğeleri Poliçyanlardan, zahidliği ise Ökhaytlardan almışlardır.[1] 13.-14. yüzyıllarda Rumeli’ne yerleşen Türkmen oymakları işte bu topluluklarla tanışır, yakınlık bulur ve bu topluluklarla ilişkiler kurabilir. Balkanlardaki Türkmenlerin İslamlığın Alevilik yorumunu seçmelerinde, Bogomil etkisinin küçümsenemeyeceği kanısındayım. Böylece bu komşu toplulukların inanışları birbirine ters düşmüyor ve birbirlerini bağnazca reddetmiyordu.

Balkanların genelinin Türkmenleşme ve İslamlaşmasında, özelinde ise Alevileşmesinde Orta-Asya’dan Türkmen boylarıyla birlikte gelen dervişler temel rol oynamışlardır. “Horasan Erenleri”, “Rum Erenleri” ve “Seyyidler” denen bu dervişler Türkmenler arasında Alevileştirme çalışmalarını zaten Orta-Asya’dayken yapmaktaydılar. Çoğu dergâh sahipleriydiler. Dergâhlar, bir bakıma örgütleşme birimleridir. Anadolu’ya da bilinçli gelmişlerdir. Çoğunluk Türkmen oymaklarıyla birlikte göç etmişlerdir. Anadolu’nun çeşitli yörelerine yerleşerek ve dergâhlarını kurarak, Türkmen oymaklarını çevrelerine toplamış, yerleşik yaşama geçmelerinde de genellikle ünlü tarihçilerimizden Prof. Ömer Lütfi Barkan’ın “kolonizatör Türk dervişleri” dediği bu dervişler, önderlik etmişler, onların yerleşmelerine yardımcı olmuşlar, oymakların dergâhları odak edinerek yerleşmelerine, dağılmamalarına çaba göstermişlerdir.[2] Oymakların ortak düşünce, inanış ve hareket içinde oluşlarının nedeni budur. Balkanlarda o güne göre Alevilik türevlerinin tutunması, yaygın inanç durumuna gelmesi bu planlı ve bilinçli çalışmaların ürünüdür.

Osmanlı’nın devlet durumuna gelişinde İçbatı Anadolu ve Balkanlarda siyasal, yönetsel ve askeri bakımdan yapılanmasında genel Aleviliğin ve Aleviliğin türevlerinden Ahiliğin, Alevi, Bektaşi ve Ahi dervişlerin temel rolü olmuştur. Orhan Bey Rumeli’yi Osmanlı’ya kazandırırken; Halil Ece, Yakup Ece, Akbaş Baba, Gazi Fadıl Bey gibi toplum içinde saygınlığı olan ileri gelen kimseleri görevlendirmiştir. Bunların tümü Alevi ve Ahidirler.

Balkanlarda ortak bir “Sarı Saltık kültü” vardır. Bu inanışın izlerine, etkinliğine Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Kırım ve Azerbaycan’ın tümünde rastlanır. Tarihlerin anlatımına göre Sarı Saltık 1263’lerde 12 bin Türkmen ailesiyle Kırım ve Dobruca yörelerine gidip yerleşmiş ve İslamlığı yaymaya çalışmıştır. 14. yüzyılda yöreyi dolaşan ünlü Arap gezgini İbni Batuta bu yıllarda yörede “Ahilik”le birlikte “Sarı Saltık kültü”nün de yaygın olduğunu, Altınordu ülkesinde bayağı tutunduğunu yazar. Sarı Saltık, Kırım Hanı’yla birlikte savaşlara katıldığı, savaşçılara coşku aşıladığı, Rumeli ve Kırım Tatarlarını İslamlaştırdığı (yani Alevileştirdiği), en çok Edirne ve İsakça’da yaşadığı, İlhanlı ve Coçı Uluslarının kültür tarihlerine de mal olduğu bilinmektedir. Sarı Saltık’dan sonra gevşeyen bu akımı, özellikle Altınorda ve Tatar yörelerinde Sarı Saltık’ın müridlerinden Tokatlı Barak Baba toparlamıştır.[3] Binlerce müridiyle Sarı Saltık, ardılı (halifesi) Barak Baba, Horasanlı Taptuk Emre ve Azerbaycanlı Geyikli Baba Osmanlı uç bölgelerinde Alevi içerikli siyasal ve ideolajik mayanın tutmasında baş rolü oynamışlardır.[4]

Doğu Avrupa Bektaşiliğinin “sarışın dedesi” Sarı Saltık Dede’nin yaşamı, misyonerlik çalışmaları tüm Doğu Yunanistan’da, Doğu Bulgaristan’da, Güney Romanya’da Arnavutluk’ta, Altınordu ükesinde ve Rumeli’de söylenceleşmiştir. Bu onun halkta yarattığı iyi izlenimlerin sonucudur. Bu yöreler halkı ona yürekten bağlıdır, sevgi beslemektedir. Ayrıca bu yörelerde, Alevi dervişliği geleneğini de başlatmıştır. En önemli çalışmalarından biri Güney Rusya Tatarlarına İslamlığı kabul ettirmesi olmuştur. Bu durum Doğu Avrupa tarihinde önemli rol oynar. İbni Batuta’nın Altınordu hükümdarı Özbek Han’ın sarayında dinledikleri Sarı Saltık yoluyla Alevilik ve erken-Bektaşiliğin yöredeki temel tutuşu açısından ilginçtir. 1332- 33’lerde yörede duydukarını yazan İbni Batuta;

“…Adı Baba Saltık olan bu kente geldik. Oradakiler, Saltık’ın bir tasavvuf ehli olduğunu söylemekle birlikte, Şeriat yasasına aykırı olan bir takım şeyleri de ona yakıştırıyorlardı…”

diyor.[5] Katı şeriatçı olan İbni Batuta’nın Sarı Saltık’ın düşüncelerini şeriat dışı bulması, Sarı Saltık’ın ve yöre halkının Aleviliğin ve buralarda Sarı Saltık düşüncesinin temel tuttuğunun kanıtıdır.

Osmanlılar 1393’lerde Kuzey Doğu Bulgaristan ve Dobruca’yı aldıklarında, birçok heteredoks ve tarikatçı Türkler o yörelere göçmüşlerdir. Yöre insanlarının çoğuysa Sarı Saltık kolonistlerinin kalıntılarıdır. Yöreye, Güney Rusya’nın Tatarları da gelmiştir. Sonradan bu topraklara Simavnalı Şeyh Bedreddinciler de eklenir. Alevilik-Bektaşilik böylece Balkanlarda önemli bir güce ulaşır. Yeni yeni etkin kişiler devreye girerler. Balkanlarda, Alevi Bektaşiliğin benimsenip yayılmasında etken görevler yaparlar. Bunlar; Otman Baba (1379-1478), Demir Baba Sultan (15. yüzyıl) ve Akyazılı Sultan (16. yüzyıl)lardır.[6]

Osmanlılar, 1. Murad döneminde Yunanistan ve Bulgaristan’ın önemli yerlerini almış ve Anadolu’daki Türkmen oymaklarının bir bölümünü buralara yerleştirmiştir. Alevi-Bektaşi topluluklarının Yunanistan ve Bulgaristan yörelerine yerleşmesi genellikle bu yolla olmuştur. Daha önceleri Babai (1240) olayı sonrasında kırımdan korkan kimi Batıni- Babai ve Alevi toplulukları da hemen olay sonrası yıllarda bu yörelere göçmüşlerdir. Bugün, bunlar bu yörelerde “Babailer” olarak adlandırılırlar. Alevidirler. 2. Bayezıd kendisine karşı olarak gördüğü kimi Alevi-Bektaşi topluluklarını “Safevi yandaşıdır” suçlamasıyla Yunanistan, Sırbistan, ve Arnavutluk’a sürmesi Balkanlarda Alevi nüfusun artmasında önemli bir etkendir. Bu dönem Yunanistan’ın Modon, Koron gibi adaları Aleviler için sürgün merkezleri olmuştur.[7]

Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk ve Yugoslavya’da Bektaşiliğin yayılmasında 16. yüzyılın başları bir atılım dönemidir. Bu atılımı Kadıncık Ana’dan doğduğu ileri sürülen Seyyid Ali Sultan’ın (Timurtaş / Hızır Lala / Kızıl Deli) (1310-1402) Yunanistan’ın Dimetoka kenti yakınlarında Kırca Ali Köyünde tekkesini kuruşuyla başlar. Seyyid Ali Sultan bir Bektaşi misyoneri olarak görev yapar.[8] Daha sonraları bu tekkede Balım Sultan, Vahdeti Dede, Seyyid Mustafa Dede, Kara Ali Dede, Sadık Abdullah Baba ve birçok Bektaşi dedesi yetişir ve misyonerlik çalışması yaparak Bektaşiliği tüm Virani, Vahdeti, Ahmet Gurbi, Belgratlı Agâhi Dede, Bosnevi, Muharrem, Mahzeni, Sersem Ali Baba, Lezizi, Aru Baba, Derviş Bekim, Şemimi ozan-derviş kuşakları geliştirirler. Bu tür yoğun çalışmalar sonrası bu tarikata Türk dışı Yunan, Arnavut ve Yugoslav kökenliler de girmişlerdir. Bektaşilik, Arnavutluk halkı arasında da çok yaygındır. Makedonya Cumhuriyeti, Sırbistan Kosava Özerk Bölgesi’nde ve bugünkü Arnavutluk’ta yaşayan toplumların dinsel, siyasal ve kültürel yaşamlarının oluşmasında Bektaşiliğin önemli ölçüde belirleyici rolü olmuştur [9]

Büyük bir olasılıkla birçok Alevi dervişi 2. Murad’ın ordusuyla Arnavutluk’a dek gitmişler. Kasım Baba adlı bir Bektaşi 2. Mehmed döneminde Arnavutluk’a yerleşmiştir. 17. yüzyılda Arnavutluk’u gezen Evliya Çelebi, Emevi halifeleri, Muaviye ve Yezid’e karşı nefret duyan bir halkla karşılaşır. Bunlar teberra / tevallaya inanan Alevi-Bektaşilerdir. Ergeri’de dinsel uygulamaları arasında Nevruz ve Sarı Saltık bağlılığı olan topluluklar görür. “Abdal” v. b. gibi terimlere ve Alevi-Bektaşi motiflere Arnavut halkı arasında rastlar. J. K. Birge Kruje’de Bektaşi izlerinin 1700’lere dek indiğini Tekke ve mezarlıklarda Bektaşi simgelerine rastlandığını yazar. 1789-1822 arası Arnavutluk’ta özerk olan Epir Veziri Tepedelenli Ali Paşa Şemimi Baba’dan “nasip almış” bir Bektaşi’dir ve Bektaşiliği yörede yayıcı misyonerlik çalışmaları yaptırmıştır. Kendisi dahi resimlerinde Bektaşiliğin ritüelinde Oniki İmamların simgesi olan 12 dilimli başlıkla görülür.[10] Bektaşiliğin, Arnavutluk’ta en parlak dönemi Tepedelenli Ali Paşa dönemidir.[11]

Arnavutluk’ta ve Balkanlarda Bektaşiliğin yaygınlaşmasında, önemli değerler yetiştirmesinde, kurumlar oluşturmasında; sanat, bilim, düşünce, siyaset ve örgütlenme alanında önemli kimseler yetiştirmesinde Fraşeri ailesinin önemli bir yeri vardır.

Osmanlı’nın fetih hareketlerine katılan bir takım Alevi dervişler Balkan topraklarında kalmışlardır. O günden bugüne bu dervişlerin yatırları halkça ziyaret edilir, saygınlık görür. Bunlar Macaristan Budin’de yatan Gül Baba’yla (Cafer) (ölm. 1541), Romanya’nın Ulubey bucağında yatan Sünbül Dede (Hüseyin)’dir. İkisi de aynı soydan gelip, “Seyyid”dirler. Kanuni’yle birlikte Macaristan seferine çıkmışlardır.[12]

Girit’e Bektaşiliği, Horasan Türkmenleri soyundan Kırşehirli Horasanlı Mevlana Derviş Ali Dede sokar. 1664’de Girit’in alınması sırasında orduya “Bektaşi yoksulları kafilesi”nin başı olarak katılmıştır. Derviş Ali Girit’te Bektaşiliği örgütler, kurumlarını (dergâhlarını/ tekkelerini) açar, babalar atar. Böylece Horasanlı Degâhı, Girit’te Bektaşiliği halka benimseten merkez olur. Girit’te Bektaşiler Kandiye, Resmo ve Hanya kentlerinde yoğunluktadırlar.[13]

Bektaşi Tarikatı için Balkanlar birinci planda gelir. Anadolu’daki Alevi halkı ve dervişlerin göçüyle sürekli beslenmiştir. Şeyh Bedreddin’in tabanı bu topluluklar olurlar. Şeyh Bedreddin hareketi Balkanlardaki Alevi-Bektaşi çevrelerin düzene girmesine de neden olur. Gerçi bir bölümü Anadolu’ya sürülür. Bu çevreler sürekli baskı altına alınır, Ebussuud gibi şeyhülislamların fetvalarıyla şuçlu nitelenip cezalandırırlar. Bu yoldan Emin Baba gibiler “Hallac-ı Mansur’un öğretisini yaymak” suçlamasıyla 1598-99’larda Manastır’da idam edilirler.[14] Fakat, bu gelişmeler durmaz. L. Montagu’nun 01.04.1717’de Edirne’den gönderdiği mektubunda; bölge halkının inancına ilişkin çizdiği taploda Alevi-Bektaşiliğin motiflerini görmek olasıdır.[15]

Balkanlarda Hıristiyan kesimler dahi Sarı Saltık’ın kendi dinlerinin yayıcısı olarak görürler. Balkanların çok yerinde ve Yugoslavya’da; İpek, Kruya, Prielp ve Paştrik Dağı’nda Sarı Saltık’ın mezarı olduğu söylenir. Bu benimsemeye Kafkasya ve Romanya da katılırlar.[16] Herkes bu yüce insanı kendinin bir parçası olarak görecek ölçüde benimsemiştir.

Balkanlarda 15. yüzyıldan sonra yoğun ölçüde Bektaşi tekkeleri kurulmuştur. Bunların en önemlileri Akyazılı Baba tekkesi, Demir Baba tekkesi, Otman Baba tekkesi, Ali Baba tekkesi, Kıdemli Baba tekkesi, Yahya Paşa Bali tekkesi, Hüseyin Baba tekkesi, Genç Baba tekkesi, Kızane tekkesi, Sersem Ali Baba tekkesi, Sarı Saltık tekkesi, Seyyid Ali Sultan tekkesi, Gül Baba tekkesi vb…[17]

Bunlar doğallıkla Alevi-Bektaşiliği örgütleyen kurumlardır. Yayılmasında ve benimsenilmesinde bu kurumlar etkin olurlar.

Yeniçeriliğin 1826’da kıyımı nedeniyle Bektaşilik Balkanlarda ikinci plana düşer.[18] Yalnız, bu durum kısa sürer. Kısa zamanda “geçmiştekinden daha az önemli olmayan bir etkinlik dönemine” girilir.[19] Bektaşilik bu dönemde giderek kitleselleşir ve geniş kamu yığınlarına mal olur. Üst katmanlar ve yönetim makanizması içerisinde yer edinme sürecine girer.

İttihat ve Terakki’nin Balkanlarda bir tabanı vardır. Bu taban bölgede uzun bir tarihi olan Alevi-Bektaşilerdir. Bektaşiliğin bölgede 13. yüzyıllara dek giden bir geleneği, bir birikimi vardır. Bu derin gelenek ve birikimle özgürlükçü gördüğü İttihatçı hareketin kadrolarında yer alırlar. Bektaşilik-İttihatçı hareketin arasındaki ilişkiye, birlikteliğe bu ilerici ve özgürlükçü gelenek ve birikim yol açmıştır. İttihat-Terakki / Bektaşilik ilişkisine bu açıdan bakılması gerektiği kanısındayım.

 2) XX. Yüzyıl Başlarında Balkanlarda Bektaşilik ve İttihat-Terakki’nin Kurulmasında Rolü

Osmalı tarihi boyunca Rumeli Anadolu’dan Türkmen nüfusu çekmiştir. Bu Türkmen boylarının çoğunluğu Alevi-Bektaşidir. Tarih boyu birkaç toplumsal olayı (Şeyh Bedreddin olayı gibi) da yaratarak / yaşayarak derneşmiş ve toparlanmışlardır. Günümüze dek süre gelen derneşmiş Alevi toplulukları içerisinde geniş alanlara yayılmış Alevi-Bektaşi oymakları vardır. Bunların en ünlülerinden biri Amuca oymağıdır. Bu oymak, Trakya’dan Bulgaristan’a dek yirmibeş köye dağılmıştır. 20. yüzyılın başlarında bu köylerde 2 binin üzerinde hane halkı vardır. Nüfusları 15 bini geçmektedir.[20]

20. yüzyıla gidiş sürecinde bölgede Alevi-Bektaşiler oldukça yaygındır. Rumeli’nin Varna, Deliorman, Dobruca yörelerinde Hacı Bektaş Çelebilerine bağlı, sürekli niyaz akçelerini gönderen Bektaşiler vardır.[21] Aleviler Arnavutluk ve Epir’de İslamlığın biçimlenmesinde temel rol oynamışlardır.[22] 1826 Bektaşilik-Yeniçerilik kırımını Arnavut Bektaşileri bir bakıma ziyansız atlatmışlardır. Arnavutluk’ta yaşayanların dörtte biri Bektaşidir. Bektaşilik, Katolik ve Sünniliğin yanı sıra resmen tanınan bir dindir.[23] Arnavutlar, Kiga ve Toska olarak iki bölgede oturmaktadırlar. Bu bölgeleri, İşkombi Irmağı ayırmaktadır. Kiga bölgesi kuzeydedir, halkı ise oldukça kavgacıdır. Toska güneydedir ve halkı daha uysaldır. Toskalılar tümüyle Bektaşidir. Arnavutluk’ta özellikle 18. yüzyıldan sonra Bektaşilik propagandası yapılmaktadır. Bölgede Bektaşiliğin yaygınlaşmasında ve etkin bir güç durumuna gelmesinde bir Bektaşi olan Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın büyük rolü vardır.[24] Dierl’in belirttiği gibi Arnavut Bektaşileri Osmanlı Devleti’ne “çok iyi asker, yetenekli devlet adamları ve valiler vermişlerdir”.[25]

Balkanlarda Bektaşilik Hıristiyan kesimleri de etkilemiş; Hıristiyanların İslamlığa, özellikle Bektaşiliğe geçişlerine yol açmıştır. Arnavutluk, Girit, Makedonya’nın Kesriye bölgesi, Güney Makedonya’nın Teselya Konyarileri, Rodop Yörükleri, Dobruca Tatarları hep bu türdendir. Hasluck’un deyişiyle bu bölgelerde, “Hıristiyan halklara aşılanmış bir Bektaşilik olayı”na rastlanılmaktadır. “Bektaşiler, Hırıstiyanlar arasında özellikle ermiş kültü alanında derin iz bırakmışlardır”. Bektaşi tekkeleri açılmış, bunlar misyonerlik çalışmaları yapmışlardır. Alevi-Bektaşi motifleri, bölge halkının yaşamına girmiştir. Bektaşi aziz ve velilerinin türbeleri yaygındır, sürekli ziyaret edilmektedirler.[26]

20. yüzyılda Arnavutluk’taki Bektaşi bölgesi güneydeki Malakastra’dır. Burası bir Toska bölgesidir. Buradaki Bektaşilik Tepedelenli Ali Paşa’nın etkinliklerinin bir devamıdır. Gerçi Tiranlı Esat Paşa’nın bağnaz Gegalarının kıyım ve yıkımına uğramışlarsa da, ortadan kaldırılamamıştır. Ali Paşa’nın çalışmalarıyla daha kuzeydeki Kroya ve Akçahisar da Bektaşiliğin kaleleri olmuşlardır. Kroya, Sarı Saltık kültü ve söylencelerinin merkezi konumundadır. Bu harekette Tepedelenli’nin çağdaşlarından Beratlı Ömer Viryoni ile Avlonyalı Mahmut Beylerin rolleri küçümsenemez.[27]

Jön / Genç Türk- İttihat Terakki hareketine ortam yaratan Arnavutluk bir Bektaşilik yatağıdır. Yoğun ve etkin bir Bektaşi toplumuna sahiptir. Bir Arnavut gazetesi 1913’lere ait durumu şöyle değerlendiriyor:

“Akıllı ve zeki Arnavut Müslümanlarının büyük bir kısmı dinlerinden kopmuş ve Bektaşi olmuşlardı. Buna İslamlığın Protestanlığı da denebilir. Hattâ daha da çoğu söylenerek, özgür düşünce, eşitlik ve kardeşlik lehine dini değiştirip yalınlaştırarak mason inancına oldukça yaklaştırdıkları ileri sürülebilir. Böylece onu idealize etmiş ve eski Asya masonluğu temeline oturtmuşlardır. Bugün, bu ve öteki kültürlü ve zeki, Müslüman ve Hıristiyan Arnavutluklardan girmişlerdir”.[28]

Ötede, Budapeşte de Bektaşiliğin bir ileri karakoludur. Gül Baba kültü buradaki Alevi-Bektaşiliğin günümüze kadar getirilmesine neden olmuştur.[29]

20. yüzyıl başlarında ne kadar Alevi-Bektaşi vardı? Araştırmacılar yedi milyon rakamını veriyorlar. Arnavutluk’taki Tomari Dağı Bektaşi Tekkesi Postnişini 1826 öncesi tutulan yıllık istatistiklerde; Anadolu’da yedi milyon, Arnavutluk’ta 100 bin, İstanbul’da 120 bin, Girit, Makedonya ve Irak'takilerle toplam 7,3 milyon Alevi-Bektaşi olduğunu açıklıyor. Arnavutluk’taki Bektaşi cemaati başkanı Salih Niyazi Baba’ysa 1933’lerde Osmanlı İmparatorluğu’nda Kızılbaşların dışında 7,5 milyon Bektaşi olduğunu söyler. Niyazi Baba’ya göre sadece Türkiye’nin doğu illerinde 1,5 milyon, Arnavutluk’ta ise 200 bin Bektaşi vardır. Bu sayı Arnavutluk’taki nüfusun % 20’sidir.[30] TBMM Aksaray milletvekili Besim (Atalay) Bey 1924’lerde Anadolu’da yaklaşık 1,5 milyon Alevi-Bektaşinin var olduğunu yazar[31]. Doğallıkla bu sayılar pek sağlıklı değildir. Bir kanı oluşturmak için vermek gereğini duyduk.

Gerek Türkiye’de, gerekse Balkanlarda Alevi-Bektaşilik bir gizil güçtür. Dierl’in vurgaladığı gibi 1900’den sonra Türk ulusçuluğu, Pantürkizm ve laiklik kentlerdeki Alevi-Bektaşi felsefesini öne çıkarır.[32] 20. yüzyıl başlarında Alevilik-Bektaşilik siyasal düşünce ve eğilimlerin temel direği olur. Siyasal hareketler, Alevi-Bektaşilerde düşünce ve eylemde destek ararlar. Jön / Genç Türk- İttihat ve Terakki’nin Bektaşilik ilişkisi ve birlikteliği bu bağlamda doğar ve gelişir. Bunun en güzel örneklerini Balkanlardaki Jön / Genç Türk hareketinde görüyoruz. Bir Bektaşi olan Resneli Niyazi Bey’in “Hürriyetin İlanı” için dağa çıktığı sıralarda güncesine düştüğü 05. 07. 1908 tarihli notunda;

“Kroşişte ve bölgedeki köylerde İttihat ve Terakki’ye girmiş olanlar, bu taraflarda Bektaşilere dönük bir küçümseme ile karşılaşmaktaydı”[33],

demektedir. Bu yargı Bektaşilerin Genç Türk hareketine yoğun olarak katıldığını, halkın (özellikle Sünni halkın) Jön / Genç Türklerle Bektaşiliği aynı kefeye koyduğunu gösterir.

Niyazi Bey anılarında Hüsrev Bey’i İttihat ve Terakki “Cemiyeti”ne kazanışına değinirken; özellikle onun Bektaşilerle olan bağına ve bu kesimi “cemiyete” kazandıracağına inandığı için önem verdiğini belirtir. Çünkü, Alevi-Bektaşiler bölgede önemli bir yoğunluğa ve güce sahiptirler. Düşünce olarak da yakındırlar. Bu kesimle birliktelik “cemiyet” için bir kazanımdır. Resneli Niyazi Bey anılarında bu ilişki arayışını şöyle anlatır:

“…Hüsrev Bey Görüce bölgesinde Melmepan Bektaşi tekkesi babalarından Şeyh Hüseyin Baba ile özel görüşme yaparak bölgede çalışmalar için gerekli bir yol sağlamıştı. Baba, Cemiyeti ve amacını kutsal bilmiş ve büyüklüğüne inandığı bu yoldan ayrılmamalarını ve kendi müritlerine gerekirse bu uğurda kanlarını akıttırabileceğini söylemişti. Bu Bektaşi babasının bölgede ve tüm Toskalılar arasında bir büyük etkisi vardı. Ayrıca Çerçiş’i koruyan ve ona yardım eden de oydu. İşte ben Hüsrev Bey üzerinde durmamın neden doğru olduğunu böylece kanıtlamış oluyordum.”[34]

Kısaca şunu görüyoruz: İttihat ve Terakki genellikle Bektaşiliğin yoğun ve etkin olduğu yörelerde örgütlenmiştir. İlk örgütlenmeler bilindiği gibi Köstence, Mecidiye, Ruscuk, Dobruca, Şumnu, Filibe, Sofya, Kızanlık, Vidin, İşkodra, Tiran, Selanik, Manastır ve Edirne gibi Rumeli ve Balkan kentleridir.[35] Buralarda da Bektaşiler yoğun ve etkindirler. İttihat ve Terakki’nin ilk örgütleniş yerleri bilinçli ve planlı bir seçimdir. Örgütlenişin bu coğrafi modelinin Bektaşi öğelerin gözönüne alınarak yapıldığı muhakkak. Çünkü, bu tür örgütlenmelerde destek ve ortam aranır. İttihat ve Terakki’nin örgütlenmesine doğal ve toplumsal ortamsa Bektaşi bölgelerinde vardır. Bektaşilik- İttihat Terakki birlikteliğinin gizi burada yatar.

Balkanların bu kentleri aynı zamanda Masonluğun da yaygın olduğu yerlerdir. Bu kentlerde mason locaları çoktan beri kurulmuştur. Mason localarında özgür bir hava vardır. Her türlü konuşma ve tartışma yapılabilmektedir. Prof. T. Zafer Tunaya’nın belirttiği gibi, localar baskı rejimini yıkmak isteyenlerin “planlama ve yüreklenme merkezleri” olmuşlardır. İttihat ve Terakki Masonlukla bütünleşmiş ve yaşam felsefesini genellikle localardaki tarikatçılıkla birleştirmiştir. Böylece İttihat Terakki - Masonluk-Tarikatlar (özellikle Bektaşilik) birleşimi doğmuş; 2. Abdülhamid yönetimine karşı ve Meşrutiyet yönetimi için siyasal birlik oluşmuş, İttihat ve Terakki bağrında ve önderliğinde ortak bir hareket oluşmuştur. Bu birliktelik içerisinde 1906 Eylülü’nde “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” kurulmuş, bu örgüt 1907’de “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını almıştır. İlginç bir yanı vardır. Kurucu üyelerin hemen tümü tarikata bağlıdır. M. Tahir Bey’in dışında hepsi de masondur.[36]

İşte kısaca Balkanlar, Bektaşilik ve İttihat ve Terakki’nin iç içeciliği bu…


 

[1] R. Yürükoğlu: Okunacak En Büyük Kitap İnsandır, Tarihte ve Günümüzde Alevilik. İstanbul 1990: 159 vd.

[2] Geniş bilgi için bkz. Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş. İstanbul 1981: 345.

[3] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. Togan (1981): 267 vd. , 270 vd., 234 vd., 243 vd.; Sarı Saltık’a ilişkin ayrıntılı çalışmalar için bkz. Baki Öz: Bektaşilik Nedir? (Bektaşilik Tarihi). İstanbul 1997: 372-379; Baki Öz: Dünyada ve Türkiye’de Alevi-Bektaşi Dergâhları. İstanbul 2001: 305-315. Barak Baba için bkz. a.y. s: 65-71.

[4] İrfan Gündüz: Osmanlılarda Devlet / Tekke Münasebetleri. İstanbul 1989: 16.

[5] Michiel Kiel: “Sarı Saltık ve Erken Bektaşilik Üzerine Notlar” - Hacı Bektaş Veli, Hacı Bektaş Turizm Derneği Yay. Ankara 1977: 14 vd.

[6] Bu dervişler hakkında bilgi için bkz. Bedri Noyan: “Bektaşilik” Cem Dergisi 1-4 (1991); Kiel, a.g.m., s: 22 vd.; F. R. Haslok: Bektaşilik Tetkikleri (Çev.: Ragıp Hulisi, Yeni Yazıyla Yalınlaştıran: Kâmil Akarsu), Ankara 2000: 19; Otman Baba ve tekkesi için bkz. Baki Öz (2001): 248 vd.; Demir Baba ve tekkesi için bkz. s: 252 vd. Akyazılı Sultan ve tekkesi için bkz. s: 251 vd.

[7] Geniş bilgi için bkz. Baki Öz (2001): 263 vd.

[8] Seyyid Ali Sultan’ın kimliğinin bir değerlendirilmesi ve Hacı Bektaş- Kadıncık Ana’nın oğulları olup- olamayacağına ilişkin bilgi ve tartışma için bkz. Baki Öz (1997): 130 vd.; Seyyid Ali Sultan ve dergâhına ilişkin geniş bilgi için bkz. Baki Öz (2001): 264 vd.

[9] Ayrıntılı anlatım için bkz. Nimetullh Hafız: “Yugoslavya’da Bektaşi Tekkeleri” Cem Dergisi 12 (1992): 54 vd.; Abdulrahim Dede: “Batı Trakya’da Bektaşilik ve Bektaşilik Hakkında Arşiv ve Kütüphaneleriizde Bulunan Yazma Eserleri” Hacı Bektaş Veli, H.B.V. Truzim Derneği Yay. Ankara 1977: 44 vd .

[10] Geniş açıklamalar için bkz. J. Kingsley Birge: Bektaşilik Tarihi. İstanbul 1991: 81 vd., 83; Ahmet Cevdet Paşa: Tarih-i Cevdet. İstanbul 1993, C: VI: 2673 vd, 2679 vd., 2697 vd., 2715 vd., 2720 vd., 2765 vd., 2844 vd.; M. Cavit Baysun: “Tepedelenli Ali Paşa” İslam Ansiklopedisi, C. I: 343-348; Bedri Noyan: Bektaşilik Alevilik Nedir. Ankara 1987: 380 vd.

[11] Mehmet Eröz:Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik. Ankara 1990: 77.

[12] Bkz. M. Tevfik Oytam: Bektaşiliğin İç Yüzü. Marit Kitapevi Yay. İstanbul s: 482; Eröz (1990): 179 vd.; Gül Baba ve tekkesine ilişkin geniş bilgi için Bkz. Baki Öz (2001): 325 vd.

[13] Girit’te Bektaşilik ve Bektaşi dergâhlarına ilişkin geniş bilgi için bkz. Baki Öz (1997): 358-364; Baki Öz (2001), s: 279-285.

[14] Hasluck (Koca- Erginsoy) (1991), s: 25

[15] L. Montagu:Türkiye Mektupları (1717-1718). Tercüman Yay. İstanbul s: 42 vd.

[16] N. Hafız: “Yugoslavya’da Bektaşi Tekkeleri” Hacı Bektaş Veli, s: 31. Sarı Saltık’ın Balkanlar ve Türkiye’deki mezar, türbe, yatır ve makamlarının yerleri için bkz. Baki Öz (2001): 314.

[17] Balkanlar’daki Bektaşi tekkelerinin listesi ve haklarında bilgi için bkz. Hasluck (Koca-Erginsoy) (1991): 22- 56; Kiel, a.g.m., s: 20 vd.; N. Hafız:“Yugoslavya’da Bektaşi Tekkesi”, HBV, s: 34 vd.; N. Hafız: “ Arnavutluk’ta Bektaşilik” Cem Dergisi, 12 (1992): 55 vd.; Abdurrahim Dede, a.g.m., HBV s: 48 vd. Bu dergâhlara ve daha birçoklarına ilişkin özel bir incelememiz için bkz. Baki Öz: Dünyada ve Türkiye’de Alevi-Bektaşi Dergâhları. İstanbul 2001.

[18] Irène Mélikoff: Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe. İstanbul 1998: 197.

[19] Mélikoff (1998): 302.

[20] Eröz (1990): 18.

[21] Besim Atalay: Bektaşilik ve Edebiyatı. İstanbul 1991: 38; İ. Mesut Erişen-K. Samancıgil: Hacı Bektaş Veli, Bektaşilik ve Alevilik Tarihi. Ay Yay. 1966: 114.

[22] Eröz (1990): 61

[23] Anton Jozef Dierl: Anadolu Aleviliği. İstanbul 1991: 70.

[24] Geniş bilgi için bkz. Tarih-i Cevdet (1993), C. VI: 2673 vd, 2679 vd., 2697 vd., 2715 vd., 2720 vd., 2765 vd., 2844 vd.; M. C. Baysun: “Tepedelenli Ali Paşa” İslam Ansiklopedisi, C. I: 343-348; Haslok (Koca-Erginsoy) (1991): 10, 51; Hasluck (Demirel) (1995): 40, 44 vd.; Haslok (Ragıp Hulisi- K. Akarsu) (2000): 25, 28. Geniş bilgi için bkz. Baki Öz (2001): 287-293.

[25] Dierl (1991): 63.

[26] Hasluck (Koca-Erginsoy) (1991): 9 vd.; Hasluck (Demirel): 75; Haslok (Ragıp Hulisi- K. Akarsu): 50.

[27] Geniş açıklamalar için bkz. Hasluck (Koca-Erginsoy) (1991): 35 vd.

[28] Nikola İvanzj’un “Rivişta Massonica” nın 15-34. Mayıs. 1913 tarihli sayısında yayınlanan yazısı için Bkz. Orhan Koloğlu: İttihatçılar ve Masonlar. İstanbul 1991: 327.

[29] Hasluck (Koca-Erginsoy) (1991): 36. Gül Baba, tekkesi ve Macaristan’daki tarih boyu gösterdiği toplumsal, kültürel ve inançsal etkinliği için bkz. Baki Öz (2001): 325 vd.

[30] Bkz. J. Kinsley Birge: Bektaşilik Tarihi.İstanbul 1991: 12 vd.

[31] Atalay (1991): 14.

[32] Dierl (1991): 71.

[33] Resneli Niyazi: Hürriyet Kahramanı Resneli Niyazi Bey’in Anıları. İstanbul 1975: 109.

[34] Resneli Niyazi Bey’in Anıları (1975): 171.

[35] İttihat ve Terakki’nin ilk örgütleniş yerleri için Mehmet Kabasakal: Türkiye’de Siyasal Parti Örgütlenmesi, (1908-1960). İstanbul 1981: 30 vd.

[36] Geniş açıklamalar için bkz. Tarık Zafer Tunaya: Türkiye’de Siyasal Partiler İstanbul 1984, C. I: 21 vd.; C: III (1989): 15, 321 vd.; Kabasakal (1991): 35 vd.