Nuran Elmacı

Doğum Gelenekleri: Bakacak Köyünün Dünü ve Bugünü

Giriş

Bakacak köyü Diyarbakır’a 40 km uzaklıkta ilin güneydoğusunda Bismil ilçesine bağlı bir Alevi mezhepli bir köydür. Köy halkının ana dili Türkçe’dir. Kendilerinden Türkmen olarak söz ederler. 10. yüzyıldaki Türkmen akınları sırasında Diyarbakır’da kaldıkları kuvvetle olasıdır.

Bu makalenin verileri iki farklı zamanda yapılan iki araştırmadan elde edilmiştir. Araştırmalardan birincisi, 1974’te doktora tez çalışması olarak yapılmıştır. Tez çalışmasının ana varsayımı farklı sosyo-kültürel yapılarda doğum uygulamalarının ve inanışlarının farklılığını göstermek üzerine kurulmuştur. Bağlı olarak, farklı sosyo-kültürel yapıları temsil eden göçmenler ve Kürtçe konuşan Sarıtoprak köyü eşliğinde Alevi mezhepli Bakacak köyü araştırma kapsamına alınmış, farklı sosyo-kültürel yapılarda geleneksel inanışların ve uygulamaların modern sağlık hizmetlerinin alınmasını nasıl etkilediği gösterilmiştir (Elmacı 1974).

1998’de yaklaşık 25 yıla yakın bir aradan sonra “Neler değişti, Ne kadar değişti, değişmeyi/değişmemeyi yaratan etkenler nelerdir?" sorularının yarattığı merakla yeniden Bakacak köyüne gidildi. Gebelik başlangıcından doğumun 40. gününe kadar doğum geleneklerindeki değişmeler saptandı (Elmacı/Ergenekon 2000). Bağlı olarak bu makaledeki bilgiler iki başlık altında sunuldu.

Bakacak Köyünün Dünü ve Bugünü

Her iki araştırmada da Bakacak köyü hanelerinde (%50) niteliksel ve niceliksel sorularla yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla bilgi toplanmıştır. 1998 araştırmasında eski ve yeniyi birlikte tartışmak amacıyla 5-6 kişilik kadın gruplarıyla -odak grup görüşmelerine- ağırlık verilmiştir.

A) Bakacak Köyünün Dünü

1.     Sosyo-Kültürel Yapıya İlişkin Özellikler

1.1 Nüfus

Doğum ve doğumla ilgili olarak yapılan çalışmalar da nüfus özelliklerinin incelenmesi önem taşır. Nüfusun cinsiyete göre dağılımı, nüfusun yaş gruplarına göre incelenmesi (doğum oranı, doğurgan yaştaki kadınların toplam nüfusa göre oranları), nüfusun genç veya yaşlılığı doğumla ilgili birçok sorunlara açıklık kazandırmaktadır.

 

Tablo 1: Nüfusun yaş grupları ve cinsiyete göre dağılımı.

Yaş grupları

K(N: 200) %

E(N:180)   %

Toplam N(:380)  %

0 - 4

18.0

23.3

20.5

5 - 9

18.0

19.4

18.7

10 - 14

13.0

13.8

13.6

15 -19

12.0

10.0

11.0

20 - 29

12.0

13.8

12.9

30 - 39

10.0

5.3

7.7

40 - 49

7.0

4.4

5.7

50 +

10.0

10.0

10.0

Toplam                  

100.0

100.0

100.0

Toplam Nüfusa Oranla:  K: %53 -------  E: % 47 

Doğurgan Yaştaki Kadın Oranı : % 41

Bakacak köyü 85 haneli (760 kişi) bir köydür. Tablo 1’de kadınların oranının erkeklere göre yüksek olduğu görülmektedir. Çünkü köyde dış göç ve iş göçü fazladır. Örnek alınan hanelerin 18’inde Almanya’da çalışanlar vardır. Bunların büyük çoğunluğu genç erkekler bir kısmını ise karı koca olarak giden aileler teşkil etmektedir. Ayrıca Diyarbakır Karayolları, Y.S.E. Müdürlüğü ve Ergani Bakır İşletmeleri'nde çalışan ve belirli aralıklarla ailelerinin yanına dönen aile reisleri de vardır.

Yaş grubu ile ilgili tablonun incelenmesinde 0 - 4 yaş grubu çocukların yüksek bir oranı (%20.5) oluşturduğu görülmektedir. Bu oran Bulgaristan’dan gelen göçmenlerde % 9,2’dir. Diğer bir değişle Bakacak köyü kadınlarında doğurganlık oranı yüksektir.

1.2 Ekonomi

Bakacak bir ağa köyüdür. Köy toprakların büyük çoğunluğu (%75) ağanın elindedir.

Tablo 2. Arazi durumu

Sahip Olunan arazi (Dönüm)

 (N. 45) %

 50dönüm az ve topraksızlar

 55.5

 50 - 199 

 22.3

 200

 22.2

Tablo 3. Bakacak köyünde örnek alınan hane reislerinin iş-güç biçimleri

İş - Güç Biçimi

Alevi Grubu %

Çiftçi

40.0

İşçi ve şehirde aylık karşılığı çalışır

15.1

Almanya’da olanlar

24.4

Traktör çalıştıran

10.1

İnşaat Ustası

3.3

Ticaretle uğraşır

1.6

Kahveci

3.3

Çoban

1.6

Bakacak köyünde topraksızların oranı yüksektir. Buna paralel olarak çiftçilik yapanların oranı da düşüktür (% 40). Almanya’da olanlarla, ustalık ve ticaretle uğraşanların sayısı grup içerisinde önemli bir yer tutar. Çiftçilikle uğraşanlar buğday ve arpa ekerler. Bahçe tarımı yaygın değildir. Aileler kendilerine yetecek kadar sebze yetiştirir. Hayvancılık gelişmemiştir. Hane başına düşen hayvan sayısı 2 tane kadar azdır.

1.3 Eğitim

Köyde ilkokul 1927’de açılmıştır.

Tablo 4. Bakacak köyünde 1974-1975 Öğretim yılında İlkokul öğrencileri ve cinslerine göre dağılımı

Öğrenci sayısı (154)   

%

Kız

57.2

Erkek

42.8

Tablo 5. Alevi grupta örnek alınan hanelerden aile reisleri ve eşlerinin eğitim durumları

Eğitim Durumu

K(N. 57) %

E(N. 56) %

Okuma-Yazma bilmeyenler

68.5

25.0

Okul - Yazar

24.5

21.4

İlkokulu bitirenler

7.0

52.0

Ortaokul mezunu

-

1.7

Toplam

100.0

100.0

Eğitim durumu ile ilgili tabloların incelenmesinde Bakacak köyünde kız çocuklarını okutmaya karşı bir ilginin olduğu dikkati çekmektedir. Okula giden kız çocuklarının sayısı erkeklerden yüksektir. Oysa hane başkanları ve eşlerinin eğitim durumuna ilişkin tabloda kadınlarda okula gitmenin eski yıllarda düşük olduğu görülmektedir.

1.4 Aile ve Akrabalık Yapısı

Aile Tipleri: Bakacak köyünde ekonomik kaynaklar haneler arasında bölüşülmüştür. Her hane kendi içinde yaptığı iş bölümü çerçevesinde kendisine ait olan kaynakları değerlendirir ve tüketimi hane birliği düzenler.

Tablo 6. Bakacak köyünde alınan hanelerin aile tipleri

Aile tipleri

 %

Geniş aile

57.7

Çekirdek aile

42.3

Bakacak köyünde % 42.3 çekirdek aile % 57.7’si geniş aileler halinde yaşarlar. Hane başına düşen kişi sayısı 8.9’dır. 1965 genel nüfus sayımına göre Türkiye köylerinde hane hacmi ortalama büyüklüğü 6.1dir (1965 Genel Nüfus Sayımı). Bağlı olarak Bakacak köyünde hane genişliği ülke ortalamasının üstündedir. Bu sonuç Alevi grupta geleneksel Türk ailesinin özelliği olan geniş aile geleneğinin devam ettiğini ve hane parçalanmasının düşük seviyede kaldığını göstermektedir. Geniş ailelerin yaygın olmasının sebebi, köyden yurt dışına giden işçilerin fazla olmasındandır. Giden işçilerin çoğu eşini ve çocuklarını köyde baba veya erkek kardeşinin hanesinde bırakmaktadırlar. Yurt dışındakilerin ekonomik gücü köyde kalan yakın akrabalara yeni ekonomik girişimler için bir kaynak olmaktadır. Böylece sosyal, psikolojik ve ekonomik temellere dayalı birden fazla aileden oluşan geniş haneler oluşmaktadır. 

Aile Yapısı: Bakacak köyünde geleneksel Türk ailesi sistemine benzer biçimde baba otoritesi geçerlidir. Hanenin sosyal ve ekonomik ilişkileri ile ilgili kararları baba verir. Hane üyeleri arasında iş paylaşımı ve iş sahası baba tarafından tayin edilir. Oğullar evlendikten sonra da önemli konularda babalarının fikrini alır, kararlarına itaat eder. Örneğin, Almanya’da kömür ocaklarında çalışmak isteyen genç babasının itiraz etmesi üzerine bu kararından vazgeçmiştir. Tersine bazı gençlerde birçok konularda babalarını bilgisiz görmekte ve kendi başlarına hareket ettikleri de olmaktadır.

Aynı kuşak içinde yaşça büyük olan erkek, hanede babanın ölümü ile baba statü - rolünü oynar. Aynı şey baba çok yaşlı olduğu hallerde de geçerlidir. Diğer erkek kardeşler kendileri veya aileleri ile ilgili kararlarda ağabeylerine akıl danışırlar.

Akraba Grubu İlişkileri: Türkiye geleneksel toplumlarında akraba ilişkileri aile grubu dışında yegâne önemli ilişkilerdir. En geniş eylemler topluluğu akrabalığa ilişkin olanlardır. (Erdentuğ 1972,s.43) Bakacak köyü temel olarak baba soyunu izleyen ve birkaç kuşağı içine alan akraba gruplarından oluşmaktadır. Bu gruplar aşiret veya sülale adını alır. Sülalenin güçlülüğü, grubu oluşturan üyelerin çokluğuna ve bu üyeler arasındaki ilişkilerin sıklığına bağlıdır.

Sülalesi geniş ve güçlü olan kişiler kendilerini emniyet içinde hissederler. Bu kişilerin toplumdaki konumları yüksektir, canları ve malları güvenlik altındadır. Diyarbakır’ın kırsal kesimlerinde aşiretler arası çatışmalar görüldüğü halde Bakacak köyünde akraba grupları arasında sosyal, ekonomik, politik bir anlaşmazlık görülmemektedir. Köy seviyesinde bir örgütlenme dikkati çekmektedir. Örneğin; köyden birisi dışarıdan bir kimseye malını satamaz. Aksi taktirde tüm köy karşı çıkar.

Evlenme: Türkiye geleneksel toplumlarında evlenme tüm akrabaları ilgilendiren bir olaydır. Evliliğin tüm aşamalarında bütün sorumluluklar ve törenler grup tarafından düzenlenir. Evlenme sonucu ikâmet patrilocaldir. Grubumuzda evlenme tipi Türkiye geleneksel evlenme tipine uymaktadır. Eş seçiminde erkeğin ve kızın yakınları karar verirler. Bakacakta Diyarbakır kırsal kesimdeki gruplardan farklı olarak kızın isteği göz önünde tutulmaktadır.

Köyde akraba evliliği tercih edilmektedir ve akraba evliliği yaygındır. Akraba evliliğinin çiftlere emniyet verici ve güven sağlayacağı bir fonksiyonu vardır. Grubumuzda akraba evliliğinin çok olması nedenleri arasında onların farklı mezhepteki kişilere kızlarını, oğullarını vermeme isteği vardır. Bununla birlikte akraba evliliğine bağlı sakatlıkların çok yaygın olduğu gözlemlerimiz arasındadır.

Aile içi ilişkilerde kadın ve konumu: Evlenen kadınlar kocasına tabii olmaya ve daha önemlisi onun akrabaları tarafından beğenilmeye yüksek değer verirler. Evlilik nedeniyle kocasının geniş akraba grubuna katılan kadın, akraba grubunu teşkil eden kimselerle ilişkilerini tayin eden rolleri öğrenmek zorundadır. Bu roller onun başarılı bir uyum yapması için şarttır.

Gelinin kaynanasına davranışı dikkat isteyen ve merkezi önem taşıyan bir meseledir. Kocalar, eşlerinden evdeki yaşlı kadına hizmet edilmesini ve onun kararlarına katılmasını isterler. Çünkü aile ve akraba ilişkilerinde yaşlı kadının konumu ve bu konumdaki statü rolleri erkeklerinkine yakındır. Geniş aile içinde gelinin yakın akrabalarıyla beklenen ilişkileri sürdürmesi kocasının yanında itibarını yüceltir. Gelinler, çocuk sahibi oluncaya kadar kayınpederleri ile konuşmaz “gelinlik ederler”.

Hiç doğurmayan ve erkek çocuğu olmayan kadınların eşleri, hane üyeleri ve akraba grubu tarafından yeniden evlendirmek için zorlanır. Bu bakımdan analık rolü köysel bölgelerde hane sağlamlığını korumak için çok önem taşıyan ve kadına doyum sağlayan bir roldür.

2. Doğumla İlgili Tutum ve Değerler

Bu kısımda gebelik başlangıcından doğumun 40.gününe kadar olan uygulamalara yer verilecektir.

2.1 Gebelik öncesi

2.1.1 Gebe Kalmak İçin Çareler

Her toplumda evliliğin bir doğal sonucu olarak çocuk istenir ve gebe kalmak arzu edilen bir şeydir. Annelik ve kadınlık bu temel üzerine kazanılır. Her evli kadından bu rolün yerine getirilmesi istenir. Kadınlar arzu ettikleri konuma bu yolla ulaşırlar. Uyum sürecinin bir sonucu olarak gelişen aile ve akrabalık yapısı çocuk doğurmayı özendiren veya sınırlandıran önemli bir etkendir. Sosyal bir ünite olarak ailenin devamı, mirasın devri, ekonomik faaliyetlerde insan gücüne olan ihtiyaç, akraba grubunun kişi sayısına göre artan güçlülüğü, bu güçlülüğün sağladığı bir takım olanaklar (sosyal, konum maddi ve manevi sahalarda grup içi ve dışı yardımlar), vb. köysel bölgelerde çocuğa duyulan ihtiyacı arttırmaktadır.

Çocuk sahibi olma isteği, kadınların hamile kalma sıklığı ölçü alınarak tespit edilebilir. 15 - 49 yaş grubunda her kadına düşen gebelik sayısı 6’dır. Bu sayı diğer gruplarla karşılaşacak olursa, Kürtçe konuşan grupta 6.2; göçmen grupta 4.6'dır.

Alevilerde gebe kalmak için başvurulan çareler ve uygulamalar çok geniş olmasına karşılık gebeliği kontrol edici bilgi ve pratikler yok denecek kadar azdır.

Bakacak köyünde gebe kalmak için kadınların başvurduğu geleneksel çareler başlıca üç ana başlık altında toplanabilir;

1.     Çeşitli yollara baş vurarak doğa üstü güçlerle ahengi sağlamak,

2.     Gebe kalması istenen kadının çeşitli uzuvlarına etkiler yapmak veya ilaçları kullanmak,

3.     Kısırlığa yol açan bazı tehlikelerden kaçınmak veya gebe kalmayı kolaylaştıran davranışları yapmak.

Kısırlık tek sebebe bağlanan bir hastalık değildir. Sadece biyolojik bir olay olarak görünmez. Çocuğu veren Allah’tır, alan da Allah’tır. Bu bakımdan Allah ile olan ilişkiler düzenli olmalıdır ve Allah memnun edilmelidir. Çünkü Allah, kişinin doğa ve toplum ilişkilerini de düzenleme kudretine sahiptir. Çocuğu olmayan kadınlar tekkeye, yatırlara gider adak adar, kan dökerler.

Ancak Allah’ın çocuk vermesi için kısır kadındaki bazı eksiklikler de giderilmelidir. Çeşitli sosyo-kültürel yapılara göre değişen bu eksiklikler, gruplarımızda kadınların rahim tersliğine veya çocuk yapma özelliği taşıyan organlardaki soğuktan ileri gelen rahatsızlıklara bağlanmaktadır. Bu sebeple kadınlar yerli ebelere “karın çektirirler” (rahim döndürtürler) veya soğuk algınlığını giderici çeşitli yolları denerler. Örneğin; kaynamış sütün buğusuna oturturlar. Belirli aralıklarla sütun içine kadının oturduğu sürece 7 tane küçük taş atılır. Sonra kadının karnı sıcak su ile sabunlanır.

Bunlara ek olarak gebeliği önleyen bazı davranışlardan da kaçınılmaktadır. Örneğin; kırklı iki kadının karşılaşması tehlikeli addedilir. Çünkü bu durum loğusa kadınların çocuklarının ölmesi sonucunu doğurabilir ve kadınların gebe kalmalarını engelleyebilir.

Gebeliği kolaylaştıran bazı davranışlarda söz konusudur. Örneğin; çocuğun eşi, fazla yavrulayan köpeklere yedirilir. Böylece kadının daha sık gebe kalacağına inanılır. Gebe kalma ile ilgili benzer uygulamalara farklı gruplarda yapılan araştırmalarda da rastlanmaktadır (Şahin 1996).

2.1.2 Çocuk Yapmayı Önleyici Çareler

İstenmeyen çocuğa sahip olunmasını engelleyen tedbirler iki kısımda incelenebilir.

1.     Gebe kaldıktan sonra istenmeyen çocuğun doğumunu ilk birkaç ay içinde engellemek: Düşük.

2.     İstenmeyen çocuğun tedbirini gebelikten önce almak: Doğum kontrolü.

Düşük: Köysel bölgelerde çocuğun aile ve akraba grubunun sosyal ve ekonomik güvenliklerini sağlayan bir unsur olarak düşünülmesi, düşüğü engelleyen bir faktördür. Kültürel ve dinsel kaynaklı inançlarda düşük yapılmasına karşı olumsuz bir tutum yaratmaktadır. Bağlı olarak kadınlar arasında düşük yapmak yaygın değildir.

Tablo 7. Doğurgan yaştaki kadınların son on yıl içinde düşük yapma sayısı

     Düşük  Sayısı

(N.49)  %

               0

    75.5

             1 - 2

    24.4

             3 - 5

    -------

Düşük yapmak isteyen kadınların bazıları kürtaj veya kanamayı sağlayan iğne yaptırma gibi modern usulleri seçerler. Büyük çoğunluğu ise gripin, aspirin yutma, sabun parçalarını rahime yerleştirme veya yutma, çok fazla eksi içme, bilinçli olarak ağır kaldırma, yüksekten sallanma gibi yerli usulleri denerler.

Doğum Kontrolü: Aşırı çoğalma ve doğurganlık çok komplex bir sorundur. Doğurganlığı, tayin eden faktörlerin sosyal ve kültürel açıdan da nedenleri ve sonuçları vardır. Bu bakımdan doğum kontrolüne tutumları ve duyulan ilgi derecesi farklı sosyo-kültürel sistemlerde temelinde farklılaşmaktadır.

Bakacak köyünde gebeliği önleyici tedbirlere başvuran kadınların oranı düşüktür. % 28,5 kadın gebeliği önleyici yöntem kullanmakta, %71.5 kadın kullanmamaktadır.

Yöntemlere başvurma Kürtçe konuşan grupta %6.9’dur. Karşılaştırmalı olarak incelendiğinde Alevi kadınlar daha istekli görünmelerine karşın, yöntemleri tanıma oranları düşüktür. Bazı durumlarda etkin olmayan yöntemlere başvururlar. Örneğin; Alevi kadınlardan bazıları her ay halinden 10 gün önce kanamayı sağlamak amacıyla iğne yaptırırlar. Aile planlaması yöntemlerine başvuran kadınların azlığı yöntem kullananların eğitim, öğretim durumu eşlerinin mesleği gibi ölçütler temelinde analizine izin vermemektedir.

Belirgin olan bir durum kocaları Almanya’da olan kadınların doğum kontrol yöntemlerine başvurmasıdır. Bu durum babaların istek ve beklentilerindeki değişmeleri ifade etmektedir. Erkeklerdeki zihniyet değişmesi doğum kontrolü uygulamalarında çok etkili olmaktadır.

2.2 Gebelik

Ağzının tadı bozulan, pişirdiğini yiyemeyen ve ay halinde kesilen kadınlar gebe olduklarını düşünürler. Bu durum uzun zaman gizlenmeye çalışılır. Kadınlar gebe olduklarını eşlerine söylemedikleri gibi, evdeki yaşlı kadınlara ve annelerine hiç belli etmemeye çalışırlar. Büyükler, genç kadınların hamile olduğunu sonraları vücut şeklinden anlarlar.

Bakacak köyünde gebelik normal bir durum sayılır. Çünkü kadınlar gündelik işlerine, doğum zamanı hatta doğum sancısına kadar devam ederler. Nitekim doğum yapacaklarını da tam olarak bilmezler. Birçok kadın tandır başında doğurduğunu söylemektedir. Diğer taraftan gebe kalmak evli kadının statü - rolüne giren bir olaydır. Kadın, gebe kalarak yeni bir statü "gebe kadın" statüsünü kazanır. Bununla beraber gebelik süresi hassas bir devre olarak değerlendirilmektedir. Kadın ve çocuk bu zamanlarda birçok tehlikelerle karşılaşabilir. Gebe kadınlar statülerine uyan rollerinin sağlıklı devamı için, çevrenin kötü etkilerinden korunmaya çalışırlar. Nazardan korunmak için üzerlerinde arpa, mercimek ve gözboncuğu taşırlar. Hocaların yazdıkları muskayı boyunlarına asarlar.

Korkulara karşı “polat” (demir bilezik) kullanırlar. Dış etkilerden korunma bazı hamileliklerde (çocuğu sık sık düşüren ve gebelik kanaması olan kadınlarda) daha yoğun ve çeşitlidir. Ancak bu kadınlara hasta gözüyle bakılmakta, kadın kendini ve çocuğunu korumak için ağır işler yapmamaktadır. Çocuğunu sık sık düşüren kadınlar Diyarbakır’da Azizoğlu adıyla tanınan bir ocaktan alınan bir ucunda anahtar bulunan kuşağı bellerine bağlarlar. Bu kuşak doğum sancısına kadar kadının belinde kalır ve sancı sırasında açılır. Bu çocukların ismi çoğunlukla Aziz konur. Böylelikle doğa üstü güçlerin yardımı ile gebe kadın korunmuş olur.

Bakacak köyü kadınları gebe olduklarında diğer günlerden farklı beslenmezler. Gebe kadınlara önerilen yiyeceklerin olmamasına karşın, yasaklanan bazı yiyeceklerin olduğu görülmektedir. Gebe kadınlar turşu, soğan, ekşi, mercimek gibi bazı yiyecekleri yemekten kaçınırlar. Çünkü bu yiyecekler fazla su içirir ve şişkinliklerin sancıların olmasına yol açar. Yine gebe kadınlar canlarının istedikleri ve kokusunu hissettikleri şeyleri yemek isterler. Aksi taktirde elde edemedikleri bu yiyeceklerin şekli ve rengi çocuğun vücudunda leke şeklinde çıkabilir veya çocuk sakat doğabilir.

Gebe kadınların çok ilgilendikleri konulardan biri doğacak çocuğun cinsiyetinin ne olduğudur. İnsanların geleceği bilme arzusu ve merak ile ilgili bu durum çeşitli uygulaman ve pratiklerde kendini bulmaktadır.

Günlük hayattaki çeşitli rastlantılar; gebe kadın ve yakınlarının gördükleri rüyalar; gebe kadının karın şekli, doğacak çocuğu cinsiyeti hakkında bir ön belirti olarak yorumlanır.

2.3 Doğum

Doğum her yerde kuvvetli sistemlere bağlanmıştır (Mead 1961: 204). Doğumla ilgili faaliyetler ve olgular birbirine fonksiyonel olarak bağlanmıştır ve bir bütünü oluştururlar. Doğumun kimin evinde olacağı bellidir. Doğum yardımında ebenin ve diğer kadınların statü - rolleri kültür tarafından belirlenmiştir. Doğum yapma pozisyonu da yine kültür kalıpları tarafından tayin edilmiştir. Doğum sonrası çocuğa ve son’a (Plasenta) yapılacak muameleler eksiksiz olarak birbirini izler. Anne belirli bir süre dolmadan dışarı çıkamaz. Ancak genç anne, birbirini izleyen törenler ve uygulamalardan sonra toplum hayatına yeniden karşılaşabilir.

Doğum sancısı ve ebe çağırma: Gebe kadın, ilk anda doğum sancısını açığa vurmaz; ev içindeki normal işlerine devam eder. Sancılar sıklaşınca evdekiler (kaynana ve eltiler) fark eder ebeye ve kızın annesine haber salarlar. Evde kimse yoksa, gebe kadın çocuğu aracılığıyla, kocası soyundan olan yaşlı akrabasına haber verir. Bakacak köyünde doğum yapacak kadın ve yakınları doğuma hangi ebeyi çağıracaklarını önceden hiç düşünmezler. Bu soruya “o anda hazır kim varsa” diye cevap verirler. Pratikte böyle demelerine rağmen aslında, her ailenin, daha ötede, her akraba grubunun belirli bir ebesi vardır. Bu ebe gruptan olan bütün kadınların doğumuna yardım eder. Yerli ebeler, kendilerine doğum konusunda güvenirler. Bazıları doğum ve gebeliğin çeşitli konularında köyde uzman olarak bilinir. Şöyle ki; ebelerden birisi gebe kalmak için başvurulan çareleri daha iyi bildiği ve daha ustalıkla uyguladığı halde, diğeri ters doğumları daha iyi yaptırabilmektedir.

Doğum odası: Bakacak köyünde doğumun gizlilik içinde geçmesi arzu edilir. Aksi taktirde doğumun geç ve güç olacağına inanılmaktadır. Bu durum köy kadınları tarafından iki şekilde izah edilir ve her ikisinin de dayandırıldığı temel aynıdır.

1.     Doğum yapan kadının yanında yabancı kimseler olursa, kadın utanır ve sancısı kaçar.

2.     Doğuma yardım eden kimselerin dışında, başkalarının doğumdan haberdar olması nazarlara yol açar.

Nazar ise sancıyı kaçırır. Bu bakımdan doğum, yakın akraba ve komşulardan oluşan bir grubun yardımı ile yapılır. Köyde anne ve kayınvalideler doğum odasında bulunmayı arzu etmez. Çünkü doğum sırasında kadın açılacak, bağıracak ve rahat hareket edecektir. Bu durum hem kadının utandığı için rahat doğum yapmamasını hem de doğum sonrası kaynana ile yüz göz olma gibi aile içi düzen bozulması neticesini yaratabilir. Bu nedenle doğum yapacak kadının yanında; elti, yenge veya akrabalardan kadınlar bulunur. Bunlar kadına doğum sırasında cesaret verirler ve doğum yaptıran ebenin istediklerini yerine getirirler.

Doğuma yardım eden kadınların görevi, doğum sonrasında da devam etmektedir. Doğum yapan annenin ev içinde ve ev dışında bütün faaliyetleri bu kadınlar tarafından paylaşılmaktadır. Annenin yemeği pişirilir, hamuru yoğrulur, koyunları sağılır, çamaşırları yıkanır ve hatta kocası dışarıda ise kadının yanında yatılır. Bu yardımlaşmalar akrabalık hak ve görevleri gereğidir. Akraba ilişkilerini tayin eden normlara uyulmadığında ve bu normlara uyan roller yerine getirilmediğinde grubun bütünlüğü bozulur, giderek varlığı tehlikeye düşer. Bu yüzden kadınların böyle zamanlarda birbirlerinden beklediği davranışlar sosyal emir mahiyetini taşır.

Yerli ebeler de doğum yapan kadını hemen terk etmezler. Doğum sonrasında loğusa kadın ve çocuk ile ilgili bir seri işlemler, yaşlı kadının denetiminde yapılmaktadır. Yerli ebe bu yardımı kendine bir görev sayar. Zira kadının akrabasıdır, komşusudur ve genç kadın yardıma muhtaçtır.

Doğum pozisyonu: Bir işi yaparken rahatlık ve kolaylık hissetme sadece biyolojik temellere göre açıklanamaz. Bazı aletleri kullanmada ve çeşitli durumlarda vücudumuzun alacağı şekil, küçüklükten beri görerek ve taklit ederek kazanılmaktadır. Foster’in “göreneksel motor kalıpları” olarak tanımladığı bu beden alışkanlıkları çeşitli kültürlerde değişebilmektedir (Foster 1962). Örneğin; köy toplumlarında yerde oturarak yemek yeme daha rahat bir pozisyon olduğu halde, büyük şehir merkezlerinde masada yeme alışkanlığı yaygındır. Aynı şekilde dinlenme, uyuma, çamaşır yıkama ve dışkılıma pozisyonları da çeşitli toplumlarda farklılaşmaktadır.

Alevi grubundaki kadınlar diz çökerek doğum yapma alışkanlığındadırlar. Diz çökerek doğumda ise; kadın bir yastık üzerine diz çöktürülür. Arkada gebeyi tutan kadın, önde ebe vardır. Resmi ebelerin doğum yaptırma tarzı, bu doğum yapma alışkanlıklarına ters düşmektedir. Onlar doğum yaptırırken kadının sırt üstü yatmasını isterler. Doğum yapan kadınlar, bu tarz doğumlarda rahat olmadıklarını, serbest hareket edemediklerini belirtmektedirler. Oturarak ve diz çökerek yapılan doğumlarda kalkıp gezinme imkânı olduğu halde, yatarak doğumda böyle bir fırsat olmamaktadır. Kadınlar yerli ebelerle yapılan doğumları uygun bularak “yerli ebe bizi serbest bırakır, resmi ebe bırakmaz” demektedirler. Yine sırt üstü yatarak doğum yapma tarzı kadınların fazla açılmalarına ve doğum sonrasında bile kendilerini gören kadınlardan utanmalarına sebep olmaktadır. Diğer bir farklılık ise, resmi ebelerin eziyetli doğum yaptırdığı düşüncesidir. Köy kadınları hükümet ebelerinin doğumu çabuk yaptırmak için “karınlarının üstüne yumruklarıyla düştüklerini” ve bu şekil doğumdan rahatsız olduklarını belirtmektedir.

Tablo 8. 1965-1975 yıllarında tespit edilen doğumlarda yardım edenlerin dağılımı

 Doğum yardımı

(Tespit edilen doğum sayısı = 211) %

Yerli ebe

94.8

Sağlık personeli

5.2

Toplam

100.0

Tabloda görüldüğü gibi Bakacak köyü kadınları yerli ebelerle doğum yapmaktadırlar. 1965-1975 yılları arası tespit edilen 211 doğumdan 200’ü % (94.8)’i yerli ebeler 11’i (%5.2)’si sağlık personeli ile yapılmıştır. Sağlık personeli ile doğum yapan kadınların 7’sinin eşi köy dışında çalışmaktadır (6’sı yurt dışı, 1’i Diyarbakır). Diğer bir deyimle sosyal güvence kurumlarından birine bağlı olarak çalışmak sağlık personeli ile yapılan doğumların oranını arttırmaktadır.

Bu araştırmanın amaçları arasında yer alan modern sağlık hizmetlerini engelleyen faktörler kolaylık, süreklilik, toplumun değer ve normlarına uygunluk, gizlilik, götürülen hizmetlerin niteliği başlıkları altında tartışılmıştır. Uygunluk başlığı içerisinde yer alan doğum pozisyonu modern sağlık hizmetleri kabulünü zorlaştıran etkenlerden biridir.

2.4 Doğum sonrası

Toprak koyma: Alevi bölgesinde loğusa kadın elekten geçirilmiş ve ateşte kızartılmış toprağa yatırılır. Aynı şekilde doğan bebeklerin altına da bez yerine uzun süre toprak konur. Buna Türkiye’nin birçok yerinde “höllük” adı verilir. Höllük, doğa ile uyumun bir ürünüdür. Toprağa verilen kültürel değer köy şartlarındaki var olan olanakların değerlendirilmesi, kadının iş hayatı ve bebeğine ayırabildiği zaman bu uyumun başlıca öğeleridir. İlk insanın topraktan var olduğuna dair görüşler toprak ile insanın arasında bir bağın oluşmasına ve giderek bu bağın güçlenmesine yol açmıştır. İnsan topraktan var olmuştur ve toprağa gidecektir. Arada kalan zamanda da ondan kopuk değildir. Çünkü, toprak verimli, besleyici ve güç kaynağıdır. Kadınlar tarafından söylenen “topraktan hasıl, toprağa basıl” ve “toprak temizdir. Çocuğu iyi besler” ifadeleri bu ilişkileri en iyi açıklayan ifadelerdir. Bu görüşler temelinde köyde zengin aileler de fakir aileler de çocuklarını toprak koyarak büyütmektedirler. Almanya’da çocuğunun altına hazır bez bağlayan bir anne köyde doğurduğu bebeğinin altına toprak koymuştur.

Loğusa kadın ve bebeğin bakımı: Çeşitli sosyo-kültürel yapılarda değişiklik gösteren loğusalık süresi grubumuzda ve Türkiye’de kırk gündür. Bu süre içerisinde kadın pis ve çeşitli tehlikelere karşı çok hassas kabul edilir.

Bebeğin ilk hafta ve ilk aydaki yeni dünyasına adaptasyonu kolay değildir. Aynı şey doğum yapan anne için de söz konusudur. Bu sürede annenin ve bebeğinin çeşitli hastalıklara yakalanma olasılığı diğer zamanlardan daha fazladır.

Tamamen biyolojik etkenlerle açıklanan bu hastalıklar, geleneksel toplumlarda birtakım doğaüstü varlıklara ve sebeplere bağlanmaktadır. Bu bakımdan, ilk hafta ve aylarda anne ve bebeğin temizliği ve bakımı bir takım büyüsel işlemlerle doludur. Bunlar anne ve çocuğu hastalıklardan ve tehlikelerden korumak amacı ve düşüncesiyle uygulanan önlemler niteliğindedir. Annelerin anlattıklarına göre, loğusa kadın bu sürede bir takım hayaletler görebilir. Bunlar anne ve bebeğe musallat olan ve kötülük getiren varlıklardır. Anne ve bebeğin ölümüne yol açabilir. Alkarısı, Dev Karısı, Loğusa Karısı gibi isimlerle nitelenen bu hayaletlerden korunmak için kadın 40 gün yalnız bırakılmaz. Yattığı odada Alkarısı’nın korktuğu demir ve kırmızı, siyah renkte eşyalar bulundurulur. Lohusanın ve bebeğin yatağı kırmızı-siyah iplerle çevrilir. Böylelikle kötü güçlerin yaklaşmaması için gebenin odası tehlikelere karşı soyutlanır. Gece boyunca ışık kapatılmaz. Ancak tüm bu önlemlere karşı çocuk ve anneyi al basmışsa (cin çarpmış, cinlenmiş) kadın ve çocuklar ocaklara ve yatırlara götürülürler. Onların verdiği muskalar üstte taşınarak cin çarpması tedavi edilmeye çalışılır.

Loğusa kadın ve bebeğin bakımında kırk basması tabir edilen tehlikelerden korunma da önemlidir. Bunun için kadın ve çocuk 7’sinde, 20’sinde,40’ında yıkanmaktadır. Böylece çeşitli aşamalarda kadın pislikten kurtarılmak, gelebilecek tehlikeler azaltılmağa çalışılmaktadır. Zayıf, huysuz ve gelişmeyen çocukların kırk basmasına maruz kaldığı düşünülür. Bu nedenle çocuk birbirini takip eden üç çarşamba günü tezekle tartılarak her yedi gündeki gelişmesi kontrol altına alınmaktadır.

Kırklama: Kadının pis sayıldığı ve çeşitli tehlikelere karşı hassas olduğu devrenin bittiğinin bir işaretidir. Loğusa ve bebek kırkıncı gün yıkanır ve gruba yeni bir üye olarak katılırlar. Bundan sonra “anne, emzikli veya çocuklu kadın” statü - rolü içinde hareket eder. Davranışları bu kalıba göredir. Gruplarımızda bu sihri temizlik çeşitlilik göstermesine rağmen, temelde yıkanılan suya kırk rakamının katılması esasına dayanır. Örneğin; yıkanılan suya on parmak dört defa batırılır. Boşaltılmış bir yumurta veya kırk tası ile suya 40 defa su eklenir. Bazı hallerde temizliği ifade eden küçük bir kız çocuğu bu uygulamalarda hazır bulundurulmaktadır.

Bebeklere su verme: Bebeklere su vermeme sağlık açısından önemli bir sorundur. Bu eylem, çeşitli nedenlere bağlanmaktadır. Köy kadınlarına göre bunun başlıca sebepleri şunlardır:

·        Çocuğa su vermek gerekmez. Çünkü su anne sütünden geçer.

·        Melekler verir.

·        Yüreğinin şişesi kırılır.

·        Âdettir verilmez.

·        Suya alıştırmayız. İşe gittiğimizde unuturuz. O zaman çocuk susuz kalır.

·        Önü yaz ise veririz, kış ise vermeyiz

·        Karnı ağrır, sancılanır.

Bunlardan bazıları gerçek neden olmamakla birlikte, birçokları su vermemenin ip uçlarını açıklamaktadır. Çok eskiden beri tıp imkânlarının ulaşmadığı köysel bölgelerde, içilen ve kullanılan sular her türlü hijyenik şartlardan yoksundur. Pis suların çeşitli hastalıklara yol açtığı bir gerçektir. Halk tecrübeleri sonucu su verilen çocukların daha fazla hastalandığı hatta öldüğünü öğrenmiştir. Bu ampirik tecrübeler sonucu bu davranışın kalıplaşmış olabileceği kuvvetle muhtemeldir.

B) Bakacak Köyünün Bugünü

Çok hızlı değişen bir dünyada ve ülkede yaşıyoruz. Her şey değişiyor. Nüfus artış üretim tüketim ilişkilerine aile - soy ilişkilerinden insanlar arası ilişkilere kadar elbette ki gelenek - görenekler, inanç ve uygulamalarda değişiyor.

Araştırmanın bugünü bölümünde doğumla ilgili inanç ve uygulamaların değişmelerine bakılacak değişmenin ne gibi etkilerle gerçekleştiği açıklanmaya çalışılacaktır.

Araştırmamız sırasında kadınlar bize sık sık "eskiyi mi yeniyi mi anlatalım" diye soruyorlardı. Demek ki onlarda değişmeyi fark ediyor, yenilikleri yaşıyorlardı. Belirli aralıklarla (yaklaşık 25 yıl sonra) yapılan bu tür araştırmaların çeşitli yararları vardır:

·        Değişme yönü ve hızı hakkında bilgi verirler.

·        Hangi faktörlerin değişmeyi yarattığını belirlerler.

·        Sosyo-kültürel yapıda hangi öğelerin değişmeye dayanıklı veya daha kolay değişebildiğini gösterirler.

·        Sonuçta nereden gelip, nereye gittiğimizi belirlerler.

1. Değişenler

Tüm kültürlerde doğumla ilgili inanç ve uygulamalar çok çeşitli ve zengindir. Bu makale sınırlılığı içerisinde gebelik ve doğumla ilgili tüm uygulamalara yer verilmeyecek, değişenlerden bazılarına özellikle sayısal temelli olanlarına deyinilecektir.

1.1 Gebelik Öncesi

25 yıl önce çocuk sayısını yeterli bulan kadınlar 7 - 8 çocuktan sonra gebeliği önleyici çarelere başvuruyorlardı. O zamanlarda bu oran % 28.5 idi. Gebeliği önlemek için “ay halinden” önce kanamayı sağlayan iğne yaptırmak “gripin, aspirin yutmak” gibi pratik olmayan yöntemlere başvururlardı. Günümüzde kadınlar “çocuktan bıktık” “öldüğümüzde ağlayanımız da mezara gömenimiz de var” diyerek gebeliği önleyici çarelere başvurmaktadırlar. AP yöntemleriyle korunmanın oranı % 83’lere ulaşmakta, RİA ilk sırayı almaktadır. Bakacak köyünde ailelerin gittikçe az doğum yapma tercihleri, köyün nüfus dağılımı tablosundan, hane genişliği ve kadın başına düşen gebelik sayısında izlenebilir.

Tablo 9. Nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı

  Yaş Grupları

1974(=760 %)

1998 (n=244) %

       0  -  4

      20.5

       7.3

       5  -  9

      18.7

       9.8

      10 - 14

      13.4

     15.5

      15 - 19

      11.0

     12.7

      40 - 49

        5.7

       8.1

      50 + 

      10.0

     14.3

   Toplam

    100

   100.0

·     1974 verileri toplumun % 50 örneğini, 1998 verileri  tüm toplumu içermektedir.

Nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı karşılaştırmalı olarak incelendiğinde, en çarpıcı oran farklılaşmaların 0-4 ve 5-9 gruplarında olduğu görülmektedir. 0-4 ve 5-9 grubunu oluşturan çocukların oranı; yaklaşık 25 yılda 20.5’den 7.3’e, 18.7’den 9.8’e düşmüştür. Bu azalma sadece iki yaş grubunda görülürken, diğer yaş gruplarında yaşayanların lehine oranlar yükselmiştir. 1974’te kadın başına düşen gebelik sayısı 6 idi. Bu gün bu oran 4.12'ye düşmüştür. Benzer şekilde hane genişliği 8.4 iken 1998 araştırmamızda 5.3 olarak saptanmıştır.

1974'te köyün nüfusu 760 kişi idi. Bugün 244 kişiye düşecek kadar küçülmüştür. Nüfusun bu denli azalmasında göçlerin önemli bir rolü vardır. Başta da söylenildiği gibi köy halen günümüzde de dışarıya göç veren bir köydür. Daha büyük merkezlere çalışmak için giden erkekler uzun süre eşlerini götürmemekte, köyde anne - babalarının yanında bırakmaktadırlar. Bağlı olarak geniş aile yapısı devam etmektedir. 1974’te % 47.8 olarak saptanmıştır.

Aile planlaması yöntemlerini kullanmada kadınların eğitim düzeyi önemli bir göstergedir. Diğer bir anlatımla eğitim düzeyi yüksek kadınlar arasında yöntem kullanma yaygındır. Pillai, Aile planlaması hizmetlerini etkileyen faktörler arasında aile yapısını, kadının konumunu, eşlerin özellikle kadınların eğitim düzeyini, erkeğin gelirini, kentleşme ve dinsel inanışları önemli değişkenler olarak görmektedir (Pillai 1993). Bakacak köyü kadınlarının eğitim düzeyi Diyarbakır’ın diğer kırsal kesimlerine göre yüksektir.

Tablo 10. Kadınların eğitim durumu

Eğitim Durumu

1974 (n=57) %

1998 (n=31) %

Okuma-yazma bilmeyenler

68.5

21.9

Okur-yazar

24.5

9.7

İlkokul bitirmiş

7.0

65.8

Ortaokul mezunu

-

2.5

Toplam

100.0

100.0

1.2 Gebelik

“Ağzınızın tadı bozulan”, “ay halinden kesilen”, “pişirdiğini yiyemeyen”, kadınlar gebe olduklarını düşünürler. Eskiden bu durum aile büyüklerinden, bazen de eşlerden saklanırdı. Günümüzde bu tür belirtileri hisseden kadınlar şüphelerini eşlerine söylemekte, “gebelik testi” yaptırmak için Bismil’e gitmektedir.

Gebe kadınların çok ilgilendikleri konulardan birisi de doğacak çocuğun cinsiyetinin ne olduğudur. Bu konudaki inanç ve uygulamalar hem ülkemizde hem de yöremizde çok çeşitlidir. Kadının vücudundaki (özellikle karın bölgesinin aldığı şekil) değişmeler, kadının ve yakınlarının gördükleri rüyalar cinsiyet tahmininde rol oynayan inançlardan başlıcalarıdır. Bu ve benzeri inanışlar halen sürmektedir. Ancak son zamanlarda modern tıp teknolojisinden yararlanılmakta, gebelikten dolayı rahatsızlıkları olan kadınlar doktora gittiklerinde doğacak çocuklarının cinsiyetini öğrenmek için ultrasona girmektedirler.

Diğer bir değişme ise şimdilerde genç kadınların gebelik süreçlerini nasıl geçirdikleri ile (iş güç farklılaşması) ilgilidir. Yaşlı kadınlar “ gebeliklerinde her işi yaptıklarını, tarlaya gittiklerini, hamur yoğurduklarını, ekmek pişirdiklerini, gençlerin bu işleri yapmadıklarını söylemektedirler”. Çoğumuz ahırda hayvanları sağarken, ekmek pişirirken doğururduk, bizim kayınvalidelerimiz vardı, onlardan çekinirdik, şimdikilerde korku yok. Üstelik de kocaları onlara “canını yorma “ diye arka çıkıyorlar. Aynı şikayetler genç kızlar için de tekrarlanmakta, onların “köy işlerini”, (tandırda ekmek pişirme, ahıra yem vermek için girme, vb.) işleri yapmadıkları, dile getirilmektedir.

Doğum yardımı:

Tablo 11. Son on yıldaki doğumlar

     Doğum Yardımı 

1974 (=211) %

1998(n=31) %

      Yerli ebe

        94.8

      48.4

      Sağlık kurumu-personeli

         5.2

      51.6

      Toplam

      100

    100

·     1974’te doğumların büyük çoğunluğu % 94.8’i, yerli ebelerle yapılmaktaydı.

1998 tespitlerimizde sağlık kurumlarında / sağlık personeli ile yapılan doğumlarda artma olmuştur (% 51.6). Doğumların sağlık kurumlarında yapılması nedenleri arasında onların eşlerinin sosyal güvenceli işlerde çalışmalarının payı büyüktür. Bununla birlikte yerli ebelerle doğum yapan kadınların büyük çoğunluğu da ilk doğumlarında ne olur-ne olmaz korkusuyla hastaneyi tercih etmektedir. Hatta köy ebesi de ilk doğumlara yardım etmekten çekindiğini belirtmiştir.

1.3 Doğum Sonrasına İlişkin İnançlar ve Uygulamalar

Eskilerde doğum yapan loğusa kadının altına Anadolu’da “Höllük” olarak adlandırılan toprak konurdu Çocuklar da toprakla büyütürlerdi. 25 yıl sonra bu âdet tamamıyla terk edilmiştir. Hatta çocukların altına prima (hazır bez) bağlayan ailelere rastlanmaktadır.

Yine 1974’lerde bebeklere doğumlarından birkaç ay sonraya kadar su verilmez, su verilen bebeklerin hastalanacağına, hatta öleceklerine inanırdı. Şimdi bu uygulama da terk edilmiştir. Üstelik sağlık personelinin önerisi ile çocuğa doğumda ilk gıda olarak şekerli su yerine anne sütü veren (emziren) kadınlara rastlanmaktadır.

Kırklama ile ilgili uygulamalar sürüyor. Doğum yapan kadınlar doğumun 40.günü bebekleri ile birlikte yıkanıyorlar. Yıkandıkları suya Kerbela’dan geldiği söylenen “kırk tası” ile 40 tas su ekleyerek yeni yaşamlarına temiz başlıyorlar. Almanya’dan gelen kadınlarda köyde yaptıkları doğumlarda aynı geleneği sürdürmektedirler. Bununla beraber kırk basması ile ilgili inanışlar da değişmeler göstermektedir. Örneğin, iki kırklının karşılaşması kırk basması nedeni olarak görülmemektedir. Kadınlar bu durumu hastanede yapılan doğumlarda “kırklı kadınlar” aynı odalarda yatıyor, aynı koridorlarda geziyorlar diye açıklamaktadırlar.

Gebelik, doğum ve doğum sonrası ile ilgili uygulamalara toplu olarak bakıldığında, Bakacak köyünde Sağlık Ocağı olmadığı için sağlık hizmetlerini, Bismil Devlet Hastanesi, Diyarbakır SSK Hastanesi, Üniversite Hastanesi ile özel doktordan aldıkları, diğer bir değişle sağlık hizmetlerine kendileri ulaştıkları görülmektedir.

C)  Değerlendirme ve Sonuç

1974’ten bu yana Bakacak köyünde geniş ailelerin devamına rağmen hanelerdeki kişi sayısı azalmış, genç kadınların iş güç biçimleri (rol ve statüleri) farklılaşmış, ailelerde otorite kalıpları gevşemiştir. Kendi başına para kazanan genç erkeklerin babalarına bağımlılıklarının azalması onların ve eşlerinin daha özgür davranmalarına yol açmıştır. Bu değişimlerin bir yansıması olarak, doğumla ilgili inanış ve uygulamalarda da farklılaşmalar göze çarpmaktadır. Ailelerin sahip olmak istedikleri çocuk sayıları azalmış, bağlı olarak AP yöntemlerine başvuran kadınların oranı artmıştır. Kadınlar gebelik ve doğumla ilgili sorunlarında sağlık kurumlarından ve modern tıp teknolojisinden (gebelik testi, Ültrason) yararlanmaktadırlar. Bebek bakımından hazır bez kullanma, meyve suları ile beslenme gibi bazı kente ilişkin özellikler köy kadınları arasında yaygınlaşmaktadırlar. Bu değişimleri yaratan etkileri kadınların ifadelerinde bulmak mümkündür.

·        “Eskiden kaynanamız kayınbabamız vardı. Gözümüz kapalıydı. Şimdi kendi başımıza kaldık. Kızlarımızı dışarıya verdik”. “Diyarbakır’a gittik. İzmir’e gittik. Almanya’ya gittik, gördük, öğrendik”.

·        “Eskiden karanlıktı, elektrik geldi, televizyonlar çıktı, Dünya aydınlık oldu”.

·        “Eskiden vasıta yoktu. Şimdi taksiler, minibüsler var. İhtiyacımız olduğunda hemen Bismil’e, Diyarbakır’a gideriz”.

·        “Şimdi traktör çıktı. Biz çapaya giderdik, sapı samanı sırtımızda taşırdık. Şimdikiler iş yapmaz, özgür oldular”.

Bunlar ve benzeri örnekler bize değişmeye neden olan faktörler hakkında görüş vermektedir. Göçler karayollarının ve araçların artması, iletişim olanaklarının yaygınlaşması değişmede etkili olan temel faktörlerdir. Bu faktörler köy ailelerinde yapılan araştırmalarda da değişmeyi yaratan etkenler olarak görülmektedir (Merter 1990:7-128). Ulaşım ve iletişim olanaklarından yararlanma kadınların dış dünya ile bağlantıları arttırmakta, yenilikleri tanımalarına neden olmaktadır. Daha ötede, dış dünyaya açılma, kadınların dünyaya bakış açılarının genişlemesine, giderek zihniyet değiştirmelerine yol açmaktadır.

Değişmeyi yaratan diğer bir etken ise erkeklerin iş bulma amacıyla köy dışına -Bursa, İzmir, İstanbul gibi uzak illere- gitmeleridir. Dışarıda çalışan bu gençler köyleri ile bağlarını koparmamakta aileleri ile yaşadıkları şehirde veya vatanları olan köyde buluşmaktadırlar.

Kadınlar terör öncesi, köyde yaşayan öğretmenlerden ve köyü sık-sık ziyaret eden sağlık elemanlarından da birçok şeyler öğrendiklerini dile getirmektedirler. Şimdi bu durum öğretmenlerin köyde yaşamamaları, sağlıkçıların sadece aşılama için gelmeleri nedeniyle ancak şehirlere doktorlara gittiklerinde mümkün olabilmektedir. Değişmeye yol açan bu faktörlerden her birinin tek-tek, tümünün bütün olarak yarattığı etkiler zaman sürecinde geleneksel inanış ve uygulamaların terk edilmelerine yol açmaktadır.

Burada farklı bir soru sorulabilir. Aynı olanaklara sahip, Diyarbakır’ın Kürtçe konuşan Şafi mezhepli kırsal kesimlerinde hatta Diyarbakır gecekondularında değişmeler neden aynı hızda değildir, veya daha yavaştır. Çünkü onlar iletişim olanaklarından yararlanmakta, sağlık hizmetleri ile daha iç içe yaşamaktadırlar. Yeni kültür öğeleri ile yakınlıkları daha sıktır. Bununla beraber Diyarbakır gecekondularına doğumların % 64’ü yerli ebelerle yapılmaktadır. Aile planlamasına başvuranların oranı ise % 48’lede kalmaktadır. Bakacak köyünün yenilikleri “neden daha hızlı kabul ettiği?” sorusunun yanıtı bu köyün Alevi mezhepli bir grup ve ana dillerinin Türkçe olmasında aranmalıdır. Alevilerin dışa ve değişmeye açık bir toplum olduğu biliniyor. Bu açıklık çeşitli etkenler yanında onların toplumsal ilişkilerinde ve düşünce biçimlerinde de izlenebilir. Örneğin kadınların toplumda, ailede statüsü yüksektir. Saygınlığı vardır. Kadın bir arkadaş, bir bacı olarak erkeklerle birlikte törenlere katılır (Mélikoff 1993: 49). Kadınlarla erkekler arasında kaç-göç yoktur. Aynı sofrada yemek yerler, erkek, kadın misafirlerini beraber ağırlarlar, ibadetlerinde de beraberliklerini sürdürürler. Bu bağlamda eşler arasında iletişim sıkıdır. Bu tür bir iletişim çeşitli sorunlarda eşlerin görüş birliğine ulaşmalarını kolaylaştırmakta, yenilikleri yakından izleyen kadınların isteklerine (sağlıklarına) önem vermelerine yol açmaktadır.

Araştırma grubumuzda eğitime verilen önem buna paralel olarak kadınlarda ve erkeklerde okuma-yazma oranının yüksek olması değişmelere yol açmaktadır. Eğitim, hem sağlık bilincinin oluşmasını hem de erkelerin sosyal güvenceli işlerde çalışmasını, diğer bir değimle, sağlık kurumlarından ucuz bir şekilde yararlanmalarını sağlamaktadır. Diğer yandan grubun ana dillerinin Türkçe olması da hizmetleri almaya kolaylaştırmaktadır. Çünkü bölgede yaptığımız birçok araştırmalar dil bilmenin, ana dilde buluşmanın, hizmetleri almayı kolaylaştırdığını göstermektedir.

Sonuç olarak; Alevi toplumunun dışa ve değişmeye açık bir toplum olduğu akılda tutularak; göçler, ulaşım ve iletişim olanaklarının artması gibi dış faktörlerin; toplumda erkek ve kadınlarda okuma-yazma oranının yüksek olması, ana dillerinin Türkçe olması, kadın-erkek ilişkilerinin daha yoğun yaşanması gibi iç etkiler, modern sağlık hizmetlerine ulaşmayı kolaylaştıran ve eski uygulamaların terk edilmesini sağlayan etkiler olarak görülmektedir.

Kaynaklar

Elmacı, N.: Diyarbakır Kentinin Üç Farklı Köysel Grubunda Doğumla İlgili Değer ve Tutumlar. (Diyarbakır Dicle Üniviversitesi Yayınlanmamış Doktora Tezi) Diyarbakır 1976.

Elmacı. N.; Ergenekon. P: "Bakacak Köyünde Doğumla İlgili Geleneksel Uygulamalar ve Değişme" Halk Bilimi 12 (2000).

Erdentuğ, N.: Türkiye Türk Toplumlarında Kültürel Antropolojik (Etnolojik) İncelemeler. Ankara 1972.

Foster, G.M.: Traditional Culture: and the of technical Change. New York 1962.

Genel Nüfus Sayımı. Devlet İstatistikleri Enstitüsü Ankara 1965.