Zeynel Kozanoğlu

Bademler

Yeri ve Konumu

Bademler, Güzelbahçe'den başlayıp Seferihisar'a doğru uzanan geniş koridorun ortalarında, Yelki ve Çamlı köylerinden ileride, Ulamış'tan az beride, sağda, doğuya bakan yamaca asılı gibi duran yaklaşık bin nüfuslu bir köy. İzmir'e 35, Seferihisar'a ve Urla'ya 9'ar km. uzaklıkta.

Bademler insanının 1820'li yıllara değin bu yörede göçebe yaşadığı ve tahtacılıkla geçindiği biliniyor. Çevre köyler için tekne, tokaç, dibek ve benzeri eşya yaptıkları, semer ağacı kestikleri ve tahta biçtikleri anlaşılıyor.

Zamanla kimi dış etkenlerin de zoruyla göçebeliği bırakıp yerleşik düzene geçmeye yöneldiklerinde, köyün bugünkü yerini onlara Ulamış'tan Mestan Ağa adında yaşlı biri önermiş.

Bademler'den Hüseyin Or'un anlattığına göre, başlangıçta köy oniki kıl çadırla üç evden ibaretmiş. Hemen bir kaç yıl içinde beş on aile daha bu yere gelip yerleşince köyün temeli atılmış olmuş. Yakın çevrede bulunan bir kaç badem ağacı nedeniyle burası sonraları Bademler diye anılacaktır.

O yıllarda Bademler'de oturanların tümü üzerinde Değirmenci Hüseyin Dede'nin söz sahibi olduğu biliniyor. Bu saygın kişi, söylentiye göre, bir akşam Gümüldür'de Ürkmez köyü yakınlarında Rumlar tarafından kör bir kuyuya atılarak öldürülmüş.

O dönemden adı bilinen bir başka kişi de Molla Mahmut'tur. Molla Mahmut'un oğlu Hüseyin ile Değirmenci Hüseyin Dede'nin kızı Bağdat evlendirilmiş. [Mahmut] Türkmenoğlu'nun dedesi Çapar Mahmut bu evlilikten doğmuş.

Çapar Mahmut'un biricik kızı Bağdat'ın genç yaşta veremden öldüğü anlatılıyor. Bu Bağdat'ın beş erkek çocuğu yetişkin çağa ulaşmış. Bunlardan biri Türkmenoğlu'nun babası Murat Güzel. Diğerleri ise değişik soyadı aldıkları için kardeş oldukları adlarından anlaşılamayan Ömer Hüseyin Uz, İbrahim Dikmen, Nalbant İbrahim Gönül ve Halil Tükenmez'dir.

Bademler'de kıl çadırlar sonrası dönemde evlerin çoğu iki katlıydı. Alt katlar hayvanlar içindi. Giderek çifte çubuğa alıştıklarından insanlar artık hayvan kullanır olmuşlardı.

Mezarlık, bundan seksen yıl öncesine değin aşağıda, bugün kooperatif tesislerinin bulunduğu yerin yakınında, Han yıkığı mevkii diye anılan alanda idi. Bu mezarlıktaki taşlar köyün geçmişine ışık tutacak tarihi birer belge idi. Ancak, insanlar bu taşları hoyratça yok etmekten kaçınmadılar. Mezar taşlarını ya kırıp yapılarda kullandılar, ya da kireç taşı niyetine kendi geçmişlerini yaktılar.

Bademler köyünün mezarlığı bugün yukarıda okulun yanında, köyün girişindedir. Ve yine Hüseyin Or'dan dinlediğimize göre, bu yeni mezarlıkta okunabilen en eski taş 1912 tarihlidir.

Bu yörede iklim yumuşaktır. Doğa koşulları tarıma elverişlidir.

Köyün Ekonomisi

Bademler'in ilk yıllarında insanlar tarım yöntemlerine alışıncaya değin eski uğraşıları olan tahtacılığı sürdürmüş olmalılar. Bunun yanı sıra, dağdan odun indirme, dağda kömür yakıp İzmir'de satma, komşu köylere gündelikçi gitme... gibi işlerle ve bir ara da taşımacılıkla uğraştıkları anlaşılıyor.

İzmir'in hemen yanı başında bulunmanın zararı mı olur? Hele ekmeğinizi taştan çıkarmaya gönüllü iseniz. Bademler insanı çalışkandı. Köyde yoksul vardı; ama aç insan yoktu.

O zamanda, Batı Anadolu'nun ürünlerini uygar (!) Avrupa'nın belli başlı kentlerine ulaştırabilmek amacıyla kurulmuş bir çarkın varlığını hepimiz biliyoruz. Bu soygun çarkının başında azınlık kökenli bir kısım tüccarın bulunduğu da zaten görülüyordu.

İzmir'in ve Ege'nin tüm köy ve kasabalarından üzüm, incir, tütün, zeytin, pamuk, zeytinyağı, bal... gibi ürünleri yok pahasına satın alan tüccar, bu ürünleri, çoğu kez beş on kuruş taşıma ücreti karşılığında İzmir'e indirtirdi. Elimizin emeği, gözümüzün nuru ürünümüz buradan deniz yoluyla Avrupa'ya yollanırdı.

Kendi ürünümüzü gemilere yükleyen de yine kendimiz olurduk.

– "Buyur Avrupa, ben yiyemedim, sen ye," derdik.

Kurtuluştan sonra bu çark Avrupa'nın başında paralanacaktı. Ancak, birkaç yüzyıl süren sömürü sona ererken artık tarihe karışan taşımacılığın yerini alacak bir başka gelir kapısı düşünülmeyecekti. Böylece de kuru tarımla zaten geçinme olanağı bulamayan yoksul bölge halkı çaresiz bırakılacaktı.

Bu arada, yaşlı dünyamız 1930'larda ağır bir ekonomik bunalımdan geçti. Hemen ardından da ikinci büyük savaşa girip çıktı. Bizde ise 1950'li yıllarla birlikte büyük umutlar uyandıran çok partili dönem başladı. Yönetime, Demokrat adıyla anılan parti geldi. Ancak, tepede yaşanan bu değişiklik tabana yansımadı. Daha doğrusu, yukarılarda paylaşılan pastadan buralar insanına kırıntı bile düşmedi, Bademler'in yazgısı değişmedi.

Bademler'de yoksulluğun nedeni susuzluktu. 1960'tan sonraki yıllarda Susuz Yaz adlı film bu yörede çekilirken filmde köylüler kendi gerçek dramlarını oynamışlardı.

Bademler'de çoğu eve yılın yarısında tütün kokusundan girilmezdi. Kuruyan tütünleri yaz biterken eve taşırlar ve havadar bir odada gözleri gibi koruyarak tütünün basılacağı günü beklerlerdi.

Sonra asık yüzlü tütün eksperinin balyanın içine şöyle var gücüyle elini sokacağı ve çekip çıkardığı beş on yaprağa bakarak tütünün değerini belirleyeceği günü beklerlerdi.

Yüreklerinden gümbürtü eksilmezdi. "Tütün para edecek mi, etmeyecek mi?" merakı içinde piyasayı beklerlerdi. Piyasa açılsa, umduklarını da kırk yılda bir bulsalar bile, beklemenin sonu gelmezdi ki. Bu kez de kaderde tütün parasının ödeneceği günü beklemek vardı.

Bademler insanı tütün dikerek, zeytin sıkarak, yamaçlardan topladığı ada çayını İzmir'de satarak yoksulluğun yıldan yıla daralan çemberini kırmaya çalışırken bir mucize gelişti. Can kurtaran simidi gibi, sanki Hızır Aleyhisselam gibi kooperatif düzen imdada yetişti.

Köyde, Ziraat Bankası'nın bir yan kuruluşu gibi çalışan Tarım Kredi Kooperatifi 1933'ten beri zaten vardı, 1960'lı yılların başında köylüler bakkaliye eşyasını daha ucuza edinebilmek amacıyla bir de Tüketim Kooperatifi kurmuşlardı.

Ancak, köyü ve köylüyü yoksulluktan kurtaracak esaslı bir atılım gerekiyordu. Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi işte bu amaçla ve bu umutla doğdu.

Sosyal ve Kültürel Yapı

Sosyal ve kültürel yönden Bademler, Anadolu köylerinin pek çoğundan önemli farklılıklar gösterir. Bir kere burada kaç göç yoktur. Kadın daha önde ve daha önemlidir. Toplumsal ilişkiler daha sağlıklı düzeyde yürümektedir.

Okul çağında çocukların tümü öğrenim görmektedir. Köyden ortaokula, liseye ve üniversiteye gidenlerin sayısı ülke ortalamasının çok üstündedir. Bademler'de okuma-yazma bilmeyen yoktur.

Köyden kente göç, ülke çapında giderek hızlanırken, Bademler'de tersine bir durum yaşanmaktadır. Bademler'den hiç kimsenin kente göçmeyişinin yanı sıra, özellikle doğu ve güneydoğu kökenli pek çok yurttaşımız bugün Bademler'de oturmaktadır.

Bademler'de okul Cumhuriyet'le yaşıttır. Köye 1925 yılında atanan Öğretmen Mustafa Anarat'ın Bademler üzerinde pek çok emeği olduğu görülüyor. Köyün kalkınmasında baş rolü oynayan kuşak onun yetiştirdiği çocuklardır.

Bademler hemen o yıllarda kendi okulunu kendisi yapmıştır. İki katlı ve taştan bir binaydı bu. Okulun yerini Çepni'nin Hüseyin Ordu hibe etmişti. Sonra, yeni okul yaptırıldı. Bu okulun yerini de Ali Akyüz bağışladı. Bademler'in bugünkü modern okul binası ise, İlköğretim okulu biçimindedir ve İzmir'den gelirken köyün girişinde mezarlığın hemen yanı başındadır.

Bademler'de okuma odasının tarihi de 1932'ye değin inmektedir. Bademler insanı bütün Türkiye Alevileri gibi okumayı sever. Aydın, laik ve Atatürkçüdür.

1934'te Cumhurbaşkanı Atatürk'ün Seferihisar'a geçeceğini öğrendiklerinde yola indiklerini bugün de sevinçle anlatıyorlar. O sabah Gazi'yi yakından görenlerden biri şöyle diyor:

– "Atatürk gözümün içine bakınca, ben başımı yere eğdim, gözleri çet met ediyordu."

Köy meydanında Atatürk'ün büstü vardır. Bademler'de ulusal bayramlar büyük coşku içinde Çeşmebaşı diye anılan bu meydanda kutlanır. Bir de köyün alt ucuna, köye giriş yolunun hemen ortasına Kurtuluş Savaşı şehitleri için köylülerin Andaç diye andıkları anıt yaptırılmıştır. Üzerinde "Bizim için kanını döken Mehmetçiğe, 1935" yazısı okunur.

Köyde hemen her isteyen günde en az bir gazete görme şansına sahiptir. Köydeki kahvehanelere her sabah erkenden ikişer üçer gazete getirilir. Buralarda insanlar gün boyu gazete okuyarak oyalanırlar. Bademler'de bir kaç yıl öncesine değin her türlü kağıt oyunu yasaktı. Bugün terse tutulan oyun. Yaşlılar domino oynuyorlar.

Bademler insanı şakayı ve şakalaşmayı sever. Köyden şaka ile karışık bir kaç çizgiye ne dersiniz?

• Süper benzinin seksen beş liraya yükseldiğini radyodan işiten Hamza Eryılmaz'ın kahırlı bir edayla "Eee, benzinli çakmakları terketmenin zamanı geldi gayri komşular," diyerek göğüs geçirmesi.

Mahmut Türkmenoğlu çalışma odasına gelen konuğunu, pek uzun bir "Oooo!" ile karşılayınca, yan odada çalışanlarla birlikte oturan oniki yaşındaki oğlu Kutsal'ın "Babam bu amcayı tanımadı, hatırlamak için zaman kazanıyor," demesi.

• Orta yaşlı birine "Senin hanım ne kadar çok geziyor böyle?" diye takılmaları üzerine, adamın, "Yok canım, o kadar çok gezse, ara sıra kendi evine de uğrar," demesi.

Kooperatifin şoförü Hüseyin Uz'un, Beyler köyü'nün yüz yıllık dar sokaklarından traktörünü geçiremeyince köyün mezarlığına doğru, "Bu sokakları daha geniş yapamaz mıydınız?" diye haykırması.

Almanya'dan izinli gelen kimi gençlerin köyde bira içerek zenginlik gösterisine kalkışmaları özerine eşeğini sulamakta olan Kara Mehmet Emmi'nin "Köyün suyunu niye beğenmezsin boz eşeğim, sen de mi Alamancı oldun?" demesi.

Bademler'de, yıllardır İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi'nin bir şubesi vardır. Köyde Sağlık Merkezi, Tarım Teknisyenliği gibi kuruluşların yanı sıra, Sanat ve Kültür Derneği, Avcılar ve Atıcılar Derneği, Gençlik ve Spor Kulübü de bulunmaktadır. Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkındaki yasa çıkmadan önce köyde gençler tarafından İrimlik FM adıyla bir radyo da kurulmuştu.

Bugün Bademler köyünde bir genç bayan, ineğini elektrik ışığı altında sağabilen, banyosunda elektrikli şofbenin ısıttığı suyla ve Avrupa'dan gelmiş kokulu şampuanla yıkanabilen şanslı kişidir.

Böyleyken, yine de Manisa'nın Turgutlu ilçesi yakınlarında yatan Hamza Baba'dan, ya da Urla yolundaki Samut Baba'dan medet uman Bademler insanı için, özellikle Hamza Baba'nın başında kurban eti yiyerek hoşça vakit geçirmek vaz geçilmez bir görenektir.

Bademler'de geleneksel Türk kültürünün pek çok ögelerine yaygın biçimde rastlamak mümkündür. Kadınların geçmişte kullandığı giyim eşyasının, Türk ulusal giyim kuşam geleneğini tam olarak yansıttığı da görülür.

Köyde coşkuyla kutlanan önemli günler vardır. Sultan Nevruz, Hıdırellez, Deniz bayramı ve Derme devşirme günü gibi. Nevruz'da ve Hıdırellez'de gençler geceleri geç vakitlere değin eğlenirler. Köy içinde ateş yakar, üstünden atlarlar. Kızlı erkekli gruplar halinde bahçelerden sahibinin bilgisi altında meyva çalarlar.

Deniz bayramı ise her yılın 19 Ağustos günü kutlanır. O sabah Bademler'in çoluğu, çocuğu, kızı, kızanı iki elleri kanda da olsa, atla, arabayla, traktörle hatta yaya olarak denize ulaşırlar.

Bademler insanının deniz bayramı günü gittiği deniz kenarı Sığacık dolaylarında Azmak dedikleri koydur. Burada, hamur açar, pişi yaparlar, tarhana dökerler, kurban keserler. Yer, içer eğlenirler. Gençler birbirlerini denize atarak oyun çıkarırlar, kayaların tepesinden denize atlarlar.

Bademler'de bir de derme devşirme geleneği vardır. Seyrek de olsa, kimi Perşembe sabahları, kadınlar çeşitli kılıklara bürünürler. Kimisi asker olur, kimisi sopasına dayana dayana gezen yaşlı bir dilenci olur, Çoban olan çıkar, fal bakan niyet açan Çingene kılığına bile giren olur. Dümbelekle, defle köyde ortalığı velveleye vererek kapı kapı dolaşıp yemeklik malzeme toplarlar. Her kapıda değişik oyun çıkarır, şaklabanlık ederler.

Böylece derilen ve devşirilen un, bulgur, börülce, ve yağ.. gibi malzeme, köyün içinde üç yol ağzında bir yere indirilir. Burada kazanlar dolusu yemek pişirilir. Çorba, pilav ve pişi. Gelene geçene bol bol sunulur.

Derme devşirme çorbasından kim bir tas içerse, o kişinin yıl boyunca hastalanmayacağına inanılır. Onun için, köyde sözgelimi, kış ortasında biri nezle olsa, ona "Yoksa sen derme devşirme çorbası içmemiş miydin?" diye sorulur.

Bademler'de bir de keçi gezdirme göreneği vardır. Özellikle düğün günlerinde, erkeklerden bir bölük oyuncu yanlarına bir eşek ve bir keçi alarak köy içinde gezintiye çıkarlar.

Eşek de, keçi de abartılı biçimde süslenmiştir. Oyunculardan kimisi zenci kılığındadır, kimisi köçek olmuştur. Ağa ve dilenci olanlar vardır. Ayı postuna bürünen vardır. Köy içinde keçi gezdirme alayı ilgiyle izlenir. Bu sırada, keçiyi kapmaya yeltenen çıkarsa, oyuncular koca koca kargılarıyla bunu önleyeceklerdir. Yoksa, keçiyi kapabilene kurtarmalık verme zorunluğu doğar. Eğlence böyle şenlik ve şamata içinde sürüp gider.

Son otuz yılda yurdun dört bir yanında olduğu gibi Bademler'de de günlük yaşama bir Almanya olgusu katılmıştır. Bir yanda, ekonomik durumu eskisine nazaran birkaç yüz kat birden iyileşmiş Alamancı yurttaş, öte yanda yıllardır kendi yağıyla kavrulmaya çalışan köydeki yakın akraba. Bu ikilemin çarpıcı örneklerine, yurdun her köşe bucağında olduğu gibi Bademler'de de rastlamaktayız.

Çiçek, Bademler'in günlük yaşamında önemli yer tutar. Avluların, balkonların baş konuğu çiçek olduğu gibi bugün (1995) nüfusun neredeyse yarıya yakını geçimini çiçekten sağlamaktadır.

Bademler'de kadın adlarından en çok Fatma ve Şehriban'a, erkek adı olarak da Ali ile Hüseyin'e rastlıyoruz. 1981 yılında köyün muhtarı ile ihtiyar heyeti üyelerinin tümünün adı Hüseyin idi.

Son yıllarda özellikle genç çiftler, çocuklarına öz Türkçe adlar koymaktadır. Köyde Çağım, Çağla, Çağrı, Çiçek, Devrim, Doğaç, Kavram, Martı, Seçil, Tutku, Türkü, Yalın, Yamaç Yolcu, Yoldaş... adını taşıyanlar giderek çoğalmaktadır.

Bademler'de kişiye ad takma alışkanlığı yaygındır. Bu adları kim, ne zaman, neye göre yakıştırır bilemezsiniz. Günün birinde bakarsınız, köyden biri, kendi adı yerine takma adıyla anılır olmuştur.

Kimi takma adlar şöyledir: İbilik, Bıdılık, Yılık, Tuzsuz, Kanatsız, Hafız, Abilok, Bodur, Sarı çocuk, Mirzoti, Habeş, Tonga, Kambir, Karasinek, Mayk, Kara bela, İmize, Nını, Goçca, Gici Bibi.

Oyunlardan kalma adlar da vardır. Tiyatroda üstlendiği rolü başarı ile oynayan bir kişi, aradan kırk yıl da geçse artık kendi adıyla zor anılır. Köyde herkes onu Şadı Bey, Balıkçı, İmam diye anar.

Bademler'in dilinde yöresel sözcükler vardır. Sözgelimi, kuşlardan saksağan'a alasakça, baykuş'a kör yapalak, ağaçkakan'a da takdelen denilmektedir. Bir de köyün yakın çevresindeki bütün yer adları Türkçedir ve bozkır kültüründen kırıntılar taşımaktadır:

Bozyaka, Oluk Boğazı, İğdeli Pınar, Devetaşı, Hayıtlı Boğaz, Karlı Kuyu, Koca Çay, Hasarı Dağı, Tümbek, Bakılar, Tekke Başı, Ayran Dere, Oturca, Savran Çayı, Çayır.

Bademler'den bir kez bile geçmiş olsanız, bir gerçeği görmekte gecikmezsiniz. Bu köyde çocuk azdır. Anadolu'nun çoğu yörelerinde sokaklar çocuktan geçilmezken yapabileceğin kadar değil, bakabileceğin kadar çocuk ilkesine bu köyde uyulmaktadır.

Köy temizdir, evlerin içi ve dışı beyaz boyalıdır. Köyde genel hela vardır. Pek iyi olmamakla birlikte Bademler'in kanalizasyon düzeni de tamdır. Sokaklarından pis suların aktığını göremezsiniz. Bugün büyük kentlerimizin bile en büyük sıkıntısı olan çamur, Bademler'de yılların ötesinde kalmıştır.

En önemlisi Bademler'de suç işlenmez.

Bu arada, Bademler'e özgü yemeklerin de yine eski bozkır kültüründen izler taşıdığını görüyoruz. Biliyor musunuz, ekmek ayrana doğranırsa doğramaç, şekerli suya doğranırsa colaf adını alır. Kar ile pekmez karıştırılarak yenirse buna karsambaç denir. Lahana, bulgur ve börülce bir arada pişirilerek yenir, bunun adı tırkış'tır.

Taze soğanın tohuma kaçmış sapları doğranarak yağ ve yumurta ile kavrulursa bu yemek de soğan sömeği soldurması'dır. Bağlardan yeni sürgün filizler toplanır, haşlanır ve zeytinyağı ile limon eklenerek yenir. Adı da ışkın'dır. Kabak çiçeğinin içi doldurulur, bu da kabak çiçeği dolması'dır.

Bademler'de Tiyatro

Bademler'in ülkemizde tiyatrosu bulunan ilk ve tek köy olduğunu bilmeyen var mıdır? Oyuncusu, rejisörü, dekorcusu, perdecisi... hatta çoğu zaman yazarı da kendilerinden olmak üzere üç çeyrek yüzyıla yakındır tiyatroyla iç içe yaşayan bu insanlar, İzmir'de henüz Devlet Tiyatrosu kurulmamışken köylerinde tiyatro bulunuşunun haklı gururu içindedirler.

Bademler'e tiyatro sevgisini aşılayan kişinin öğretmen Mustafa Anarat olduğu biliniyor. Köyde ilk sahnelenen oyunun adı ise, Yarım Osman'dı. Yıl henüz 1930 bile değildi.

Ünlü tiyatro adamı Muhsin Ertuğrul, "Halk içinden çıkmış kişilerle halkın konusunu, halkın gözü önüne serecek topluluklara halkın tiyatrosu" demiyor muydu? Bu anlamda Bademler köyü insanları, kendi yazdıkları oyunları kendileri oynayarak hiç değilse ilk yıllarda bu tarifin içinde kalmayı başarmışlardır.

Ömer Seyfettin'in Yüz Akı adlı öyküsünü oyunlaştırarak 1947 yılında oynayan Remzi Atar, Hüseyin Or ve Mehmet Ali Uran üçlüsünün o günkü başarısı köyde bugün de anlatılmaktadır.

Bademler insanının tiyatroya böylesine yatkın oluşunu, köye gelen bir öğretmenin çabasıyla açıklamak yetmez. Köy seyirlik oyunlarına burada insanlar esasen pek meraklıdırlar. Sonra herkes az çok taklit becerir. Düğünde dernekte oyun çıkarma göreneği yaygındır.

Cumhuriyet'in onuncu yılı bütün yurtta törenlerle kutlanırken, Bademler'de Yarım Osman yeniden gündeme geldi. Oyun köy meydanında, Çeşmebaşında açık alanda seyircilere sunuldu.

1936 yılı 23 Nisanında yine Çeşmebaşı'nda Çoban Memiş adlı oyun sahneye konuldu. Bu oyunun hemen bütün oyuncuları bu gün Bademler'de o günleri yaşlı gözlerle ve özlemle anıyorlar.

Bademler'in tiyatro yaşamında 1947'den sonra yeni dönem başladı. Artık kızlar da oyunlarda rol almaktaydılar. İlk sahneye çıkan kızlar Zeynep (Şen) Sözer ile Elif Şengül'dür. Onları Bahar Savran, Nazlı Kaya ve diğer kızlar izledi.

1950'de Paydos'u oynadılar. Oyun Seferihisar'da ve Urla'da pek beğenilmişti. Urla'da seyirciler arasında öğretmen Mustafa Anarat da vardı. Okuttuğu çocukların böyle komşu sahnelerde oyun sunacak düzeye ulaşmış olması onu duygulandırmıştı. Çocuklarını kutlarken sevinç göz yaşı döküyordu.

Bundan sonra oyunlar birbirini kovalayacak, Bademler'in ünü kısa zamanda yayılacaktı. Ve sonra sıra, Bademler'e bir tiyatro binası kazandırmaya gelecekti.

Muhtar, köy içinde uygun yer tahsis etti. Mimar Doğan Tuna projeyi çizdi. Uğur Belger statik hesaplarım yaptı. Tiyatronun temeli hemen atıldı. Köyün ortak malı olacak tiyatronun duvarları köylülerin ortak ürünü olarak hızla yükseldi. Bademler'den olup da bu binanın yapımına emeği geçmeyen yok gibidir.

Çevre köy ve kasabalarda oyun sergileyerek para sağlayanı mı ararsınız? İnşaatta "amele" olarak seve seve çalışanı mı? Taş ve kum getirenler, harç karanlar, malzeme taşıyanlar vardı. "İşe yarar mıyım?" diyen çıkarsa ona da, ya su taşıtıyorlardı, ya da çay-kahve yaptırıyorlardı.

Tiyatronun yapımı süresince başta basın olmak üzere özellikle sanat çevrelerinden büyük destek gördüler. Bu arada, en büyük destek iş adamı Durmuş Yaşar'dan geldi. Bina tamamlandı.

Derler ki, bu tamamlanışta Halil Hilmi Oral'ın, Sabri Uysal'ın, Ali Şenol'un ve Mahmut Türkmenoğlu'nun katkısı büyük olmuştur.

Bademler'de tiyatro binası 12 Kasım 1969 günü açıldı. Açılış törenine İzmir Valisi ile Güney Deniz Saha Komutanı ve Karayolları İkinci bölge Müdürü de katıldılar. Köy muhtarı Hüseyin Or, bu kültür anıtına emeği geçenlere teşekkür etti.

– "Biz bu işe beş numara gaz lambası ile ahırlarda ve tütün depolarında başlamıştık. Bu bina ve bu ışıklar beni heyecanlandırıyor." dedi.

Bademler Tiyatrosu'nun belirgin özelliği elemanlarının tümünün köyden oluşudur. Arkadaş, gündüz bahçesini sular, gece rejisördür. Sabahtan akşama değin zeytin sıkar, akşam baş rol oynar. Kooperatifte seralarda sekiz saat çalışan genç bayan, sahnede evin haylaz kızıdır. Delikanlımız gündüz İzmir'de otobüs şoförüdür, gece köyde ışıkçıdır, perdecidir. Gün boyunca Karayollarında kepçe kullanan yorgun dost, gece oyunda balıkçıdır. Bir başkası İmam'dır.

Bugün beşyüz kişiyi rahatlıkla alabilen tiyatro binası, sapa sağlam ayaktadır. Köyde kına geceleri, düğünler ve çoğu toplantılar burada yapılır. Ancak, sahnenin kutsallığından ötürü, bu tiyatroda dansöz oynatılmaz ve içki içilmez.

Bademler'de başından beri ne kadar oyun oynanmış, bilen var mı? Tiyatronun kaydı kuydu bulunmadığından, insanlar ancak belleklerini yoklayarak bilgi verebiliyorlar.

Yarım Osman, Çoban Memiş, Cıngıllı Ahmet, Sana rey veriyorum, Yüz akı, Atak Ali, Çakır Ali, Hülleci, Boş beşik, Dingilzadeler, Buzlar çözülmeden, Özgürlüğün bedeli, Yüzotuzyedi numaralı oda, Tek yataklı otel, Bir yol, Bir ilan hatası, Bu oyun oynanmamalı, Nalınlar, Ezik otlar, Paydos, Harputta bir Amerikalı, Cepheden gelen kahraman, İstiklal.

1963'te Susuz Yaz ile daha sonra Pembe Kadın da Bademler köyünde filme çekildi. Bu iki çalışma köylüler için adeta uygulamalı bir okul oldu. Öyle ki, bir yandan köy dışından gelmiş sanatçılarla içli dışlı olmak, öte yandan da çeşitli film hilelerini görmek, kamera karşısında rol üstlenmek insanları tiyatro konusunda yüreklendirdi.

Bademler'de tiyatro'nun sürükleyicilerini saymaya kalkışırsak, köyün bütün nüfusunu buraya geçirmek gerekebilir. Ancak, başta öğretmen Mustafa Anarat olmak üzere, köyden Hüseyin Or, Hamza Eryılmaz, Remzi Atar, Mehmet Tutal, Mehmet Ali Uran, Hoşgör Ali Şengül, Hüseyin Savran, Hüseyin Kınık, Ali Özkan ve yine Mahmut Türkmenoğlu'ndan söz etmek vefa borcudur.

Basında Bademler

Bademler köyünün yurt çapında üne kavuşmasında en büyük etkenin Türk basını olduğunu biliyoruz. Bunun için köyde gazetecinin ayrı bir saygınlığı vardır. Bir gazeteci otuz yıl önce bile gelmiş gitmiş olsa köyde onun adı hep anılır. Tiyatro sanatçıları da öyle.

Türk basınında Bademlerle ilgili yayınlar bölük pörçük de olsa, tiyatroyla başlar. Türkmenoğlu'nun 1964 yılında Milliyet Gazetesi'nin açtığı Toplum Kalkınması konulu yarışmada derece almasıyla bu yayınlar yeni bir ivme kazanır. Sonra köyle ilgilenen gazetecilerin giderek arttığını görürüz. Bunlardan pek çoğu da artık Mahmut Türkmenoğlu'nun kişisel dostudur.

Bu arada, TRT'nin çok değerli program yapımcılarının da radyolar aracılığıyla Bademler'i sürekli gündemde tuttuğunu görüyoruz.

Ünlü şair Behçet Kemal Çağlar'ın Bademler'de şiir okurken duygulanıp ağladığı, başta Tarık Zafer Tunaya olmak üzere pek çok profesör ve bilim adamıyla, sanat adamının ve tiyatro topluluğunun sık sık Bademler'e uğradığı, Hülya Koçyiğit'in Susuz Yaz'da oynarken köyde kimi kadınlarla kurduğu yakınlığı köyden gidişinden sonra sürdürmediği ve Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşlerin büyük yardımı Bademler'de bugün de anlatılan konulardır.

Necati Cumalı'nın yazdığı pek çok eserin konusu bu yörede geçmektedir. Bademler'in böylesine büyük üne kavuşmasında bu eserlerin katkısı oldu.

Öte yandan, Mahmut Türkmenoğlu'nun adı politik arenada günden güne, öne geçtikçe basının Bademler'e ilgisi artarak sürdü. Tiyatro, kooperatif ve Türkmenoğlu üçlüsü, kimi zaman birlikte, kimi zaman da ayrı ayrı olmak üzere basının ilgi odağı haline geldiler. Gazeteciler bu üç konuda sürekli haber üreterek kamuoyunda Bademler olayını hep canlı tuttular.

Özellikle Türkmenoğlu'nun bakanlığı döneminde Bademler basının uğrak yeri olmuştu. Türkmenoğlu'nun anası ve kız kardeşlerinden, tiyatrodan, kooperatiften ya da köydeki dostlardan iki laf alabilen gazeteciler, birin yanına beş de katarak pek çok şey yazdılar. Ve böylece, köyün adını ülke sınırları dışına taşıdılar.

Bademler'de insanların sevecenliği, doğallığı, kadın-erkek ayırımı gütmeyişleri.. köye yolu düşen ve eli kalem tutan herkesi köyle ilgili bir şeyler yazmaya yöneltmiştir. Bademler bugün de gazetelerin ve TV'lerin ilgi odağı olma özelliğini korumaktadır.

Bademler'in Yarını

Ülkede çarpık kentleşme İzmir'i de İzmir olmaktan çıkardı. İzmir bugün de üçüncü büyük kentimiz diye anılıyor; ama ne yazık ki, artık Ege'nin incisi demeye kimsenin dili varmıyor.

Bunalmış ve boğulmuş İzmir'in soluk alabilmek için uydu kentlere ihtiyacı var. Batı'nın büyük kentlerinde sorun böyle çözülmüş. (...) Olaya bu açıdan bakınca Bademler'in uydu kent olabilmenin koşullarını fazlasıyla taşıdığı görülüyor.

Bu gerçeği gören Mahmut Türkmenoğlu da Amerika'dan köy muhtarına mektup yazarak Bademler'de belediye kurulması yolunda hazırlıkların hızlandırılmasını istemiştir.

Ne yanından bakarsak bakalım, Bademler dün sıradan bir köy değildi. Bugün de sıradan değil. Yarın da konumu mutlaka çok daha iyi olacak. Şimdiki halde görünen bu.

Sözü Sabiha Tansuğ'un kalemiyle bağlamaya ne dersiniz?

"Bademler Ege uygarlıklarının izini süren köylerimizden biridir. Kadın erkek eşitliği, doğruluk, çalışkanlık, temizlik örnekleri görmek isterseniz bu köye uğrayın."

Bkz. Zeynel Kozanoğlu: Mahmut Türkmenoğlu ve Bademler Kooperatifi. İzmir 1995: 11-22.