Hasan Yıldız

Alevi-Bektaşi Hukuk Sistemi

1. Giriş

Bir toplumun oluşumundaki en önemli etkenlerden biri, o toplumun bireyleri arasındaki ilişkileri belirleyen normlardır. Dogmatik hukuk bilimi açısından, bireylerin birbirleriyle veya toplumla olan ilişkilerini düzenleyen, sınırlarını belirleyen, taraflara hak ve yükümlülükler yükleyen ve uyulması ise kamu gücü ile desteklenmiş normlar, "normatif hukuk sistemi" olarak çıkmaktadır. Buna genel anlamıyla, pozitif (yazılı) hukuk kuralları denmektedir. Burada bahsedilen kamu gücü, devletin gücüdür. Oysa ki, toplum içinde var olup da kamu gücü ile müeyyideye bağlanmamış diğer bazı toplumsal davranış kuralları (içtimai hattı hareket kaideleri) da vardır ki biz bunlara;

·        Ahlak kuralları,

·        Din kuralları,

·        Örf ve âdetler, gelenek ve görenekler (teamüller)

diyoruz. Bu sebeple açıklamayı, sadece normatif hukuk açısından değil, sosyolojik boyutuyla da ele almak gerekmektedir. Yukarıda belirtilen toplumsal davranış kuralları -genellikle- birbirleriyle çelişmezler. Diğer bir değişle, örneğin; din kuralının haram veya yasakladığı bir fiil, hem pozitif ve hem de ahlak kuralları açısından yasak olabilir. Fakat istisnalar da mevcuttur. Örneğin, aç karnını doyurmak için yapılan "hırsızlık", ahlaki açıdan fiile cevaz verilebilmesine karşın pozitif hukuk kuralları açısından "başkasına ait olan malı onun rızası dışında edindiği" için suç sayılarak müeyyidelendirilir.

Alevi-Bektaşi toplumlarında ise uygulanan hukuk sistemi, yukarıda bahsedilen "toplumsal davranış kuralları"nın bütünüdür.

2. Alevi-Bektaşi Hukuk Sisteminin Kökeni

2.1 Kökeni

Alevi-Bektaşi inanç sisteminin oluştuğu dönemlerde, Anadolu'yu egemenliğine alan ve hatta "İslam Halifeli"ğini de üstlenen Osmanlı Hanedanlığı, değerler sistemi "Ahiret"e yönelik "Sünni şeriat" (Sünni İslam Hukuku) sistemini kurmuştu.  Oysa ki, Anadolu Alevi-Bektaşi inancı, her şeyi kendinde arayan, insanı "üst" kılan ve merkezlendiren bir felsefi anlayıştı. "Varoluş" gücünü farklı kaynaklardan alan bu iki değerler sistemini biribirlerinden ayırmak zorunluydu. Böylelikle, değerler sistemi insan merkezli olan Alevi-Bektaşi inancı mensupları Sünni İslam hukukuna göre yönetilemez ve yargılanamaz olmuştu ve olması da mümkün değildi. Bundan böyle Alevi-Bektaşi toplumu, merkezi otoritenin oluşturduğu hukuk sistemi şeklinde değil de "sosyal olgu" kimliğiyle "insan" merkezli sisteme bağlı bir "Hukuk Sistemi" ihdas etmiştir.

Alevi-Bektaşi hukuk sisteminin menşei, insani değerleri yüce kılan, dinamik, aktif toplumsal ilkelerden alır. Soyut, genel olan bu ilkelerin ışığı altında "birey" bazında "olması gerekenleri", "toplum" bazında ise "olan" hale getiren ve aynı anda yeni "olması gereken"leri yaratan teamülerden alır. Aynı zamanda, insan merkezli genel geçer doğru kabul edilen ilkelere, olgulara karşı kendisini sürekli yenileyebilmektedir.

Dışarıdan yani merkezi otoriteden gelen baskılara karşı korunabilmenin şartı, insanların mutluluğu, selameti ve barış içerisinde yaşaması gerekliliği anlaşılmıştır. Bu vesileyle, kendisini sürekli yenilemiş ve yaşam gücünü toplumun "insanı üst değer" olan bireylerinden almıştır ve almaktadır. Bu haliyle Alevi-Bektaşi hukuk sistemine, bir varoluş normlar bütünüdür diyebiliriz.

2.2 Bağlayıcılığı: Toplumsal Sözleşme, İkrar

Pozitif hukuk kuralları, çocukların veya yetişkinlerin hangi yasalarda ne gibi haklara sahip ve yükümlülükler altına gireceğini açıkça gösterir. Bu durum, genel anlamda, ergenlik çağı (buluğ çağı) denilen belirli bir yaşı belirtir. Bu yaş grubu, ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Ergenlik çağına gelen her birey, bazı istisnalar hariç cezai ve hukuki sorumluluk altına girer ve tasarruf yapabilme hakkını haiz olur. İnsanlar bu yaşın kendisine yüklediği yükümlülüklerden kaçınamaz ve bu bir zorunluluktur.

İşte Alevi-Bektaşi hukuk sistemine göre ise ergenlik çağı diyebileceğimiz yaş haddi ikrara bağlıdır. İkrar ise; her Alevinin yola girmesi için, "İkrar cemi" ile yapılan tören neticesinde, toplumsal sözleşmeye kendi özgür iradesiyle tek taraflı olarak katılmasıdır. Diğer bir değişle "yol"a girmesidir..

Burada asıl olan ve üzerinde durulması gereken konu, kişinin tek taraflı iradesiyle bu sözleşmede taraf olmasının yanı sıra, böyle bir sözleşmeye ikrar vererek taraf olma zamanının da yine tek başına belirlemesidir. Yukarıda belirtilen "tek taraflı" ibaresinde, bir zorunluluğun olmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Zira her Alevi "can" bu yola girme mecburiyetindedir ve kendisini bunun dışında tutamaz. Nasıl ki bir devletin ülkesi sınırları içerisinde yaşıyan -istisnalar hariç-, her vatandaşın -yabancılara uygulanan yasal düzenlemeler hariç- bu ülkenin yasalarına uymak gibi bir zorunluluğu varsa, her Alevinin de ikrar vermek suretiyle, buluğ çağına geldiğini topluma deklare ederek uyma zorunluluğu vardır.

İkrar vermek isteyen kişinin, ikrara hazır olup olmadığı, belirli bir süreyle denenir. Hazır olduğu kanaatine varılınca da "İkrar cemi" tertiplenerek ikrar vermesi sağlanmış olur. Hatta burada şunu da belirtmek gerekir ki, dede ikrar verecek olana, ikrar vermenin sorumluluklarını ve yükümlülüklerini defalarca anlatır ve hatırlatır.

İkrar bir anlamda buluğ çağıdır. Diğer pozitif hukuk kuralları buluğ çağını belirli bir yaşa bağlamalarına karşın, Alevi-Bektaşi hukukunda ise bu ikrardır. Biri sadece fizyolojik olmasına karşın, diğeri aynı zamanda psikolojiktir. Yani kendini hazır hissetmesidir.

3. Anayasa Hükmünde İlkeler

Alevi-Bektaşi toplumlarında, insan merkezli değerler aktif ve dinamik olduklarından zamana göre kendilerini yenileyebilmektedirler. Fakat kapalı toplum olduklarında yörelere göre bazı farklılıklar da arzetmektedirler. Bu yüzden burada belirteceğim ilkeler, etkilerini tüm Alevi-Bektaşi topluluklarında göstermiş olanlardan ibarettir. İlke şekline dönüşmüş olan bir çok vecize olmakla beraber, burada sadece asıl olanlar belirtilecektir.

·        Dört kapı, kırk makam

·        Üç sünnet, yedi farz ve oniki istek

·        Eline, Beline, Diline Hakim olmak

3.1 Dört Kapı, Kırk Makam

Şeriat Kapısı: İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, haramdan uzaklaşmak, ailesine faydalı olmak, çevreye zarar vermemek, peygamberin emirlerine uymak, şefkatli olmak, temiz olmak ve yaramaz işlerden sakınmak.

Tarikat Kapısı: Tövbe etmek, mürşidin öğütlerine uymak, temiz giyinmek, iyilik yolunda savaşmak, hizmet etmeyi sevmek, haksızlıktan korkmak, ümitsizliğe düşmemek, ibret almak, nimet dağıtmak ve özünü fakir görmek.

Marifet Kapısı: Edepli olmak, bencil-kin ve garezden uzak olmak, perhizkârlık, sabır ve kanaat, haya, cömertlik, ilim, hoşgörü, özünü bilmek ve ariflik.

Hakikat Kapısı: Alçakgönüllü olmak, kimsenin ayıbını görmemek, yapabileceği hiçbir iyiliği esirgememek, Allah'ın her yarattığını sevmek, tüm insanları bir görmek, birliğe yönelmek-yöneltmek, gerçeği gizlememek, manayı bilmek, tanrısal sırrı öğrenmek ve tanrısal varlığa ulaşmak.

Dört kapı, kırk makam'da birincisi olan "Şeriat" kapısı, her canın uyulması zorunlu olan kuralları içermektedir. "Tarikat" kapısı, eğitmeyi ve öğrenmeyi yeğler. "Marifet" kapısı, iç hesaplaşmayı yani Şeriat kapısı olan özle, Tarikat kapısının olan tedrisatın birleşiminde oluşan yeni durumu Hakikat kapısı'na vardığımızda, bu iç hesaplaşmanın zorunlu sonucu, diğer bir değişle varılan sonucunu göstermektedir. Şeriat asıl, tarikat isteğe bağlı tali, marifet analiz, hakikat ise tortu yani sentezdir.

3.2 Üç Sünnet, Yedi Farz ve Oniki İstek

Üç Sünnet:

·        Dilini tevhid kelimesinden ayırmaya,

·        Gönlünden düşmanlığı gidere, kimseye kin ve kibir tutmamaya, kıskançlık etmemeye, hırsına uyup şeytana gönül vermemeye,

·        Sözü hakkın kudreti ola, kimseyle kavga etmemeye, düşmanlık yapmamaya.

Yedi Farz:

·        Çok sır saklaya,

·        Talip binbir ise, bir otura ve bir dilden söyleye,

·        Hakkın terazisine itaat ede, yaptığı bir günaha bin özür ve niyaz eyleye, kimsenin gıybetini etmeye ve yalan yere and içmeye, yalan söylemeye,

·        Mürebbi hakkına itaat ede, emrine uya,

·        Kuşak kuşana, halifeden el alıp tövbe eyleye,

·        Müsahibini hakikatte hak cemiyetine eriştire,

·        Halifeden taç ve kisvet kabul eyleye. Özünü şeyhlere ulaştıra.

Oniki İstek:

Evvel kendi özünü hassas etmek, marifet tohumunu ekmek, şefkat beslemek, rıza ettiğini tutmak, hikmet sıfatını sem etmek, özünü hizmet hürmetin saklamak, özünü mukarribiyle hudetmek, özünü sabır ehline vermek muhabbet kilesiyle ölçmek, takva değirmende özünü arındırmak, su ile yuğurmak, ihlas sofrasına girmek ve özünü dervişlere sarfetmektir.

3.3 Eline, Diline, Beline Hakim Olmak

Bu kurala her Alevi-Bektaşi canın yaşamı boyunca mutlak suretiyle uymak zorunda olduğu bir kuraldır. Eline bağlı olmak; eliyle koymadığını almamak, diline hakim olmak ise, dedikodudan uzak ve görmediğini söylememek, iftira-yalan söylememek, beline hakim olmak; eşinden başka kimseyle cinsel ilişkiye girmemek.

Görüldüğü kadar basit değildir. tüm insani davranışların özünü oluşturan bir ilkedir. Yargılamalarda ilk uygulanan kural olma özelliği bakımından da önemlidir.

4. Yargılama

Alevi-Bektaşi toplumunda yargılama sistemi, iki gruba ayırmak suretiyle izah edebiliriz. Birincisi, özellikle Osmanlı ve kısmen Cumhuriyet dönemlerinde dede önderliğinde uygulanan yargılama sistemi, diğeri ise her olaya ayrı uygulanmak suretiyle, olaydan sonra seçilen insanlarca yapılan yargılama şeklidir.

4.1 Dede Önderliğinde Yargılama

Dede huzurunda ve onun önderliğinde gerçekleştirilen yargılama şekli "Cem"dir. İki etaptan oluşmaktadır:

Birincisi, insanların bir yıl içerisinde yaptıklarıyla hesaplaşarak, bir anlamda yaptıklarının muhasebesini dede ve toplum huzurunda beyan etmeleridir. Bir nev'i otokritik de diyebiliriz. Aynı zamanda verdiği ikrara ne kadar bağlılığın da bir göstergesidir. Buradan çıkan sonuç, ikrarın tazelenmesidir. "Görgü Cem"i denilen cemlerde gerçekleştirilir. İkrar veren her canın mutlak suretle dar'a durması ve kendisiyle hesaplaşarak ikrarını yenilemesi gerekir.

İkincisi ise doğrudan doğruya yargılanmadır. Burada suç işlediği veya kusurlu olan kişinin doğrudan doğruya yargılanmasına yöneliktir.

Alevi-Bektaşi hukuk sisteminde kamu ve özel hukuk ayırımı olmadığı için, gerçekleştirilen doğrudan doğruya toplumun birliğine, dirliğine, barışa karşı yapıldığı varsayılarak kamu hukuku kapsamında değerlendirilir. Özel hukuku da kapsar niteliktedir.

Suç kime karşı işlenirse işlensin, kamu davası diye tellaki edilen davanın sonuçlarını doğuracak şekilde yargılanır ve cezalandırılır. Mağdur da göz ardı edilmeden, yani onun da mağduriyetinin giderilmesine yönelik sonuç da dikkate alınır.

Kamu davası nitelikli olması sebebiyle, suçlar şikâyete bağlı değildir. Yani re'sen de dede huzuruna getirtilip, yargılama yapılır. Verilen cezadan sonra dedenin toplumun vicdanına sorması, kararın herkes tarafından alındığı sonucunu doğurur.

Kimlerin Cem'lere alınıp alınmıyacağı sorununa gelince genel anlamda şöyle sıralanır:

Haksız yere ve keyfi olarak eşini boşayanlar, haram kazanç elde edenler, yalancı şahitlik edenler, nefsine hakim olamayanlar, hırsızlık yapanlar, cana kastedenler, annesine-babasına evlatlık görevini ifa etmeyenler, çevresine-komşusuna rahatsızlık verenler ve toplumda sürekli huzursuzluk çıkaranlar, çalışanın ve yetim, fakir fukaranın hakkını yiyenler.

Görüldüğü gibi, burada sayılan yasaklamalar aynı zamanda toplumda nelere uyulup uyulmayacağının da açıkça göstergesidir.

Ceme alınmayanlar, yargılanıp cezaları infaz edildikten sonra ve yine toplumun ortak kararıyla ceme katılmaya hak kazanabilirler. Alevi-Bektaşi hukukunda buna "yoldan çıkma" denir. Genel anlamda ise, "düşkünlük" müessesi de denir.

4.2 Seçilen İnsanlarca, Her Olaya Ayrı Uygulanmak Suretiyle Yargılama

Bu yargılama şekli, özellikle Cumhuriyet'ten sonra uygulanan bir yargılama şeklidir. Pozitif hukuk kurallarında görülen "Hakem" olayına benzemekle beraber farkı, hakem sisteminde, olaydan önce taraflar, herhangi bir niz'a durumunda hakeme başvuracaklarına dair yazılı olarak fikir belirtmeleridir. Oysa burada, olay vuku bulduktan sonra, taraflarca seçilen kişiler tarafından yargılama yapılır ve ceza verilir.

Bu yargılama şekli son dönemlerde, modern hukuk denilen hukuk sistemlerinde gün geçtikçe değer kazanmaktadır. Ve Avrupalıların dediği Mediation hukuku buna örnek verilebilir.

Genel olarak; diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi, Alevi-Bektaşi hukuk sisteminde de cezaların artırılması, indirilmesi, affı, tehiri vs. gibi durumlarda söz konusudur. Ayrıca suçun kim tarafından gerçekleştirildiği, kime karşı gerçekleştirildiğinin de anlamı vardır. Bunların hepsi göz önünde bulundurulur.

Cezaların şekline gelince, toplumdan topluma farklı uygulanmalarına karşın, burada birkaç tanesini belirtmekte fayda vardır:

Belirli bir süreyle düşkün sayılma, cemlere alınmama, toplumsal ilişkilerin kesilmesi veya sınırlandırılması, askıya alınması, zararın ödetilmesi (mağdura veya herhangi bir dergâha veya fakirin birine), belli bir süreyle bakıma muhtaç olan birine bakma zorunluluğu, çözülen bir meselenin resmi otoriteye götürülmesi (mahkeme gibi), toplum dışına çıkarılması vs. daha da genişletilebilir.

5. Sonuç

Birçok sonuç çıkarmakla birlikte, bir kaçına değinmeye çalışacağım.

1.     İlk önce bu hukuk sisteminin uygulanmasının iki nedeni olabileceği düşünülmektedir:

·        Bunlardan birincisi: Osmanlı döneminde Alevi-Bektaşi toplumunun kendi hukuk sistemini oluşturmaları anlaşılmakla beraber, bugün yani Cumhuriyet'ten sonra da bu hukuk sisteminin uygulanması; kendi hukuk sistemlerinin daha adil olacağı ve sorunu kendileri yaşadıklarından, çözümünün ise yıllardır uygulayageldikleri hukuk sisteminin, tarafları memnun edeceği ve toplumda barışı sağlıyabileceği anlayışıdır.

·        İkincisi: Yıllardan beri devletin resmi organları tarafından uygulanan Sünni hukuk sisteminin tanınmaması neticesinde oluşmuş bir teammül veya alışkanlık olabilir.

2.     Özellikle kamu davasını gerektirecek (bu durumda devlet olaya re'sen el koymak durumundadır) hallerde, failin devletin resmi organları -mahkemeleri- tarafından yargılanmasına karşın, ikinci bir defa da toplum veya dede önderliğinde yargılanması, sorun yaratabilir. Bu durumu göz önünde bulundurup, ona göre yargılamanın yapılması, diğer bir anlatımla bir suçtan dolayı iki defa yargılanmasının adil olmıyacağından, buna göre çözüm üretilme zorunluluğu hasıl olmaktadır.

3.     Toplumda var olan ve uygulanan bu kuralların derlenip, toparlanması gerekmektedir. Alevi-Bektaşi ilkelere bağlı kalarak, çağdaş evrensel hukuk normlarını da göz önünde tutmak suretiyle belirli aralıklarla yeniden düzenlenmeleri zorunludur. Alevi-Bektaşi organizasyonları tarafından bir üst kurulun kurulması ve bu kurul tarafından çalışmaların yapılması zaruridir.

4.     Hukuka aykırı fiilin suç, kabahat, kusur olup olmadığı net bir şekilde belirlenmelidir. Ve ona göre yaptırımlar uygulanmalıdır.

5.     En önemlisi, bugün çağdaş hukuk sistemlerinin uygulamaya önem verdikleri Mediation veya hakemlik sisteminin, Alevi Bektaşi toplumları tarafından yıllardır uygulanıyor olmasıdır.