8. Hz. Ali’de Muhammed ve Yoluna İçtenlikli Bağlılık
İlk Müslümanlardan olan Ali;[1] Hz. Muhammed ve onun yoluna içten, gönülden bağlıdır. Bunu, çeşitli nedenlerle zaman zaman halkı tanık göstererek de dile getirmiştir. Zaten Peygamber de onu “vasisi”, “halifesi” olarak önermiş, toplumunun bu noktada dikkatini çeşitli vesilelerle çekmiştir.[2]
Ali, Hz. Muhammed için canını hiçe sayan biridir. Peygamber bunu bildiği için 622 yılında Mekke’den Medine’ye gizlice göçerken, kendisinin evinde olduğu kanısını yaratmak ve müşriklerce izlenmesini önlemek amacıyla evde Ali’yi bırakmış, yatağına yatırarak müşrikleri aldatmaya çalışmıştır. Ali bu yaşamına mal olabilecek oldukça tehlikeli görevi hiç ikileme düşmeden severek, içtenlikle yapmıştır. Dahası Peygamber’i araştıranlarla da döğüşmek zorunda kalmıştır. Bu görevi o günkü koşullarda üstlenecek bir başkası düşünülmemektedir. Bu, Ali’nin Muhammed’e ve onun yoluna olan inancının ve bağlılığının bir sonucudur. Bunun üzerine Bakara 207. ayeti iner. Tanrı buyruğunda yüceltilen Ali için şöyle denir:
“İnsanlardan öylesi vardır ki Tanrı rızasına ulaşmak için adeta varlığını ve kendini satar, Tanrı’nın rızasını alır. Tanrı, kullarını pek esirgeyendir”.[3]
Medine’de yeni toplumsal oluşum ve kaynaşmaya gerek görülmüş ve özellikle göçmenlerin ekonomik ve toplumsal gereksinimlerinin karşılanması bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Peygamber bu toplumsal dayanışmayı ve kaynaşmayı sağlamak için Hicretin 5. ayında bir törenle göçmenlerle Medine’nin yerlilerini kardeş yapmıştır. Tören sonrası yalnızca Peygamber’le Ali kalırlar. Peygamber, bu törende Ali’yi kendine kardeş edinir. Peygamber Ali’ye; “sen dünyada da, öte dünyada da benim kardeşimsin” der. Kardeş olanlar birbirlerini gözetip koruyacak, ekonomik gereksinimlerini karşılayacaklar ve birbirine mirasçı olabileceklerdir. Sonradan bu miras biçimi Anfal 75. ayetle değişir.[4] Bu kurum özellikle Alevilerce benimsenir. Alevi “musahiplik kurumu”nun ana kaynaklarından en önemlisi bu törenle başlatılan kardeşlik olayıdır.
Ali, bütün savaşlarda olduğu gibi Uhud Savaşı’nda (625) da olağanüstü yararlılıklar gösterir. Peygamber’in bile ölüm tehlikesi geçirdiği bu savaşta, Peygamber iki kılıçtan birini Ebu Ducane’ye, “Zülfikâr” olarak adlanan diğerini de Ali’ye verek onların değerini bir kez daha teslim eder. Ali bu savaşta 90 (kimi kaynaklada 6) yara alacaktır. Ama; “Ali’den başka yiğit, Zülfikâr’dan başka kılıç yok” sözü özdeyişlecektir.[5]
Mekke’nin alınması (630) sırasında Kâbe’ye gidilir. Kâbe putlardan temizlenirken Peygamber Ali’yi omuzlarına alarak putları kırmasını sağlar.[6] Bu dahi, Peygamber’in Ali’ye verdiği değerin ve ona güvenin sonucudur. Ali’nin İslamlığın oluşmasındaki doldurulmaz yerini, Peygamber’in ideolojik ortağı olduğunu gösterir.
www.alewiten.com, 21.11.2002
[1] Mahmut Esat (1965): 91 vd.; Gölpınarlı (1979): 340; Gölpınarlı (1990): 15.
[2] Bkz. Nehc’ül-Belâga (1972): 133, 138.
[3] Bkz. Mahmut Esat (1965): 118; Gölpınarlı (1991): 71 vd.; Çağatay (1972): 160 vd.
[4] Gölpınarlı (1991): 77 vd.; Çağatay (1972): 164 vd. Karşılıklı kardeş olanların listesi için bkz. Uluçay (1997), C. I: 259.
[5] Gölpınarlı (1991): 91 vd.; Çağatay (1972): 181 v.d.
[6] Gölpınarlı (1991): 119 vd.