6. Muhammed-Ali Yolu'nun Özü, Oluşumu ve Gerçek Temsilcileri

İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan yargılar ve ilkeler, yani sonradan türeyen şeyler olan “bi’dât”; İslam’ın ruhuna işlemiş ve bugünkü İslam’ı oluşturmuştur ki, buna “Müslümanlık” denir. Peygamber sonrası yönetime gelen halifeler, daha sonraları önmeli iddialarla yönetimi ele geçiren Muaviye ve Emeviler, onları izleyen ve onların bir başka türevi olan Abbasiler İslam adına İslam’a çok şey katmış, Peygamber ilkelerine ve Kuran’ın özüne uymayan düzenlemelerde bulunmuş, kendilerine özgü bir İslam yaratarak insanlara kabul ettirmişlerdir. Doğallıkla bunlar bi’dâttır. Peygamberle ve Kuran’la çoğu kez ilgisi olmayan şeylerdir.

Peygamber Muhammed adına, onun vekili olarak İslam-Arap devletini yönetme işi demek olan “halifelik”, bu görevi üstlenenlere sonsuz olanak sağlamıştır. Halifeler, bu olanakları olduğundan çok, dahası sınırsız kullanarak bi’dât yolunun açıcıları olmuşlardır. Oysa, halifeliğin yetkileri içerisinde İslam dinine ek yapma, İslamsal kural koyma ve ilkeler belirleme gibi şeyler yoktur.

Halifelik siyasal-yönetsel bir görevdir. Dinsel yanı yoktur. Dinsel yanı olamadığından ve sadece siyasal-yönetsel bir makam olduğundan, dinsel kural koyma yetki alanının dışındadır. Ama halifeler hiç de bu yetkileriyle sınırlı kalmayarak, kafalarına göre yeni bir İslam’ın yaratıcıları olmuşlardır. Bu ortaya çıkan yeni İslam, yine İslamsal anlayışa göre bi’dâtın ta kendisidir. Çünkü, bir yerde İslam’ın özü olan Peygamber ve Kuran ilkelerinden sapmadır. Bu tür İslam’ın temsilciliğini ve savunuculuğunu da “Sünni İslamlık” üstlenmiştir. Bi’dâtlar üzerine kurulan Sünni İslamlık, İslamlığın “ortodoks” kanadını oluşturmuş, sürekli elinde bulundurduğu devlet erkiyle bu durumunu örtüleyebilmiş, kendisine karşı gördüğü Şiiliği ortodoks İslam’ın dışına iterek “beşinci mezhep”, Aleviliği de sapkınlık demek olan “rafizilik”le suçlayarak baskı altına almıştır. Oysa gerek Şiilik, gerekse Alevilik bi’dâtlar harmanı olan Sünniliğe karşın; Muhammedi İslam’ın, yani Kuran İslam’ının ana çizgisi / yolu olan Muhammed-Ali Yolu’nun bütün baskı ve zulümlere karşın tarih boyu en dirençli ve en kararlı sürdürücüleri ve savunucuları olmuşlardır.

Bu açıdan bakınca Ali yolunun sürdürücülerinin tarih boyu ve günümüzdeki konumu ne olmuştur? İrdelenmesi gereken noktalardan biri olarak geliyor bana.

Ali’ye bağlı akımlardan genel ve tarihsel Şiilik dinin itikadi ve muamelat alanında, yani inançta tapınım konusunda, bir başka deyişle “İslam’ın şartları” olarak yüzyıllardır topluma sunulan ibadet biçimleri alanında Sünni inanç çığırını aşarcasına muamelatta bir derinlikleri vardır. Muamelat alanını oldukça aşırılaştırmış; dini, bir yerde tapınıma boğmuşlardır. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi uygulama alanında Sünnilik aşılmıştır. Yer yer Sünnilikten daha dinin biçimsel yanı olarak nitelenen zahiriliğe kaçmışlardır. Günümüz Şiiliği de bu konuda oldukça ısrarlıdır. Sünni eğilimlerden daha çok dinin tapınç alanına bağlı olduklarını ve bunu onlardan daha çok yerine getirdiklerini ileri sürüp, kendilerini kanıtlama durumuna düşmüşlerdir.

Alevilikte ise durum böyle değildir. Alevilik üzerinde ve tarihsel oluşumunda özellikle sosyolojik, siyasal, kültürel, tarihsel ve coğrafik etkenler belirleyici rol oynamışlardır. Alevilik, Horasan-Türkistan-Maveraünnehir-Deylem coğrafyasında mayalanmış, Anadolu coğrafyasındaysa kalıba dökülmüş, yani biçimlenmiştir. Sünniliğe ve Şiiliğe göre farklı bir coğrafik alanda oluşmuştur. Sünniliğin oluşumunda Arap, Şiiliğin oluşumunda Arap ve Fars, Aleviliğin oluşumunda ise sadece Türk etkeni vardır. Alevilikte tarihsel olaylar önemli belirleyici etken olmuşlardır. Ali-Muaviye, Kerbelâ ve Oniki İmamların katledilmeleri ve çeşitli yollarla ortadan kaldırılmaları Alevilik ve Şiiliği oluşturan önemli siyasal ve tarihsel etkenler olmuşlardır. Ama Sünnilik bu etkenden fazla etkilenmemiş, dahası Muhammed-Ali yoluna karşı farklı çizgi izleyen halifeleri ve Muaviye’yle başlatılan Emevi siyasetini kayırma, onları aklama durumunda kendini hissetmiştir. Sünnilikte Arap, Şiilikte Arap ve Fars toplumsal ve kültürel öğeleri rol oynarken, Alevilikte yalnızca Türk toplumsal ve kültürel öğeleri rol oynamış ve bu inanç yolunun oluşmasında temel belirleyici olmuştur. Bu durum, Aleviliğin sosyolojik oluşumunu ortaya koymuştur. Türk bölgelerine sığınmış Ehlibeyt’ten olan kimselerin Muhammed ve Ali anlayışı ile Kuran’ı yorumlayış ve değerlendirişleri Aleviliğin inanç boyutunu oluşturarak, oluşumu tamamlamıştır. Bu etken, bir ölçüye dek Şiilikte olmasına karşın, Sünnilikte yoktur. Sünnilik tümüyle, Şiilik’se kısmen İslamlığın zahiriliğini esas alırken, Alevilik tümüyle dinin ve Kuran’ın içsel (batın) anlamına bağlı kalmıştır. Kuran’ın ve Muhammed-Ali çizgisinin içsel anlamını esas alan bir tevil / yorum yolu Aleviliğin özünü oluşturmuş ve tarihsel- inanç oluşumunu sağlamıştır.

Alevilik, geçmişte ve günümüzde bu geniş coğrafya ve uzun tarih etkeni nedeniyle muamelat ve tapınç alanında pek türdeşlik göstermez. Bunda, genel Şiiliğin de yer yer rolü olmuştur. Kimi Alevi toplulukları Şiililiğe yakın veya daha zayıf olarak namaz, oruç, hac gibi kuralları yerine getirmiştir. Bu topluluklara genellikle Sünnilik ve Şiiliğin egemen olduğu Arabistan, İran, Irak, Mısır ve Pakistan-Hindistan hinterlandında rastlanır. Alevi topluluklarının çoğunluğu ise bu tür Sünniliği çağrıştıran İslami kuralları yerine getirmez, bu kuralları Sünnilikle aralarında kesin ayırıcı çizgi olarak görürler. Muhammed-Ali ve Kuran espirisi çerçevesinde tarihsel kültürlerinden ve inançlarından da katkı alarak kendilerine özgü bir tapınım / ibadet biçimi oluşturmuşlardır. Bu biçime biraz da Kuran’ın içsel (batın) anlamını tevil / yorum yoluyla değerlendirerek ulaşılmıştır. Sünnilik ve Şiilikteki beş öğün namazın yerine “halka namazı”, cami yerine “cemevi”, Ramazan orucu yerine, Muharrem / Oniki İmamlar / Aşure, Hızır gibi oruçlar, Kâbe’ye haccın yerine “gönül haccı” almıştır. Bu Alevilik anlayışı, en yaygın ve esaslı biçimiyle Anadolu’da görülür. Balkanlar, bu tür bir inanç anlayışının coğrafya olarak devamı durumundadır. İran’daki kimi topluluklar da bu tür bir Alevilik anlayışı ve uygulamasındadırlar.

Kısaca Alevilik; Kuran ve Muhammed-Ali yolunu tevil-yorum yolu / yöntemiyle yaşatan ve bu esasların içsel / içrek (batın) anlamına bağlı kalan, yol içerisinde Ali, onun Ehlibeyt’ini, Ehlibeyt’in devamı olan Oniki İmamları oldukça önemseyip yolun temeline yerleştiren, Muhammed-Kuran anlayışının ancak bu biçimde sürdürüleceğine inanan, bu anlayışı yolun temeli ve özü olarak gören bir inanç yolu ve sistemidir.

www.alewiten.com, 21.11.2002