4.2 Orucun Durumu
Peygamber döneminden beri eski bir gelenek olarak Muharrem / Aşure orucu tutulmaktadır. Halil Öztoprak Peygamber’in ölümünden sonra Ramazan Orucu’nun konulduğunu yazar.[1] Oysa, tarihçi Ahmed Cevded Paşa Ramazan orucunun Bedir Savaşı (624) günlerinde “farz olduğu”nu ve tutulduğunu belirtmektedir.[2] Bir çağdaş yazar olan tarihçi Taberi de bu konuya ilişkin bilgi verir. Ona göre, Peygamber Medine’ye gelince Yahudilerin Muharrem ayının 13. günü Aşure orucunu tuttuklarını görür. İlgilenir. Bundan sonra kendi inanırlarına Aşure günü oruç tutulmasını buyurur. Bunun üzerine Ramazan orucunu “farz” kılan Bakara 183-185. ayetleri gelir. Muharrem ayında Aşure orucunu kimi kesimler tutarak “sevap” kazanır. Tutmayan kesimler için “günah” öngörülmez.[3] Demek ki, Muharrem ayında Aşure orucunun tutulmasını bizzat Peygamber Muhammed istemiştir. Ama, Ramazan orucu 30 gün müdür gerçekten?
Hz. Ali şiirlerinde bu durumu dile getirerek, dönemin uygulamasını yansıtır. Orucun tutulduğunu belirtir. Yalnız orucun “üç gün” olduğunu, dördüncü günün “yenileceği”ni söyler.[4]
Peygamber’in 626’larda Sevik seferinde Ebu Süfyan’ı yenmesi üzerine sevinç gösterisi olarak koyun kurban edilir. Halka yedirilir. Tarihçi Taberi’ye göre İslam’da “ilk bayram” budur.[5] Çağdaş tarihçi bunun bayram olduğunu söyler ama, bilinen “Kurban Bayramı”nın ilki olduğunu belirtmez. Bu kurban kesiş olayı olsa olsa “adak”tır. Bunu, günümüzde de “Kurban Bayramı” adı altında sürdürülen hayvan katliamı ve israfı geleneğinin başlangıcı saymak doğru olamaz kanısındayım.
Kuran’da Kurban bayramı ve buna ilişkin uygulamalar da yoktur. Yalnızca, Hac 27-28-29-30-31-32 ve 33. ayetlerde hacca giden inanırların kurban kesmesi buyurulur. Bu da sadece Kâbe ve yakınında kesilecektir. Hacca gidenler için kurban kesmek “vacip”tir. Gitmeyenlerin böyle bir zorunluluğu yoktur. Yalnızca adak olan kurbanlar istenilen yerde kesilebilmektedir. Fakat Emeviler Kurban bayramı geleneğini getirmiş, hayvan kırımını başlatmışlardır.[6] O gelenek İslamın kendisiymiş gibi halen sürdürülmektedir.
www.alewiten.com, 21.11.2002
[1] Bkz. Öztoprak (1990): 163.
[2] Kısas-ı Enbiya (1985), C. I: 135.
[3] Bkz. Tarih-i Taberi Tercemesi (1982), C. II: 387 vd.; Baki Öz (1997): 123.
[4] Bkz. Hz. Ali’nin Şiirleri (Çev. İ. Z. Eyuboğlu): 138, 155; Hazreti Ali Divanı (Çev. V. Atila): 170, 177, 192.
[5] Bkz. Tarih-i Taberi Tercemesi (1982), C. II: 404.
[6] Açıklamalar için bkz. Dinçer (1996): 95 vd.