4.1 Namazın Durumu

İslam’ın temel kaynağı olan Kuran’da namazın biçimi, zamanı, öğünleri, rekatları kesin bir açıklıkla belirtilmiyor. Namaz kılınması isteniyor, yalnız onun da iş saatlerini aksatmayacak bir zaman dilimine getirilmesine çalışılıyor. Kuran temelli İslam geceyi tapınmaya (ibadete), gündüzü ise çalışmaya ayırmıştır.[1] İsra 78’de “Gün ağarmasıyla gün batışı” arasında namazın gece kılınması buyurulur. İmam Ali de bu kanıdadır ve tapınımın / ibadetin / namazın / duanın gece yapıldığını “Divan”ında belirtir.[2] Kuran’da bununla ilgili birçok ayet var. Kuran’da beş öğün namaz belirtilmediğine ve inanandan istenmediğine göre demek ki, namazın beş öğün olarak kılınması Tanrı buyruğu değildir. İslami çevreler bunu kafalarına göre ayarlayarak insanların uymalarını zorunlu kılmışlardır.

Murtaza Dinçer namaza ilişkin Kuran ayetlerini, hadisleri ve Sünni bilim çevrelerinin verilerini eleştirel gözle irdeleyerek Kuran temelli İslam’da “beş öğün namaz”ın, özellikle öğünler arasında öğle ile ikindi namazlarının hiç söz konusu edilmeyeceğini belirler.[3]

Biz bu durumların özel bir açıklaması ve ayrıntısına gitmeyeceğiz. Burada özetlenen bilgileri yeterli göreceğiz. Kuran’ın namazla ilgili sure ve ayetleri şunlardır: İsra 78-79-110; Hud 114; Müzemmil 1-2-3-4-5-6-7-20; Bakara 43-83-153-110-117-238-277; Nisa 77-103-142; Nur 37-56; Maide 55; Meryem 54-55; Hac 78; Lokman 4-17; Mücadele 13; Araf 31-170; Taha 14-130-132; Mü’minûn 2; Al-i İmrân 17-113; Furkan 63-64; Fatır 29; Zümer 9; Zariyat 17-18; Ankebut 45; Secde 16; Yunus 87; İbrahim 31; Nasır 1-2; Mearic 22-23; Ma’un 1-7; İnsan 25-26;Kaf 39-40.[4]

Celal Yıldırım, Süleyman Ateş, Ömer Nasuhi Bilmen, Hasan Basri Çantay, Ali Fikri Yavuz ve Konyalı Mehmet Vehbi gibi Sünni çevrenin “alimleri”nin çoğu beş öğün namazın Kuran’dan olduğunu “zorlama” yorum ve çıkarsamalarla kanıtlamaya ve topluma kabul ettirmeye çalışırlar. İçlerinden bir bölümü de durumu bildiklerinden geçiştirmeye çalışır. Oysa Kuran’ın hiçbir ayetinde gündüz için namaz buyurulmamıştır. Buyurulan namazın da adı “namaz” değil, “dua” anlamına gelen “salat”tır. Hele öğle ve ikindi öğünlerine ilişkin namaz olduğu anlayışı tümüyle uydurmadır.[5]

Günümüzün Sünni dünyasının saygın ilahiyatçı bilim adamlarından Y. N. Öztürk, günümüzde uygulanan namazın Peygamber Muhammed’in namazına uymadığını belirtmektedir. Gerçi kimi çelişkilere de düşmüyor değildir. Öyle sanıyorum bu çelişkileri ve sözü dolandırarak söylemesi Sünni çevrenin baskılarının sonucu olmalıdır. Kitaplarından birinin bir yerinde; Kuran’ın incelenmesi ve Peygamber’in uygulamalarına bakılarak namazın “beş öğün ve her gün kılınması” gerektiğini, bunun “ameli bir farz” olduğunu, Peygamber’in ümmeti için sayısını, zamanını ve biçimini öyle “bildirip uyguladığını” yazar.[6] Fakat konunun devamında asıl tesbitlerini verir.

Namazın bugünkü yapılış biçimi büyük ölçüde Emeviler tarafından belirlenmiştir. Enes b. Malik (ölm. 708) gibi seçkin bir sahabe Emevilerin namaz üzerindeki dejenerasyonunu yakınarak anlatmaktadır”.[7]

der ki, asıl doğru olan tesbit budur.

Emeviler tüm İslam’ı bozdukları, değiştirdikleri, kendi isteklerine göre uyarladıkları gibi, namazı da değiştirmiş, Peygamber dönemindeki uygulamaya göre bozup değiştirmiş ve birçok eklemeler yapmışlardır.

Y. N. Öztürk bir başka çalışmasında da namazın aslına göre değiştirildiğini belirtir. Günümüzde kılınan namazın Peygamber’in namazına uyup-uymadığı sorusuna;

“Hayır uymuyor. Özellikle camilerde topluluk halinde kılınan namazlar Hz. Peygamber’in uygulamasına büyük ölçüde ters düşmektedir”.

der. Namazın zorlaştırma doğrultusunda bir bozuma uğratıldığını da şu sözleriyle belirtir:

“Her şeyden önce namazı günlük yaşamda problemler yaratacak zorlaştırmalarla acayip bir kılığa sokmuşlardır. (…) Hem biçimini zorlaştırmışlar, hem de eklemeler yapmışlardır”.

“Namazın sünnetleri” deyimini bile yanlış bularak, Müslümanların yerine getirmesi gereken namazın “farzlardan iberet” olacağını belirtir.[8]

Demek oluyor ki, Muhammed-Ali Yolu ve onun uygulama biçimi halifeler, Emeviler ve Abbasilerce bozularak, gerekli-gereksiz eklemeler yapılarak kendilerine uygun duruma getirilmiştir. Bu durum, bir özünden sapmadır. Dört Sünni mezhep bu yozlaşma-bozulma gelimesinin savunucuları ve kabul ettiricileri olurlar. Kuramsal çalışmalarıyla bu doğrultuda bir Sünni ideolojiyi, yani İslami din anlayışını yapılandırırlar. Peygamber İslamı’nın karşısında üretilen bu İslami biçimi ve yorumu resmi İslam olarak kitlelere benimsetip, kabul ettirirler. Bunun ötesinde Muhammed-Ali çizgisine bağlı kalan Şiilik, Alevilik gibi mezhepsel eğilimlerse “beşinci mezhep”, “rafizilik”, “ibahilik” gibi suçlamalarla baskı altına alınarak etkisiz kılınmıştır. Oysa, asıl sapma ve bozulma Muhammed-Ali çizgisinin dışında gelişeni, yani kendilerini “dört mezhep” çerçevesinde sunan, kendilerini İslam’ın resmi çizgisi olarak benimseten bu akımlardır.

Namaz, uygulamada hep gündüze getirilmiştir. Sadece beşinci öğün olan yatsı namazı geç vakte bırakılmıştır. Oysa Kuran’ın Müzemmil 1-2-3-4-5-6-7, Hûd 114, İsra 79, Furkan 64, Zümer 9, Zariyat 17-18 ve İnsan 25-26. ayetleri namazın gece kılınmasını gerekli görmektedir. Nedense hiçbir din adamı Tanrı buyruğunun bu biçimini inanırlara duyurmamış, özüne uyması gerekeni istememiş; gündüze getirilerek kolayına kaçılmıştır. Oysa, Tanrı; tapınımı geceye, işi ise gündüze getirmiş ve böyle olmasını istemiştir.

Ayşe’nin bir rivayetine dayanan kimi İslam yazarları Miraç’ta 2’şer rekat farz kılınan öğün namazları Hicret’ten bir ay sonra 4 rekata çıkarılmış, yalnız akşam namazı 3 rekat olarak kalmıştır. Ezan okuma geleneği de bu sıra başlamıştır.[9] Her ne kadar bundan önce de namaz kılınıyorsa da “beş öğün namaz” “Miraç gecesi” farz olur.[10] Peygamber, ilk Cuma namazını da bilindiği gibi Medine’ye göçü sırasında Ranuna vadisindeki mola verilişi sırasında kılar.[11] Yani peygamberliğin gelişinden 12 yıl sonra bu ibadeti başlatmıştır. Oysa, peygamberlik gelmesiyle birlikte Hz. Muhammed namaza başlamıştır. Miraç olayı ise bu olaydan 7-8 yıl sonra olmuştur. Peygamber bu arada namazı kaçar rekat ve hangi öğünlerde kılmıştır? Hicret sonrası neden böyle bir değişikliğe, yani rekatlarda “arttırıma” gidilmiştir? Doğallıkla, bunlar yanıt bekleyen, boşlukta olan sorulardır.

Namazın aslında “beş öğün”, yani günde beş vakit namaz kılma koşulu yoktur. Namazlarının rekatları da bu kadar çok değildir. Aşırı ve gereksiz ölçüde, zorlaştırmaya yönelik öğün namazlarına rekat eklemeleri yapılmıştır. Y. N. Öztürk öğünlere göre namaz rekatlarının ilmihallerde 4+10+8+5+13, Cuma 16, teravih 20 rekat verilişini ve bunun uygulanışını yanlış bulur. Doğrusu olarak şunu önerir. Öğünlere göre; 2+4+4+3+4. Cuma namazı 2 rekattır. Teravinin resmi bir sayıya bağlanamayacağını, dileyenin dilediği kadar kılabileceğini, Peygamber’in teraviyi toplulukla değil, yalnız kıldığını belirtir. Bütün bunlardan çıkarılan sonuç; bir Müslüman Ramazan ayında günde 68, Ramazan ayı dışındaysa 40 rekat namaz kılmaktadır. Bu Emevi-Abbasi zihniyetiyle beslenen Sünni ideolojinin namaza kazandırdığı yapıdır. Oysa, Y. N. Öztürk’e göre; günlük namaz 17 rekattır. Cuma günleri ise rekat sayısı 19 olur.[12] Doğallıkla Y. Nuri Öztürk Kuran’da olmayan öğle ve ikindi namazlarını da bu toplama katmıştır. Bunlar çıkarılırsa geriye Kuran’a ve Muhammedi İslam’a göre bir inananın kılması gereken namaz rekat sayısının 9 olduğu görülür.[13]

Y. Nuri Öztürk’ün açıklamalarına göre camiler yalnızca “farz namazlarının icrası için” kullanılmalıdır. Bu farzlar hicretten önce “ikişer rekat” olarak kılınmıştır. Daha sonra Peygamber’in uygulamasıyla bunlar günlük 17 rekata çıkarılmıştır. Bunun ötesinde rekat sorununu “ictihadi” olarak görür. Peygamber, sünnet namazlarını cami dışında kılmıştır. Ali vitir namazı için çağrıda bulunulmasını dahi yasaklamış ve cami dışında tutarak isteğe bağlı duruma getirmiştir. Farz dışındaki namazların cami dışında kılınması “Muhammedi sünnetlerden”dir. Vitir de öyledir.[14]

Sünni çevrenin en sağduyulu bilim adamlarından olan Y. Nuri Öztürk İslam’ın böyle yozlaştırılarak Muhammedi çizgisinden uzaklaştırılması konusunda haklı olarak yakınır ve ortaya çıkan durumu “ucube manzarası” olarak niteleyerek;

İslam diye sunulan ve yaşanan istisnalar bir yana olmak üzere Kuran ve sünnetten koparılmış ve gelenekler yığını durumuna getirilmiş bir ucube manzarası arz etmektedir”

der.[15]

Kuran’ın ve Peygamber Muhammed’in en iyi ve içtenlikli izleyicisi, onun koyduğu yola canı pahasına bağlı olan ve yaşama geçirmeye çalışan İmam Ali namaz, oruc, zekat ve hac gibi İslami kurallara dayanan İslamiyet’ten yanadır. Vasiyetnamesinde çocuklarına, yakınlarına ve yandaşlarına önerisi bu doğrultuda olmuştur.[16] O da namazı, “dinin direği” olarak görür, bırakılmamasını ve namazla birlikte diğer kuralların da yerine getirilmesini ister.[17] Yalnız ahlâkı ve iyi insan olmayı namazdan-oruçtan üstün tutar.[18] İslami kuralların ve namaz-oruc gibi temel uygulamaların abartılarak yerine getirilmesine karşıdır. Sadece “farzları” yeterli görür. Uzatılmasını bıktırıcı bulur. İlkesi namazı, “en zayıfının kıldığı namaz gibi” kıldırmaktır.[19] Namazı gerekli gören Ali, “Tanrı için iki rekat”ı yeterli bulur.[20]

www.alewiten.com, 21.11.2002


 

[1] Bkz. Baki Öz: Aleviliğe İftiralara Cevaplar, Can Yay. İstanbul 1997, 2. basım: 116 vd.

[2] Bkz. Hz. Ali’nin Şiirleri (Çev. İ. Z. Eyuboğlu): 155; Hazreti Ali Divanı (Çev. V. Atila): 192.

[3] Bkz. Dinçer (1996): 74-95, 128-128.

[4] Bkz. Dinçer (1996): 87.

[5] Geniş açıklama ve değerlendirmeler için bkz. Dinçer (1996): 74-94, 121 vd.

[6] Bkz. Y. Nuri Öztürk: Kuran’ın Temel Kavramları (1997): 455.

[7] Y. N. Öztürk: Kuran’ın Temel Kavramları (1997): 460.

[8] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: İşte İslam: 54-59.

[9] Bkz. Gölpınarlı (1991): 78; Dinçer (1996): 86.

[10] Kısas-ı Enbiya (1985), C. I: 109.

[11] Kısas-ı Enbiya (1985), C. I: 124.

[12] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: İşte İslam: 55. Ayrıca bkz. Dinçer (1996): 122 vd., 127 vd.

[13] Bkz. Dinçer (1996): 128.

[14] Açıklamalar için bkz. Y. Nuri Öztürk: Kuran’ın Temel Kavramları (1997): 461 vd.

[15] Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: Peygamber Buyruğu Hadis-i Şerifler: 16 vd.

[16] Vasiyetnamesi için bkz. Gölpınarlı (1990): 292.

[17] Bkz. Hz. Ali: Nehc’ül-Belâga (1972): 65, 110, 294.

[18] Bkz. Hz. Ali: Nehc’ül-Belâga (1972): 294.

[19] Bkz. Hz. Ali: Nehc’ül-Belâga (1972): 379, 385.

[20] İmam Ali’nin bu yaklaşımı şiirlerine de yansımıştır. Bkz. Hz. Ali’nin Şiirleri (Çev. İ. Z. Eyuboğlu): 52; Hazreti Ali Divanı (Çev. V. Atila): 62, 170, 177.