4. İslami Yapılanmanın ve Kurumlarının Oluşmasının İki Yüzü ve Bu Oluşumda Ali Çizgisi
İslam’ın başlangıcında bugün “İslam’ın koşulları” ve “İslam’ın beş şartı” olarak bilinen ibedete yönelik uygulama ve anlayış biçimi yoktur. Kuran’ın tüm içeriği ve Muhammed-Ali uygulaması İslam’ın koşullarını oluşturur.[1] Peygamber Muhammed döneminde olmayan kimi ibadete yönelik uygulama biçimleri ilk üç halife ile Emeviler ve Abbasiler döneminde “İslam’dır”, “Müslümanlıktır” diye dinin tapınım ve yaşam alanına sokulmuştur. Günümüz insanı Muhammedi İslamlık diye, bu sonraları dinin yapısına sokulan tapınım biçimlerini yerine getirmektedir. Oysa Muhammed-Ali İslamlığının birçok öğesi değiştirilmiş ve özünde olmayan kimi öğeler sokulmuştur. Ali, yaşamı boyunca Muhammedi İslamlığa bağlı kalıp, dinin ancak bu boyutuyla yürütülmesine çalışmışsa da, siyasal çekişmeler Ali’ye o olanağı vermemiş, Ebu Bekir, Ömer, Osmanların halifelik dönemleriyle Emeviler ve Abbasiler döneminde İslamlığa olmadık şeyler sokuşturularak din zorlaştırılmış ve çekilmez duruma getirilmiştir. Ali’nin siyasal yollarla etkisiz bırakılması, sonunda öldürtülerek ortadan kaldırılması da yine Muhammediliği başından beri içlerine sindiremeyen kimi çevrelerin Muhammedi İslamlığı değiştirmede önlerinin açılmasına olanak sağlanacağını bildikleri içindir. Ali, Muhammedi İslamlığın temsilcisi ve kararlı sürdürücüsüdür. O nedenle onun sürdürmeye çalıştığı ve daha sonraları Alevilerin sahiplendiği “Muhammed-Ali Yolu” Peygamber’in kalıba döktüğü İslami sistemdir. Önceleri siyasal olaylarla ve manevralarla, sonralarıysa Emevi zemininde oluşan, Abbasilerle de doruğa ulaşan “mezhepçilik”le bu Muhammed-Ali Yolu yok edilmeye çalışılmış, Emevi ve Abbasilerin isteğine yanıt verebilecek, onların istekleri doğrultusunda biçimlenen ve adını “Sünni Müslümanlık” olarak alan bir İslamiyet tipi doğmuştur. Erki tarih boyu bu çevrelerin elinde bulundurması, Muhammed-Ali Yolu’nu değil de, sonraları yapılandırılan bu “Sünni Müslümanlık”ın toplumlara mal olmasına ve geçerlilik kazanmasına, giderek devletlerin siyasal ideolojisi olmasına neden olmuş, bu nedenle de yıkılmaz güç kazanmıştır. Karşısındaki özden kaynaklanan Batıni, Şii, Alevi gibi İslami eğilimler ise devlet baskısıyla sürekli engellenmiş, karalanmış ve yaşam hakkı tanınmamıştır. İslam’ın tapınıma yönelik koşullarına bu açıdan bakarak açıklık kazandırmaya çalışalım.
www.alewiten.com, 21.11.2002
[1] Günümüzün saygın bilim adamlarından Y.Nuri Hoca bu “İslam’ın beş şartı” anlayışına karşı çıkarak şunları yazar: “Kuran’da İslam’ın şartı diye bir deyim yoktur. Geleneksel kabuldeki bu beş hususu İslam’ın şartları başlığı ile verip İslam’ı bunlarla doyurmak yanlıştır. (…) Örneğin çalışmak, iş üretmek de İslam’ın şartıdır. (…) Tüm bunlar değer yönünden Tanrı katında aynı düzeydedir”. Bkz. Y. N. Öztürk: Kuran’daki İslam (1997): 407 vd. Öztürk, aynı kaynağında Hüseyin Atay ve Süleyman Ateş gibi ilahiyat otoritelerini dayanak alır. Bu bilim adamları namaz, oruç, hacc gibi ibadetlerin “kişisel” olduğunu, bu ibadetlerin amacının insanları eğitmek olacağını, bu ibadetlerin “amaç” değil, “araç” olduklarını, ne yazık ki zamanla “araç” durumuna geldiklerini belirtirler. Ayrıca bkz. Yalçın (2000): 186, 191.