2.3 Kuran Ayetlerinde Ehlibeyt
Ehlibeyt; Peygamber Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’den oluşur. Bu durum Peygamber’e vahiy geldiği dönemde vahiyle, yani Tanrısal buyrukla belirlenmiştir. Bu beş kişiye daha sonraları İmam Hüseyin’in sonunda gelen dokuz “masum / günahsız / arınık” İmam daha eklenmiştir. İmam Cafer-i Sadık’a bağlı “İmamiler” Tur 21. ayetteki
“İnananlarla soylarında, inanarak onlara uyanları, soylarından gelenlerle birleştirir, buluştururuz ve yaptıklarının mükâfatında hiçbir şeyi eksiltmeyiz”.
anlamındaki Tanrı buyruğuna dayanarak Hüseyin soyundan gelen dokuz arınık kişiyi “Ali aba”dan sayarlar.[1] Peygamber bu saygın imamlara değinilerde bulunarak onları; “Hidayet İmamları, Gecelerin Işığı, Zikir / Kuran Ehli, Er-rasihûn Fil-ilm / Kuran’ın ilmi verilenler” adlarıyla adlandırmıştır. Kuran bilgileri “arınmış” ve sürekli “arınık” olan Ehlibeyt’e ve onların devamcı durumundaki Oniki İmamlara bırakılır. Tanrı; Ehlibeyt’e ve Oniki İmamlara “kitabın bilgileri”ni vermiş, onları “imam / önder / yol gösterici” olarak toplumlara göndermiş ve onlara “uyulması / itaat edilmesi”ni buyurmuştur.[2]
Kuran’da Ehlibeyt ve Ehlibeyt yakınlığı yer alır. Önemsenir ve öne çıkarılır. Bir sava göre, Muhammed ve doğrudan Peygamber Muhammed’e hitap eden ayetlerin dışında hemen hemen Kuran’ın tümü Ehlibeyt’e inmiştir.[3] Doğallıkla bu savda Şii çevrelerin büyük payı vardır. Oysa, bilindiği gibi Kuran sadece bir aileye özgü değildir. Doğallıkla bu tür “aşırılık” ve “abartı” taşıyan savlar, Kuran ve hadislerde “zorlama anlamlar” çıkarırlar. Bunun inançtan kaynaklandığını varsayar ve bu tür çevrelerin Ali ve Ehlibeyt’e tutkunca bağlılığını göz önüne alırsak, doğal karşılamamız gerekir.
Bütün bunlara karşın Ehlibeyt için inen ayetler ve bunların yorumu hakkında Sünni kaynaklarda da tam bir birlik vardır. Pek inkara kaçılamamıştır. Ahzâb 33, Şura 23 gibi ayetlerin doğrudan Ehlibeyt’i amaçlayarak indiklerini artık hadis ve yorum / tefsir konusunda verdikleri birincil kaynaklı bilgilerle otorite kabul edilen Müslim, Tirmizi, İmam Ahmet b. Hambel, İbni Mace, Nisai, Zehebi, Hakim, Buhari, İbni Hacer, İbni Cevzi, Fahrettin Razi, Kunduzi, Havarizmi, İbnü’l Esir, Taberi, Suyuti, İbni Asaker, Zamahşeri, İbni Arabi, Kurtubi, Bağavi, Vahidi, İbnü’l Kesir, İbni Abdrabbeh, İbni Abdülber… gibi hadis derlemecileri ve Kuran yorumcuları kabul etmiş ve yazdıkları kitaplarında bunu bilgi olarak vermiş ve zamanımıza kadar gelmesine yardımcı olmuşlardır.[4]
Meryem 96’da Ehlibeyt’ten olanlara “sevgi” istenir. Şûra 23’de “…Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak yakınlarıma sevgidir..”. Burada “yakınlarından” söz edilir. Bu konuyu araştıran ünlü hadis yorumcuları vurgu yapılan bunların Ali, Fatima, Hasan, ve Hüseyin’den oluşan “Ehlibeyt”i olduğunda birleşirler. Bunlardan sonra gelenlerse “Itret”tir. Bütün peygamberlerin soyu ve ıtreti kendilerinden gelmesine karşın, Hz. Muhammed’in soyu ve ıtretine babalık eden Hz. Ali’dir. Bu nedenle Peygamber’e göre Hz. Ali’yi sevmek ve onu veli edinmek bütün inananların görevidir.[5] Ahzâb 33’de “…Ey Ehlibeyt, Tanrı sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz duruma getirmek diler” diyerek, Ehlibeyt’in önder ve ülküsel (ideal) kimliği yeni İslam toplumuna örnek gösterilip, toplum Ehlibeyt’in davranışına özendirilir.[6]
Kuran’ın İnsan suresinin birçok ayeti de özellikle Ehlibeyt’i amaçlar. Şii kaynakların yorumuna göre İnsan 6’da Ali, Fatıma ile çocukları Hasan’la Hüseyin “Tanrı’ya yakınlıkları” nedeniyle, Tanrı tarafından cennetle ödüllendirilmişlerdir. İnsan 7’de Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in Tanrı’ya adadıkları adağın kabulünün örnek alınmasıyla ilgilidir. İnsan 12- 17-20-21 ve 25’de Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in adaklarının kabul edilmesi nedeniyle cennete gidebilecekleri, cennetin nimetlerinden yararlanabilecekleri belirtilir.[7]
Kuran’da Ehlibeyt’in önemli bir yeri vardır. Bu yadsınamaz. Bu konunun önemli bir uzmanına göre; Ahzâb 33’de Ehlibeyt her türlü kötülükten arındırılarak tertemiz kılınmıştır. Peygamber’e “vacip” kılınan Salavat, Ehlibeyt’e de “vacip” kılınmıştır. Enfal 41’de malın beşte biri Ehlibeyt’e ayrılmıştır. Burada Peygamber’in payıyla akrabalarının payı birleştirilmiştir. Bu açıklamada görüldüğü kadarıyla ümmet karşısında Ehlibeyt’e özel bir yer verilmiştir. Ehlibeyt, hayır üzerine seçkin bir düzeyde tutulmuştur. Şura 23’de Ehlibeyt’e saygıyı, “peygamberliğin bir parçası” olarak göstermiştir. Nisa 59’da üstünlükleri nedeniyle Tanrı onlara “uyulması”nı buyurmuştur. Al-i İmrân 7’de Ehlibeyt üyeleri “bilimle derinleştirilmişler”dir.[8] Taha 13 Ehlibeyt’i amaçlar. Taha 132 ve 133’de Peygamber sürekli Ehlibeyt’ine “hayır ve Tanrı’nın rahmeti”ni dilemiştir. İsra 26’da “akrabaya hakkının verilmesi” buyurularak Ehlibeyt’e ayrıcalık verilmiştir. Hûd 29 ve 51’de Ehlibeyt’e bağlılık ve sevgi dilenmiştir. Rahman 19’da “İki denizin birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir” derken Ali ile Fatıma amaçlanmıştır. Rahman 22’de “İkisinden de inci ve mercan çıkar” sözünden Hasan’la Hüseyin kastedilmiştir. Furkan 54’de, soyun yartılması ve sürdürülmesi Ali ile Fatma içindir.[9]
Ehlibeyt sevgisi ve bağlılığını inançlarının temeline yerleştiren Şii ve Alevi çevreler, Tanrı’nın yemini Ehlibeyt üzerine yaptığı inancındadırlar. Bunun için de oldukça kısa bir sure olan Tin suresinin ayetlerini kanıt olarak gösterirler. Bu yoruma göre; “Tin” Hasan, “Zeytûn” Hüseyin, “Tûr-i Sinâ” Fatıma ve “Beled-il Emin / güven kenti” Ali’dir. Tanrı, Ehlibeyt’i göz önüne alarak evreni, ötedünyayı ve insanları yaratmıştır.[10]
www.alewiten.com, 21.11.2002
[1] Bkz. Sena (1971): 123.
[2] Bkz. Muhammed Et-Tiycani Es-Semavi (1998): 23, 25.
[3] Bu savı amaçlayarak ayetlere göre yapılmış bir cetvel için bkz. E. Emir’den aktaran Uluçay (1997), C. I: 162 vd.
[4] Bu konuda bkz. Muhammed Et-Tiycani Es-Semavi (1998): 65 vd., 67 vd.
[5] Uluçay (1997), C. I: 155 vd.
[6] Şemsüddin Ahmet Efendi’den aktaran Uluçay (1997), C. I: 158.
[7] Bkz. Ş. Serin: Ehli Beyt: 47 vd.
[8] Bkz. Muhammed Et-Ticani Es-Semavi (1993): 82.
[9] Geniş açıklamalar ve hadis destekli yorumlar için bkz. Aksoy (1998): 121-138, 149 vd.
[10] Tin suresinin bu doğrultuda yorum için bkz. Serin (1995): 95. Yemin edilmeyi içeren bu sureyle ilgili olarak ilahiyat çevreleri böyle bir yorumu hiç gözönüne almadan değerlendirme yaparlar. Dahası Budha’yı konu edindiğini ve örneklediğini belirtirler. Bkz. Yaşar Nuri Öztürk: Kuran’daki İslam, Yeni Boyut Yay. İstanbul 1997, 12. basım: 67.