Adil Ali Atalay (Vaktidolu)

Aleviliğin Özellikleri

Alevilik bir özdür. Özle özleşmek için bazı özellikler vardır. Bunlardan en başta geleni, Hakk-Muhammed-Ali’yi bir bilmek, kötü düşünceleri gönlünden silmektir. Onun için de yola girmek; yola girmek için, dört kapıya ikrar vermek gerekir: Şeriat, tarikat, marifet, hakikat. Şeriat doğup büyümek; yanlışı, doğruyu, helâli, haramı tanımaktır. Allah’ın emrini tutmak, yasaklarına yaklaşmamak, iş sahibi, aş sahibi, eş sahibi olup Allah’ın emrine girmektir. Allah’ın emrine girince ona bir doğru yol lazımdır, o da tarik-i müstakimdir. Bunun için de bir musahip lazımdır. Bu da kolay değildir. Dört canın düşüncesinin bir olması gerekir; çünkü, musahip bir elmanın yarısı; musahip, musahibinin varisi demektir.

İki gönül bir olursa

Kara gelir ak üstüne

Dört gönülde bir olursa

Dağ çekilir dağ üstüne

İşte yola girmek için bir musahip seçip, konuşup anlaşıp beraber bir rehber seçip, pir ve mürşid’e ikrar vermek gerekir. Ne zaman ikrar verirler, musahip olur ikrar bent olurlar (bağlanırlar), görgüleri sorguları olur. O zaman dört kapıları tamam olur. Musahip kapısı, rehber kapısı, pir kapısı, mürşid kapısı böylece dört kapısı tamam olan kişi sırtına cevher yükünü yüklenmiştir. Çok dikkat etmesi gerekir. Eline-diline- beline, işine-aşına-eşine, sözüne-izine-özüne çok iyi sahip çıkmalıdır. Her anı verdiği ikrar sahipleri yanında hazır ve nazır bilecektir. Çünkü onun olduğu yer artık sırat köprüsüdür, dikkat edecek ki düşmesin. Her nefesi Hakk kelâmı yani zikir olacaktır. Erenlerin evliyaların ayetleri belleğinde, dili ile gönlü arasında olacaktır. Dervişin fikri ne ise zikri de o. Zikirle hırsı yok edip yerine tevazuu; cimriliği yok edip yerine cömertliği; kini yok edip, yerine sevgiyi; şehveti yok edip, yerine ulvi lezzeti; gov gıybeti yok edip, yerine hoş görüyü getirecektir.

Dostum bu yol gayet zordur girilmez

Eriyip incelip girmek gerekir

Bir yerde zehiriz bir yerde balız

Zehiri bal edip yutmak gerekir

Bu yola girmeyen yanar tutuşur

Rengi atar yanak dudak buruşur

Aylar yıllar geçer güne karışır

Varsa ey bir günün saymak gerekir

İstemez hiç arif olan saltanat

Hakkın katarından ister bir kanat

Gel gir içimize aşkı sen de tat

Kudret balından tatmak gerekir

Kolay mı küfürde imanı bulmak

Âşık olup aşkın nurundan yunmak

Nefsini hak edip ebedi kalmak

Ölmeden evvel ölmek gerekir

Vaktidolu burda açık varımız

Sevip sevilene kurban canımız

Her can bilmez çünkü gizdir kârımız

Bu meclisten kârın almak gerekir

Bu özellikleri benimseyen bilen, yapan, o aşka âşık olan kişiler bir aşama yapar, bir makama gelirler. Üçüncü kapı olan marifete yükselirler, oturmasını kalkmasını bilirler. Hz. Ali’nin dediği gibi ilim Çin’de de olsa onu almaya çalışırlar, Hacı Bektaş Veli'nin dediği gibi: “bilimsiz gidilen yolun sonu karanlık” olduğunu, bilip Atatürk’ün “hakiki mürşit ilimdir” sözüne uyup, bilim yoluna gidip mariyefetüllah olan bilgiyi elde ederler. Bütün çabaları bilinçli olur. Yaptıkları, yapacakları her hareketleri Hakk'ın huzurunda işlenen işlerdir. İnsan sevgisi, Tanrı sevgisi, vatan sevgisiyle bütünleşirler, 73 millete bir göz ile bakarlar.

Gönül gözü görür Hakk didarını

Didarı Hakk, Hakk’ı didar tamamlar

Sevgi muhabbettir umum efkarım

Sevgiyi Hakk Hakk’ı sevgi tamamlar

Yazılıdır ismi Azam yüzünde

Gülüstan bahçesi senin gözünde

Dört kitabı oku kendi özünde

Öz kitabı kitap özü tamamlar

Yedullah ayetin bilene kurban

Didarı tanıyıp görene kurban

Hakk edemde bilip gelene kurban

Ademi Hakk Hakk’ı Adem tamamlar.

Üç isimden oldu yedi noktası

Kef ile nun rumuz engurun tası

Yedi açık yedi sır hat sivası

Sıfatı zat zatı sıfat tamamlar

Yedi kapılı bir şehire vardım

Oniki Padişah oturur gördüm

Ondört onyedidir fikirim virdim

Fikiri vird virdi fikir tamamlar

Kırk Şar gördüm kırkı biri andırır

Yetmiş üç dışında kalan ham durur

Yüz on dört sureden nokta indirir

Noktayı Hakk Hakk’ı nokta tamamlar

Adil Ali eyle insana nazar

Üç huruf beş nokta çok şeyler yazar

Ten insana insan Hakk’a çok benzer

İnsanı Hakk Hakk’ı insan tamamlar

İnsan yaratılışta insan-ı kâmil olursa o kişi Hakk ile Hakk olup özleşir, ayrı gayrı değildir. Bu da insanına göre değişir. Özü bütün, niyeti düzgün bir gen genetik olayı gibi. Olayların hepsi niyetlere göredir. Gerçek niyetin gerçekleşeceğine inanıyorum, himmetlerde niyete göredir. Tüm niyetler düzelse bahçeye duvar gerekmez, kapıya da kilit gerekmez, herkes kendi mahkemesini kendi özünde görür. Dava biter mânâ başlar, kişi kendi cennetinde yaşar. Burada bu konuyu bir beyitle sunalım:

Can suyunu has bir bağa döktünse

Güzel biter meyve verir can olur

Muhabbet gölünden hargın açtınsa

Sulanır da mahsul verir dal olur

Vücut harmanında malamga savur

Aşkın ateşiyle karıştır kavur

Bütün ağır yükü sırtından devir

Kötü yük kalmazsa her şey hallolur

Bilmezlerden sakın varın sır eyle

Işığı yak karanlığı nur eyle

Gerçeği bul Hakk’ı onda var eyle

Öğütür vücudun ince un olur

Yedi eleklerden ele ununu

Sohbet çeşmesinden getir suyunu

Zikir teknesinde yoğur hamuru

Hakk'ın sofrasında erir bal olur

Ver aşnana yiyebilirse yesin

Hakk katında kabul makbulüm desin

Lokmanın hakkını Hakkı'na versin

Katre ise umman olur göl olur

Değmemiş meyveye olmuş denilmez

Pişmemiş bir lokma zaten yenilmez

Hakkın sırrı sergi gibi serilmez

Serilirse nurlu gönül çal olur

Adil Ali Hakk’a bağla özünü

Gerçek mürşid kara etmez yüzünü

Bağlanan müridin açar gözünü

Açılmayan gözler zaten kör olur

İşte can gözünü açmak için kişi buğday misali ekilir, ölür dirilir. Buna tam kötülüklerden arınıp güzelliklerden doğmak denir. Bu dört kapıyı bitirenler, buğdayın ekmek olduğu gibi kişilerde menzile erip yüceliklerden doğup Hakk'la Hakk olup özleşir. İnsan-ı kâmil, hatta Tanrı'nın yeryüzünde görüntüleri olur.

Onlar artık eğitimcidirler okul misali insan yetiştirirler. Batınen böyledir dört kapının kurallarını özelliklerini bilir, bilmeyenlere de bildirir, insan yetiştirirler tıpkı zahirdeki okullara benzer. İlkokul şeriat, ortaokul tarikat, lise marifet, üniversite hakikattir. Hakikate girip orada pişenler, yetişenler fenafillahı geçmiş Hakk ile Hakk olmuş kişiler her olaya Hakk gözüyle bakarlar.

Şeriatını tamamlayan bir kişi dünya gaibesini görür, insanlığa olan borcu başlar, borç o kadar çoktur ki, ezen vardır ezilen vardır; üzen vardır, üzülen vardır. Herkesin derdi ile dertlenmek ona farz olmuştur. Sanki dünyanın yükü hep onun sırtındadır, kim olursa olsun halkın dertlerini paylaşır.

Musahipler vazifelidir musahibinin zahir batın her derdiyle ilgilenir onun hatası öbürünün hatasıdır. Tasası kıvancı birdir. Rehber taliplerini takip etmektedir, hatasını görür düzeltir taze iken yarayı sarar kangren olmadan önler. Pir keza gözü taliplerin üzerindedir. Küskünü dargını barıştırır, barışık bir düzen sağlar. Mürşid, pir, rehber, talipleri sorar, görür; cemde tüm talipler toplanıp birbirinden kişileri tek tek musahipleriyle birlikte sorarlar. Küskün dargın olmayan barışık insan sevgisiyle dolu bir toplum yetiştirirler. En güzel düzen barışık düzendir razılık rıza yolu için ne diyor Melûli Baba:

Etrafına sur’u vermiş

Rıza kapısını kurmuş

İkrar kilidini vurmuş

Kilidini mühürlemiş

İşte o zaman ancak o mührü mühürleyen açar ki o da pirdir, mürşidtir. Huzur dolu bir ortam, köy, kasaba, kent, devlet, dünya olur huzur bulur.