İbrahim Demir

"Adem Atayla Havva'nın, Yaşam İçinde"

Oluşup gelen bir söylenceye göre, Adem ile Havva, birara birbirleriyle iddialaşıyorlar. Bu iddia nefis üzere başlıyor. Adem Havva'ya: "Senin nefsin iyi değil", Havva da: "Senin nefsin iyi değil" diyor. Adem: "Öylese gel toprakta iki küp yapalım, sen nefsini küpe koy, ağzını kapa, ben de bir küpe koyup ağzını bağlıyacağım. Yalnız kimse açıp bakmayacak. Kırk gün sonra beraber açarız" der, anlaşırlar. Nefislerini küplere koyarak bağlarlar.

Hayli bir zaman sonra, kırk gün geçmeden, Havva dayanamaz. Adem'den habersiz gidip kendi küpün ağzını açarki ne görsün? İçinde akrep ve yılanın her çeşitleri var. Kızar. Küpü vurup kırar ki, bunu Adem görmesin. Ardından gidip Adem'in küpünün ağzını açar. Birde ne görsün, bir top nur. Onu tutup salar. Adem akşam eve geldiğinde bakarki Havva'nın küpü kırılmış yoktur. Adem Havva'ya sorar: "Senin küpün yok ne oldu?" Havva: "Kırıldı attım." Adem: "Ne vardı içinde?" Havva: "Hiç bir şey yoktu!“ der. Adem: "Onun içinde akrepler, yılanlar vardı: Kırdın attın.“ deyince, Havva kızar, küser.

Adem Ata tarlaya gider çift sürer. Havva yemek getirir. Adem gözüktümü yemeği orada bırakır geri döner eve gider. Bu bir çok zaman sürer. Adem kendi kendine yakınır: "Ya Rabb! Bu ne çiledir çekiyorum? Havva'nın elinde nereye gideyim ben?" der.

Adem'in zarlanmasından (yakınmasından) sonra, Hakk cennet Hurilerinden Naciye'yi gönderir. Havva sabah kalkar, dışarı çıkar. Geriye dönüp evin kapısında girdiği an bakarki bir dünya güzeli oturuyor. Havva sorar: "Sen kimsin, nereden gelirsin?" O cevaplar: "Ben Meleğim, ismim Naciye. Hakk, cennetinden beni Adem Ataya hizmet etmek için gönderdi.“

Havva daha öğle olmadan Adem'e yemek getirir. Adem hayret eder. Havva yemeği yanına kadar getirmiştir ve öküzlerin çözülmesine yardımcı olmuştur. Yanında oturup, güzel güzel sözlerle konuşmaya başlar. Adem şaşırır ve kendi kendine sorar: "Bunda bir iş vardır elbette, ama nedir?" Havva tatlı konuşmaların içerisinde derki: "Gel benden başkasıyla evlenmiyeceğine yemin et!" Adem düşünüyor, bu dünyada ikisinden başka kimse yoktur ve onun için yemin eder. Adem'in Naciye'nin cennetten geldiğinden haberi yoktur.

Adem akşam eve gelir ve Naciye'yi görür. Ona sorar: "Kimsin, nereden gelirsin?" O cevaplar: "İsmim Naciye, Hakk beni cennettinden sana hizmet etmek için gönderdi." Adem: "Ben yemin ettim, bundan sonra Sit'e hizmet edeceksin" der ve Naciye'yi Sit'e verir.

Aradan zaman geçer ve Naciye hamile kalır. Yalniz karnı çok büyür. Naciye gece gündüz "Bu nedir? Bu kadar büyüme olur mu? Havva'nın elinde kurtulamam" diye ağlar. Kocası Sit'e yalvarır: "Doğum yaklaşıyor, Havva'nın yanında doğum yapmak istemiyorum. Havva'dan korkuyorum, bir beri yabana, yani kimsenin görmiyeceği bir yere gidelim." der.

Birgün sabah erkenden kalkarlar, bir tenha yerde kalırlar. Doğum orada olur. Kırk tane çocuk... İkisi oturup ağlar. Beraberlerinde bir şeyler yokki sarsınlar. Nasıl bakacaklar? Havva'nın dilinden nasıl kurtulacaklar? En sonunda içlerinden birini alır, öbürlerini bırakırlar. Biraz uzaklaşırken 39'u kanat vurup bir ağaca konarlar ve dile gelirler: "Bir taneyi aldınız, bizi bıraktınız, birinin rıskını veren Hakk kırkının da verir." Sit ve Naciye, "Gitmeyin sizi de alalım" derler. "O geçti zamanında bırakmıyacaktınız."

Bir bab'da Kırklar derler, Naciye kavmi.

Hz. Muhammed Kırklar Cemi'ne gittiği zaman içeride olanlar 39'du. Selmani Farisi dışardaydı, üzüm getirdi, işte dolu derler.